The King’s Man: Başlangıç / The King’s Man

Hayal kırıklığı ‘diz boyu’!

2014 yılında İngiliz yönetmen Matthew Vaughn, ‘The Kingsman: The Secret Service’ filmiyle, sinemada aksiyon ve mizah arayan sinema severleri tatmin eden bir yapım çıkarmıştı. Köklerini bir çizgi romandan alan bu film, fakir bir ortamdan gelen genç bir adamın ‘Dünyanın savunmasıyla’ (!) sorumlu gizli bir organizasyona girişini ve görev almasını anlatıyor, rahatça akan bir dille aksiyon ve mizah dozunu dengeli bir şekilde tutturuyordu. Bu filmin devamı 2017 yılında geldi ve bu film de sanki aynı özellikleri taşıyan ve ilk filmle ‘uzaktan kuzen’ olma izlenimi veren bir yapımdı.

Bu hafta vizyona giren ‘The Kingsman: Başlangıç’ ise isminin de açık ettiği gibi bir devam veya bir üçüncü adım değil daha çok bir ‘Reboot’ yani hikayeyi yeniden başlatan bir ilk bölüm… Birçok yönetmen ve yapımcının ara ara başvurduğu bu ‘sil baştan’ taktiği aslında zamanında başarı kazanmış filmler için adeta bir ‘can simididir’! Hatırlanacağı üzere birçok sinematografik ve özellikle ticari başarı kazanmış iddialı yapımlar ister istemez devamlarının yolunu açarlar ve göreceli olarak kısa bir süre içerisinde ilk filmin ‘arkası’ gelir.

Ancak (Kingsman’de durum böyle değildi ama) genelde bu devam filmleri başarısız olurlar, ilk filmin başarısına yaklaşamazlar ve zamanla bu ‘seri yapımlar’ ağızda ekşi bir tat bırakarak sonlanır. Dolayısıyla bu filmin yaratıcıları eski ‘ışıltısını’ kaybetmiş, layığıyla devam etmemiş filmleri tekrar ‘ayağa kaldırmak’ için genel hatlarıyla ilk filmin hikayesini tekrar eden ama çok daha rahat bir bütçe barındıran ‘remake’ler’ çıkarırlar ya da ilk filmlerin ana oyuncu kadrosunu değiştirerek hikayeyi ‘sıfırdan’ başlatırlar hatta ilk filmin öncesine (presequel) bile gidebilirler. Bu taktik ‘Batman’ gibi birçok filmde işe yaramıştır.

Ama genelde işe yarayan bu taktik bu yeni ‘Kingsman’ filminde adeta ‘ters tepiyor’! Temiz bir sayfa açayım derken filmini ‘grotestlik’ düzeyine indiren yönetmen, ilk filmlerindeki hassas dengeyi tamamen kaybediyor ve ortaya ne eğlendiren ne de heyecanlandıran, şirazesi kaymış vasat bir yapım çıkıyor.

Birinci Dünya Savaşının hemen öncesinde, ülkeler arasındaki ilişkiler son derece gergindir. Zamanında ‘kahraman’ mertebesine ulaşmış Dük Orlando Oxford geçmişine sünger çekmiş kendini yardım işlerine adamıştır. Tam 12 sene önce bir silahlı çatışma arasında kalan eşini kaybetmiştir ve artık tek hedefi kendisini orduya yazdırmak isteyen oğlu Conrad’ı korumaktır. Bu esnada bir dağın tepesinde konuşlanmış gizli bir örgüt ve bu örgütün başı, ajanlarını Rusya, Almanya, İngiltere ve Amerika gibi savaş sırasında ‘taraf’ olacak ülkelere göndererek gerilimi körüklemektedir. Kingsman örgütü hem bunu engellemek hem de bu esrarengiz adamın organizasyonunu çökertmek için harekete geçecektir…

