“ Tabancayı gösterdiğinde sonradan  patlatacaksın” 

Bu sinema kuralı “The Devil all The Time” (Düş Yakamdan Şeytan) filminde de değişmiyor; ancak kurşunların hedefi doğru adrese gidiyor. Çünkü “bazı insanlar gömülmek için doğarlar” 

İlk kurşun Rahip Teagardin’in (Robert Pottinson);  kiliseye gelen genç kızları Tanrı ve din adına, hipnoz edip  kandırarak  onları iğrenç emellerine alet eden  rahibin “Tanrı’yı hissetmek için ona kendini benim şahitliğimde göstermen gerekiyor, benimle dua et, Tanrı’nın karşısında birlikteyiz” sözleriyle ne olduğunu anlamadan kendini ona teslim eden ve bu dualar sonucunda hamile kalan Lenora’nın (Eliza Scanien) kapı dışarı edilmesinden sonra bu utançla yaşayamayacağı için intihar eden genç kızın ruh katiline, yani Rahip Teagardin’e giden kurşun hedefini bulmuş, bir pislik ortadan kalkmıştır.

İkinci kurşun seri katil Carl’a (Jason Clarke); karısı Sandy (Riley Keough)ile  birlikte otostop yapan erkekleri yoldan toplayıp,  arabayı ıssız bir yere çektikten sonra onları karısıyla sevişmeye zorlayıp fotoğraflarını çeken sapık Carl, daha sonra kurbanlarını öldürerek hiç bir şey olmamış gibi yine karısıyla arabaya binip evlerine yollanırlar. Hedef yine şaşmamıştır; bir pislik daha ortadan kalkmıştır. (Bu arada istenmediği halde, savunma amacıyla kullanılan kurşun da Sandy’i bulmuştur.)

Üçüncü kurşun Şerif Lee’e (Sebastien Stann); diğerlerine göre  daha az çirkinliği olan, belediye başkanı adaylığı için her yolu mübah sayan; kişiliksiz, rüşvetçi, tutarsız bir heriftir. Sandy’nin  ağabeyidir aynı zamanda; kızkardeşinin  birçok erkekle birlikte olduğunu bilmektedir ve  belediye başkanı olma yolunda bacısını büyük bir engel olarak görmektedir. Üçüncü kurşunun muhatabı mecburiyet karşısında hedefini bulmuştur…

Gelelim  silahı elinde tutan asıl kahramana Arvin (Tom holland)!

Son olarak şerifi vuran Arvin,  henüz 20 yaşına merdiven dayamıştır; deyim yerindeyse daha o yaşta feleğin çemberinden geçmiş, defalarca tokadını yemiştir. 

Filmde önce Arvin’in çocukluğu ile tanışırız. Sert erkek olma mirası ona babasından kalmıştır.  Güney Pasifik savaşından dönen baba Willard(Bill Skarsgard), dönüş yolunda uğradığı kafede garson kıza Charlotte’a (Haley Bennett)  ilk görüşte aşık olur; aslında bahsettiğim iki kahramanın orada,  aynı zamanda yolları kesişmiştir. Sandy ve  seri katil  Carl. Kafeden çıktıktan sonra baba evine dönen ve  ailesi tarafından sevinçle karşılanan Willard kasabada kimsesiz kalmış ailenin evlat gibi gördüğü bir kızla evlendirilmek ister. bilin bakalım o kız kimdir? Lenora’nın annesi Helen’dir (Mia wasikowska) Ancak Willard bu evlilik talebini reddederek, birkaç gün sonra mola verdiği kafeye döner ve Charlotte ile evlenip o civarda bir köye yerleşir ve erkek çocukları Arvin dünyaya gelir…

Arvin 9 yaşına kadar ailesiyle bir tepenin başında herkesten uzak hayatını sürdürür, arkadaşlarından dayak yediği vakit babasından azar işitir, ona dövüşmeyi bizzat karısına sataşmak isteyen iki erkeği döverek gösterir. Kendini şeytanla mücadeleye adamış baba şeytanı yenemez, karısını kanserden kaybedince  intihar ederek Arvin’i tek başına bırakır; Arvin büyük annesinin yanına döner, şu tesadüfe bakın ki Lenora’nın din sapığı babası kendi gücünden emin, karısı Helen’i diriltmek amacıyla öldürür ve oradan kaçarken yine tesadüfen otostop yaparken  Carl ile karısının ağına takılır… Lenora da büyük annesinin gözetimi altındayken kendi öz torunları Arvin’in de gelmesiyle aile dörtlenir. Arvin Lenora’yı gerçek bir kızkardeş gibi görür, ona asla yan gözle bakmadığı gibi onu her türlü beladan korumak için babasının gittiği yoldan gider ve Lenora’ya sarkıntılık eden  bütün erkeklerin canını okur; yine de rahip Teagardin’in gazabından koruyamaz, işte o vakit babasından kalan ve ona 18. yaş gününde hediye olarak verilen silahı eline alır ortalığı pisliğe bulandıranları bir bir temizler.

Yönetmen Antonio Campos; 37 yaşında, Amerikalı genç bir yönetmen, Bağımsız Ruh Ödülleri” adaylıkları var ancak henüz ödül alamamış. Filmi genel bir değerlendirme yapacak olursam; yönetmen başlıkları koymuş, güzel ama altını tam dolduramamış. Oysa üç ana öge; din, cinsellik, savaş..Üzerine bir destan yazılmasa da dört başı mamur  bir hikaye bekliyor insan. Savaştan dönen askerin psikolojik travmalarını, din istismarcıların çirkin yüzlerini,  sapıkların ruh hallerini daha detaylı görmek isterdim. Yönetmen yumağı sararkan ipleri dolaştırıyor biraz, dolaşıklığı çözmek de seyirciye kalıyor. Tesadüfler ise gerçeklikten biraz uzaklaşmamıza  sebep oluyor, kalabalık olay silsilesine girilmesi de ayrı bir sorun oluşturmuş.  Böyle bir filmde  olayları daraltıp karakterleri genişletmek gerekiyordu. Anlayacağınız  yüzeysel bir bakışın uzağı görmesi beklenemez. Yönetmen de çok uzağa gitmeden çemberi daraltmış. Keşke o dar çembere bu kadar kahraman koymasaymış, sıkışıklık olmazdı. Ortaya daha yalın bir hikaye çıkardı. Ancak yiğidi öldürüp hakkını vermek gerekir. Söyledikleri ya da söylemek istedikleri çok doğru…

Müzik ve oyunculuklara söyleyecek söz bulamıyorum. 

Anlatıcının araya girip bilgi vermesinden yine bir roman uyarlaması ile karşı karşıya olduğumuzu tahmin etmiştim, araştırdığımda Donald Ray Pollock‘un 2011’de yayımlanan aynı isimli romanından sinemaya uyarlandığını öğreniyorum, tabii kitabı okumadığım için bir karşılaştırma yapmam mümkün değil…

2020 yapımı  “Devil All The Time”Seyredilmeli mi? Evet seyredilmeli. Netflix’de mevcuttur.  


Yönetmen : Antonio Campos

Senaryo : Paulo Campos, Antonio Campos

Görüntü Yönetmeni : Lol Crawley

Müzik : Danny Bensi, Saunder Jurriaans

Oyuncular : Tom Holland, Robert Pattinson, Jason Clarke, Mia Wasikowska, Sebastian Stan, Bill Skarsgård, Riley Keough, Harry Melling, Haley Bennett

ABD / Gerilim-Dram / 138 Dk.

Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here