Tut Yüreğimden Anne

Tut Yüreğimden Anne filminin yönetmen koltuğuna 1981 Yalova doğumlu Burçin Aydın ve Bülent Aydoğan birlikte oturmuş. Tut Yüreğimden Anne, iki yönetmeninde uzun metraj ilk filmleri olma özelliğini taşıyor. Tut Yüreğimden Anne, basit bir televizyon filminden öteye gidemiyor ne yazık ki.. Bunda yıllardır Tv dizilerinde çalışmalarının etkisi büyük tabiki. Bu nedenle ikilinin, önlerinde katedecek çok uzun yolları ve yiyecek kırk fırın ekmekleri var. Kendilerini biran önce olumlu yönde güncelleyip geliştirmeleri gerekiyor.

Filmde, iki çocuklu orta gelirli bir ailenin, biri otizmli diğeri sevgiye aç çocukları ile olan ilişkileri hikaye ediliyor. Hikaye, her ailenin başına gelebilecek bir durum. Sağlıklı bir çiftin engelli bir çocuğu dünyaya gelebilir yada sonradan engelli olabilir. Önemli olan bu süreci, Alah’dan diyerek kadere teslim olmadan doğru bir şekilde yönetebilmek. Engellilerin, günümüz dünyasında her alanda, sağlıklı olan bir çok insandan daha çok başarılara imza attıkları tartışılmaz bir gerçek.

Filmde, otizmli doğan küçük kızı annesi bıkmadan yılmadan koruyup eğitmeye çalışırken, çocuğunun hastalığını bir türlü içine sindirip kabullenemeyen baba ve sevgi açlığı çeken oğullarının dramı yürek burkuyor. İnsanların vicdansızlığını anlatmak için konulan dolmuş sahnesini ise bence gereksiz olmuş ve akış içerisinde oldukça sırıtmış. Annenin, otizimli kızının kalabalıktan ürküp bağırması sonucunda onu oturtmak için yer istemesine rağmen yer vermeyen 30’lu yaşlardaki adam ve dolmuştaki diğer yaşlı başlı insanların (çoğu kadın) anneye hakaret etmesi, akabinde dolmuş şoförünün yolcuları rahatsız ediyor diye yolda durup indirmesi bence abesle iştigal. Evet, gittikçe vicdansızlaşıyoruz, yozlaşıyoruz ama henüz o kadar abartıldığı kadar değil. Üstelik, dolmuşun içindekilerin hepsi çoluk çocuk sahibi belli bir yaşın üzerinde insanlar. Türk insanı bu gibi durumlarda hassastır, vicdanlıdır. Bu kadar yerin dibine sokulmamalıdır diye düşünüyorum.

Senaryodan ve kurgudan kaynaklanan hatalar öykünün vurucu olmasının önüne geçiyor. Otizmli çocuğu ve ailesinin yaşamlarını irdelerken esas anlatmak istediği konu olan sevgi açlığına odaklanmakta zorluk çekiliyor. Oyunculuklar ise oldukça abartılı. Halbuki, dram rolü oynamak komedi rolü oynamaktan kolaydır. Bunun suçunu oyunculara yüklemek hata olur. Suç yönetmende. Sen oyunculara nasıl gösterdiysen oyuncular öyle oynar. Bildiğiniz gibi oynayın dersen onlarda abartırlar doğal olarak. Müziklerde bir felaket. Fonda dram müziği vereceğim diyerek Ahmet Kaya’nın şarkısını koymak tuhaf geldi bana. Tut Yüreğimden Anne bestesi de ne yazık ki yüreklerimize dokunup dinleyeni etkileyemiyor. Öyle bir beste olmalı ki film bittiğinde  kulaklarımda yer etsin ve rahatlıkla mırıldanabileyim.

Filmde, oyunculuk olarak beğendiğim tek isim 1998 doğumlu Janberk Nak oldu. Sade ve ışık vaadeden bir oyunculuğu var. Şansı açık olsun kardeşimin.

Sözün özü: Sosyal konulara parmak basan ”Gerçek Kesit” kıvamındaki dram filmlerinden hoşlanıyorsanız bu filmi göz yaşları içerisinde izleyebilirsiniz. Ben hafta sonu ağlamak istemiyorum etrafımızda yeteri kadar dram var zaten diyorsanız diğer seçenekleri değerlendirebilirsiniz.