Harcanan karakterler ve oyuncular…

Filmdeki oyunculuk performansları için ayrı bir paragraf açmamız gerekir ama şimdiden belirtelim ki filmde gözümüze batan ilk noktalardan biri senaryodaki karakter bolluğu, aşırılığı oluyor. Zaten dağınık ve kopuk bir filmde baş karakterler dışında ‘kimin kim’ olduğunu tahmin etmeye çalışıyoruz ancak hikayenin gereksiz bölünmeleri ve anlamsız iniş-çıkışları bunu iyice güçleştiriyor. Her birinin gür bir sakalın ardında gizlendiği ülke başkan/krallarını bir kenara koysak bile ne filmin ‘iyilerinin’ (Kingsman grubu) ne de ‘kötülerinin’ sağlam bir ‘kişilik’ kazanamaması hikayede sürekli ‘başa döndüğümüz’ hissiyatını veriyor.

Üstelik filmde bu basit iyi/kötü ayrımının dışına çıkabilecek ve gerçekten özellikli karakterler çıkarabilecek önemli ve deneyimli bir oyuncu kadrosu mevcut ama başta ana karakter Ralph Fiennes olmak üzere her biri kapasitelerinin oldukça altında, minimum düzeyde kullanılmış gibi duruyor.

Filmin asıl zayıf karnı, bir türlü istediği mizahı daha doğrusu mizah tonunu tutturamaması oluyor. Bu sefer ilk iki filmin senaristi Jane Goldman yerine Karl Gajdusek ile çalışan yönetmen Vaughn hem hikayesini hem de sunduğu olayları çok ‘ciddiye’ alıyor. Bu ciddiyete ara verdiği sekanslarda ise filmi basit bir komiklik gösterisine dönüşüyor.

Özellikle bu tarz filmlerde kahkahaya boğmasa da seyirciyi gülümsetecek anlatım ve hikayeye hoş bir ‘gerçek üstü’ hava verecek atmosfer burada yerin kendini keskin kopmalarla ‘burlesk’ bir havaya bırakıyor. Hatırlanacağı üzere James Bond veya John Wick gibi süper kahramanlar da sundukları aksiyon sahnelerinde insan üstü eylemlerde bulunurlar, bir insanı kolayca öldürebilecek yaralanmalardan sadece ‘omuz silkerek’ kurtulurlar ve en zor durumlarda bile espri yapabilirler. Ama bu ‘ciddiye almama’ tutumu hikayeyi buradaki gibi ‘durum komedisi’ düzeyine düşürmez.

Ciddiyete dönelim!

Filmin tekrar ciddi olma gayretine dönecek olursak… Filmde bir bölümü resmedilen ve kabul etmemiz gerekir ki gerçekçi açıdan sunmak için ciddi emek verildiği belli olan Birinci Dünya Savaşı tabii ki eğlenceli bir şekilde sunulamaz ve bu sekanslarda filmin türü ne olursa olsun bir dram havası gerekir. Ancak bu sahnelerde de basit bir ‘fonksiyonellik’ göze batıyor. Sonuç olarak bu bölümün asıl amacı Conrad karakterinin aslında sandığı gibi savaşın kahramanca ve şiirsel bir yan taşımadığı aksine insanı insanlıktan çıkaran bir kıyım olduğunu anlaması… Bu kadar basit bir ‘çözümleme’ için bu kadar uzun bir sekans gerekir miydi? Tartışılır…

