Üç Veda / Tre Ciotele

BAŞLAMA VURUŞU “ÜÇ VEDA”NIN

45. İstanbul Film Festivali hızlı başladı

Yönetmenin karakter odaklı ve duygusal anlatım tarzını yansıtan, kayıp ve insan ilişkileri üzerine yoğunlaşan başarılı bir psikolojik dram olan filmde, 7 yıllık bir beraberlikten sonra birbirlerine uzak düşen bir çiftin üzerinden etkileyici ve özgün bir hikaye anlatılıyor. 2023’te hayatını kaybeden Michela Murgia’nın kitabından senaryolaştırılan film, özünü sevgide bulan, geride bıraktığımız tatlı, insanca şeyleri merkezine alıyor.

OrtaKoltuk Puanı:

 

45. İstanbul Film Festivali’nin Lütfi Kırdar Salonunda yapılan Açılış Galasında davetliler İsabel Coixet’in “Üç Veda / Tre Ciotole” adlı filmini izledi. Film, yönetmenin karakter odaklı ve duygusal anlatım tarzını yansıtan, kayıp ve insan ilişkileri üzerine yoğunlaşan başarılı bir psikolojik dram. 2023’te hayatını kaybeden Michela Murgia’nın kitabından sinemaya uyarlanan film, özünü sevgide bulan, geride bıraktığımız tatlı, insanca şeyleri merkezine alıyor. Senaryo, yönetmen İsabel Coixet’in de aralarında bulunduğu üçlü bir ekibin elinden çıkma. Sessizliklerin ön planda tutulduğu, gündelik hayatın şiirselliğini yansıtan film, düşünceki ve malankolik bir meditasyon kıvamında. “Üç Veda”nın ele aldığı konu göz önüne alındığında beklenmedik derecede aydınlık, umut dolu bir film olması şaşırtıcı. Festivalde “Üç Veda” başlığı altında izlediğimiz filmin orijinal adı “Tre Ciotole” “üç çanak” anlamına geliyor. Filmin ilk sekansında gereksiz bir tartışmaya yol açan “üç çanak”ı film boyunca kadın kahramanımızın yemekte tercih ettiği kaplar olduğunu ve filmin duygu yüklü final bölümünde de görüyoruz.

Film, hayatlarının farklı dönemlerinde olan birkaç karakterin yollarının kesişmesini ve her birinin kendi veda sürecini anlatıyor. Film, Marta (Alba Rohrwacher) ve Antonio (Elio Germano) çiftinin önemsiz gibi görünen bir tartışma sonrasında ayrılmalarını konu alıyor. Filmde vedalar, bir ilişkinin sonu, bir yakının kaybı, ya da geçmişle hesaplaşma gibi farklı şekillerde ortaya çıkıyor. Marta, ayrılığa kendi içine kapanarak tepki veriyor. Yüselen şef Antonio ise kendini işine adıyor. Ancak Marta ile ilişkisini bitiren kişi olmasına rağmen onu unutamıyor gibi görünüyor. Ayrıldığı sevgilisinin ardından iştahını kaybeden Marta, kısa sürede bunun ayrılık acısından çok sağlığıyla ilgili olduğunu farkeder. Bu vahim durum herşeyi, yemeklerin tadından dinlediği müziklere, hissettiği arzudan yaptığı seçimlere herşeyi değiştirir; çünkü hayat gerçekten kısadır. Filmin işlediği temalar arsında vedalaşma, ölüm, geçmişle yüzleşme, duygusal bağlar, aşk, hastalık var. İsabel Coixet’in sinemasında sıkça gördüğümüz gibi, film büyük olaylardan çok karaterlerin iç dünyasına ve duygusal kırılmalara odaklanıyor.

Filmin senarist üçlüsü, 7 yıllık bir beraberlikten sonra birbirlerine uzak düşen bir çiftin üzerinden etkileyici ve özgün bir hikaye anlatıyor. Terkedilmenin acısından sonra sağlık açısından hayatının en büyük dramını yaşayan Marta’nın güçlü karakteri, partnerini kaybetmenin acısını yaşayan Antonio’nun pişmanlığını bu senaryo inandırıcılıkla işliyor. Çok başarılı insan portreleri çizen senaryo bizlere, çok kişinin hayatına dokunan spor hocası Marta’yı, usta aşçı Antonio’yu, Marta’nın fedakar kızkardeşi Elsa’yı (Silvia D’Amico), Marta’ya olan aşkını gizleyen meslektaşı Agostino’yu (Francesco Carril) sevdiriyor. Film, patronu Antonio’ya hayranlığını gizlemeyen genç, güzel garson kızla bir kaçamak yapması gibi ucuzluklardan uzak duruyor. Duygusal sömürüden de uzak duran son derece dürüst olan bu film, yüreklere hitap eden öyküsüyle, içten ve duygu yüklü içeriğiyle etkileyici olmayı başarıyor. Ayrılık acısı travmasının ardından Marta’nın yaşadığı diğer bir yıkımda, film melodramın tuzağına düşmekten uzak durabiliyor.