Film notum:

7 YORUMLAR

  1. Sayın Yazar,sizi federasyon yönetim kurulu ve Vakıf bşk olarak otizmli bir çocuğumuzla toplu taşımaya bindirmeyi talep ediyorum,bir kez binin yada Google da minüsten atılan otizmli yazın,flim sahnesinin ne kadar gerçek olduğunu anlarsınız,bizleri evlatlarımızın engeli değil,toplumun acımasızlığı yormaktadır.Arzu Gökçe/12 yaş otizmli bir kız annesi!
    Todev vakfı Bşk/Odfed yönetim kurulu üyesi

  2. Sayın yazar ben de otizimli bir çocuk annesi olarak sizi engelli ailelerin neler yaşadığını anlayabilmek için bir kaç fırın ekmek yemeğe davet ediyorum. Birgün merak ederseniz rehabilitasyonda ki ailelerle bir konuşun
    Toplu taşımalar parklar kapalı mekanlarda neler yaşıyoruz ve nasıl karşılanıyoruz

  3. Yazar filme ön yargılı yaklaşmış… Maalesef ki minibüs sahnesi gerçek ve yine Kartal hattı minibüsünde yaşanan bir olay. Filmde yine de toplumsal olarak kimseye saldırılmamış ve rencide edilmemiş. Bu yazıyı yazmadan önce rehabilitasyon merkezlerini biraz araştırın, ziyaret edin ve deneyim kazanın.. Hani derler ya uzaktan davulun sesi hoş gelir diye size de öyle olmuş. Eleştirmek kolay, daha iyi bir film yapın o halde sizde!…

  4. Filimin konusu maalesef günümüz toplumunun ciddiye alınacak kadar büyük bir bölümünün hayat hikayesidir ve o zorlukları biz otizimli aileleri yaşıyoruz ve bunların kaleme alınıp gösterilmesi biz otizimli ailelerin yaşadıklarından bi haber olanların ve abartı gibi algılayanların görmeleri için çok önemli bir adım olmuş o filimde gosterilenlerin hepsini bizler abartısız yaşıyoruz ve yıllardır birileri çıksa bizi anlatsa toplum bizi tanisa anlasa diye beklediğimiz bir durum bu ve lütfen gerçeklerle karşılaşmak için ağlamaktan korkmayın çünkü akan bir Damla göz yaşı bir çok ailenin yarasına melhem olabilir yada bir Damla göz yaşını bunca yaraya çok goruyorsaniz bari köstek olup bu gibi gerçeğin aynası olacak projelerin önünü kesmeyin herkesi duyarlı olmaya davet ediyorum hayat her zaman laylaylom değildir

  5. Ahmet kaya nın parçasının, filmin içindeki yeri ile sizin kafanızdaki yeri arasında benzersiz çok büyük farkı var. Siz ne otizmi anlamışsınız ne de filmi ne de hayatı. Siz ne yaptığınızı neyi nasıl eleştireceğinizi bilemiyor musunuz. Bunu yazabilmek, yönetebilmek, oynayabilmek ve topluma sunabilmek sizin basit eleştiriniz kadar kolay değil. Böyle bir konunun iyisi kötüsü olmaz. Eleştirilemez. Yorumlanamaz. Gerçek hikayelerden alındığını anlayamamanız da çok garip. Şu anda çok kötü durumdasınız.

  6. Eleştirmen boş buşunduğu bir sıra eleştirecek birşey bulayım havasında yazmış.Toplum belki fakında değil bay eleştirmen ama epeyce vicdandan yoksun.Minibüs sahnesi tamamen gerçek,keşke sayın eleştirmen az birşey gazete okuma becerisine sahip olabilse,veya medyayı takip edebilseydi.Film ticari kaygılar güdülmeden farkındalık yaratmak için yapılmış harika bir film.Hatta otizmin en yumuşak tarafından bakılmış bile denebilir.Bir otistik çocuk babası olarak yaşadıklarımızı anlatıyor ama epeyce eksik kalmış.Mesela çocuğun acıyı hissetmemesi,kendine zarar vermesi,öfke nöbetleri belki daha iyi verilebilirdi,takıntılar pek filmde görünmedi.Ancak tüm herşeye rağmen iyi niyetle çekilmiş ve bence amacına ulaşmış bir yapım.Emeği geçen tüm herkese sevgiler,saygılar.

  7. Bence ellerinden geldikçe otizimli anlatmaya çalışmışlar gayette çocuklarımızla yaşadıklarından kesitler vardı eksiklerin olması normal çünkü bizim ve çocuklarımızın hikâyesi bir filimle anlatılmaz daha anlatılacak bir sürü hikaye var yapımcılara çok teşekkür ediyorum bu kadar hassas bir konuyu basite almak ve la layık yorumlar yapmak sahibinin kalbinin aynasıdır zorla iyi olunmaz iyilik yürek ister oda herkeste olmayabilir

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here