Dram tarzında çok derin ve etkileyici olmadığının farkında olan yönetmen en azından kavga sahnelerinde becerisini göstermeye çalışıyor ve koreografik açıdan belli ölçüde başarılı işler çıkarıyor. Her ne kadar bunlardan bazıları ‘Bu kadar olmaz’ dedirtecek kadar uçuk ve ‘absürd’ (mesela uçurumun kenarında geçen sahneler) dursa da özellikle Orlando ile baş kötülerden biri olan Raspoutine arasında geçen dövüş/dans karışımı sekans akılda kalan bölümlerden biri… Ama işte burada yine mizah katma beceriksizliği ön plana çıkıyor: Biraz ‘şifacı/büyücü’ yanı olan Raspoutine uzun zamandır bacağından yaralı olan Orlando’ya yardım teklif ediyor. Nerdeyse erotik bir havada geçen bir iyileştirme sekansından sonra bu iki karakter gerçek yüzlerini gösteriyorlar ve aralarında kıyasıya bir mücadele başlıyor. Bu sahnelerde Raspoutine klasik yumruk ve tekmelerin yanı sıra Rus danslarını andıran koreografik figürler de yapıyor. Bu kadar komik olabilecek ve karikatürel bir kötü adama karşı Orlando ise son derece ciddi, ölümüne dövüşüyor. Bu örnekte olduğu gibi birçok sekanstaki ciddiye alma(ma) durumu giderek can sıkmaya başlıyor, zaten ‘bulanık’ bir senaryoda iyice kaybolmamıza yol açıyor.

Ulvi amaç yok!

Filmde mesela Kingsman’lerin veya düşman örgütün bilgi almak için kendi üyelerini kolayca bir ülkenin kralının veya başkanının yakın çevresine gönderebilmesi gibi geçiştirilen ve açıklaması imkansız sahneler de bolca mevcut ama canımızı sıkan asıl son nokta filmdeki karakterlerin asıl amacı oluyor: İlk bakışta Orlando ve ekibinin kötü örgütü yenme ve ülkelerine hizmet etme gibi bir hedefleri var ama hikaye ilerledikçe sanki bütün bu operasyonun kişisel bir amaca yaradığını anlıyoruz. Savaşın dengelerini değiştirecek bir ülkenin başkanının ‘seks skandalı’ filmi sanki bütün bu olayların asıl nedeni oluyor. Dolayısıyla filmdeki kahramanların hiçbir ulvi amacı kalmıyor sadece bir adamın kişisel hesabını kapatmaya çalışıyorlar.

Bahsettiğimiz gibi filmdeki oyuncular asgari düzeyde kullanılmış… Usta oyuncu Charles Dance konuk oyuncu gibi şöyle birkaç sahneden sonra kayboluyor. Orlando’nun yakın arkadaşını canlandıran Djimon Hounsou o kadar sıklıkla omuzundan yaralanıyor ki nerdeyse yerden kalkmıyor ve hikayenin asıl Kahramanını oynayan Ralph Fiennes durumu kurtarmaya çalışsa da başarılı olamıyor.

Sonuçta bu yeni Kingsman hem daha önceki bölümleri beğenen hem de bu tür aksiyon filmlerini takip eden sinema severler için esaslı bir hayal kırıklığı!

Ama filmi bizim gibi büyük bir sabırla hatta özveriyle izlemeyi göze alacak sinema severlere bir sözümüz olamaz tabii ki!

Yönetmen : Matthew Vaughn

Senaryo : Karl Gajdusek, Dave Gibbons

Görüntü Yönetmeni : Ben Davis

Kurgu : Jason Ballantine, Robert Hall

Müzik : Matthew Margeson, Dominic Lewis

Oyuncular : Ralph Fiennes, Harris Dickinson, Djimon Hounsou, Tom Hollander, Gemma Arterton, Matthew Goode, Rhys Ifans, Aaron Taylor-Johnson, Daniel Brühl

İngiltere / Aksiyon-Macera-Suç-Casusluk / 130 Dk.

Film notum:
İLEThe King's Man: Başlangıç
KAYNAKThe King's Man: Başlangıç
Önceki yazıDört Dörtlük Buluşma
Sonraki yazıYukarı Bakma

1 YORUM

  1. Bu acımasız eleştiriyi yazan arkadaş galiba çok yorgun bir gününde filmi izlemiş 🙂 Bence yer yer komik, yer yer savaş karşıtlığıyla ciddi, eğlendiren, heyecanlandıran, merak ettiren, şaşırtan, güzel çekimli, neredeyse iki filme yetecek aksiyon ve döğüş sahneleriyle dolu hoş bir filme yazık etmiş.

CEVAPLA

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz