Sevgisiz

KUSURA BAKMAYIN, BEN BU FİLMİ SEVMEDİM!

Gazetede yazdığım zaman beğenmediğim filmleri, sanat etkinliklerini yazmıyorum. Sanatçıya belki de haksızlık ediyorumdur, bu benim kişisel görüşüm ve fikrim, bırakıyorum, yolu açık olsun. Bir keresinde uzun uzun eleştirmiştim, bir okurum haklı olarak itiraz etti, madem beğenmedin niye bu kadar yazıyorsun diye! İşte onun için “Sevgisiz”i seyrettikten hemen sonra yazmadım.

Çünkü; ben filmden resmen üşüyerek çıktım. O kadar soğuktu, filmin soğukluğu içime işledi. Yani Rusya’da hava soğuk, insanlar da soğuk, ilişkiler de, ama bu kadar mı diye sarsıldım. Ama işleri sadece sinema eleştirmenliği olan arkadaşlarımın övgülerini okudukça çok mu haksızlık ettim acaba diye filmi tekrar tartmaya başladım.

En son BirGün Gazetesi’nde Cüneyt Cebenoyan’ı okurken, hah işte benim düşündüğüm tam da bu dedim! Ben de yazmalıyım. Cüneyt, benim gazetemde asla yazamayacağım kadar uzun bir yer ayırdığı Sevgisiz’i övmekle yermek arasında gidip geliyordu. Ama sonunda da yere seriyordu!

“Sevgisiz”, Rus yönetmen Zvyagintsev’in seyrettiğim ilk filmi. Çarpıcı bir kaybolma, yok oluş hikayesi anlatmak için yola çıkıyor. Kendisiyle yapılan söyleşiyi de okuduktan sonra filmi daha iyi hissettim. Ama tabii, bu onun başarısının değil, duygularını tam olarak geçiremeyişinin kanıtı.

Alyoşa, 12 yaşında bir erkek çocuk. Annesiyle babası ayrılmaya karar vermiş. Çift, birbirlerinden vazgeçtikleri gibi, tek çocukları olan Alyoşa’dan da vazgeçmiş! Ve o ailenin dağılmasıyla kendisi de dağılan küçük çocuk, üstelik ortada bırakılmışlığını da en acımasız şekilde yaşatan ebeveynlerinden hiçbir sevgi ve ilgi göremiyor. Ve hayatlarından çekip gidiyor!

Kendilerine çoktan yeni eşler bulmuş, yeni hayatlar kurmuş ana ve baba, onun yok oluşunu bile geç farkedip, aslında tam olarak üzülmüyor bile. Gerçekçi bir bakışla, filmdeki herkesin kötü olduğunu görebiliyoruz. İlişkiler yapay. Filme hakim olan soğukluk, duygularda, ilişkilerde, manzarada, her yerde hakim. Anneanne bir cadı! İş yerleri korkunç.

Çocuğun kaybolmasını büyük bir umarsızlıkla karşılayan devlet görevlisi dayaklık! Çocuğun bulunması için devreye giren bir gönüllü grubunun çalışmalarında bile neredeyse sevgi yok, görev bilinci var o kadar.

Morgtaki çocuk Alyoşa mıydı, değilse Alyoşa nereye kayboldu, tek arkadaşıyla saklanmak için gittikleri o metruk okul ne kadar korkunç bir yerdi, sığınacak başka yer mi yoktu?

Ve filmin sonu: hayat farklı kişilerle de olsa, aynı sevgisizlikle devam ediyor! Oscar ödüllerinde “En iyi yabancı film adayı” olan ve Cannes’da Jüri Özel Ödülü alan film, bende de bu kadar etki bırakmışsa demek ki iyi bir film. Ama “Sevgisizlik” bulaşıcı galiba, ben bu filmi sevmedim!

Film notum:

HENÜZ YORUM YOK