MELANKOLİK BİR MEDİTASYON

Abartıdan kaçan bir yönetmen olarak İsabel Coixet, sessizlikleri, küçük anları ön plana çıkarıyor. Film insan ilişkilerini işlerken karakterler arasındaki kırılgan bağlara önem veriyor. Genel anlamda hüzünlü, melankolik olan film düşündürücü bir atmosfere sahip. Özünü sevgide bulan “Üç Veda”nın Marta’sı için için Coixet: “O acı verici bir ayrılığın ortasında ve kaçınılmaz olanla yüzleşiyor. Ama o, yalvaran ya da uzlaşma arayan bir kadın değil, güneşin başka bir yerde doğacağını bilen bir kadın. Marta’nın yolculuğunu günümüz Roma’sının şefkat ve duyguyla tasvir etmek istedim; çünkü kendisi bize vedada bile zerafet olduğunu, kederde bile bir neşeye şey olduğunu gösteriyor” diyor. Roma’ya yazılmış bir aşk mektubu olarak görünen film, garantisi olmayan bir geleceğe duyulan nostaljiyi kutluyor, boşluğun içinde dahi umut vaad ediyor. Roma’nın kartpostalleri süsleyen turistik yerlerinden hiçbirini kullanmadan, film bizleri bisikletinden hiç inmeyen Marta eşliğinde Roma sokaklarında keyifli bir yolculuğa götürüyor. Karakterler hayatlarında kapanmamış hesaplarla yüzleşirken, hem kendileriyle hem birbirleriyle bağ kurmaya çalışırlar.

Filmin senaryo ekibi lineer olmaktan ziyade parçalı bir anlatımı tercih etmişler. Film farklı perspektiflerden ilerleyerek “veda” kavramını işliyor. Kadın karakterlerin güçlü iç dünyasına odaklanan film, minimal diyalog kullanımı, iç diyalogları ve sessiz anlarıyla öne çıkıyor. Coixet’in mizansenindeki duygusal ve şiirsel anlatımındaki sade görsel dile, görüntü yönetmeni Guido Michelotti doğal ışıklı görüntüleriyle destek veriyor. Bazı eleştirmenler, yer yer klişelere başvuran, temaları yüzeysel işlediği gerekçesiyle filmin Murgia’nın romanının derinliğini yakalayamadığını yazdılar. Filmi çok dokunaklı, derinlikli, incelikli ve içten bulan eleştirmenler de oldu, duygusal olarak yeterince derinleşemediğini düşünen, yeni bir şey söylemeyen, zayıf bulanlar da. Oyuncu kadrosunda başrolleri paylaşan iki oyuncu başarılı performanslarıyla öne çıkıyorlar. Ablası Alice Rohrwacher’in filmlerinden tanıdığımız, Venedik Film Festivallerinde 4 kez En İyi Kadın Oyuncu Ödülleriyle taçlandırılmış Toskanalı Alba Rohrwacher (47), Marta’nın duygusal karmaşasını aktarmada ve acısını içine gömüp çevresine yaşadığı yıkımı hissettirmemede başarılı. Çoğu eleştirmene göre Elio Germano’nun performansı filmi ayakta tutan unsurların başında geliyor. İtalyan aktörün Berlin’den “Saklanmak İstedim / Volevo Nascondermi” ile En İyi Erkek Oyuncu Gümüş Ayı ve Cannes’dan “Hayatımız / La Nostra Vita” ile En İyi Erkek Oyuncu Ödülleri var.

1960 yılında Barselona’da doğan Katalan yönetmen, senaryo yazarı, belgesel ustası İsabel Coixet’in en bilinen filmleri “Bensiz Hayatım / My Life Without Me”, “Kelimelerin Gizli Dünyası / The Secret Life of Words” ve “Sahaf / The Bookshop”tur. Duygular, hisler ve varoluşsal çatışma temalarına bağlı, kendine özgü görsel tarzı olan çok yönlü bir film yapımcısı olarak, İsabel Coixet feminist bir Katalan auteur olarak tanınıyor.

Yönetmen : İsabel Coixet

Senaryo : Enrico Audenino

Görüntü Yönetmeni : Guido Michelotti

Kurgu : Jordi Azategui

Müzik :

Oyuncular : Alba Rohrwacher, Elo Germano, Francesco Carril, Sarita Choudhury, Silvia D’Amico, Galatea Bellugi

İtalya-İspanya / Dram / 120 Dk.

CEVAPLA

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz