Yaşamak / Living

Bu hafta sinemalarda gösterime giren “Yaşamak” uyarlandığı filmin altında ezilmeyen, dönemin ruhunu senaryosundaki Kazuo Ishiguro’nun başarılı ve özenli dokunuşları ile hemen hissettiren ama en çok da başrol oyuncusu Bill Nighy’in müthiş oyunculuğu ile kaçırılmaması gereken yapımlardan ve de son haftaların kesinlikle en iyilerinden…

OrtaKoltuk Puanı:

 

“…Yani, nasıl ve nerede olursak olalım

Hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak…” N.Hikmet/1948 (Yaşamaya Dair)

Bu hafta vizyona giren ve yönetmenliğini Oliver Hermanus’un yaptığı “Yaşamak”, gerek sinema klasikleri meraklıları gerekse de senaryosunda Nobel ödüllü ünlü yazar Kazuo Ishiguro’nun imzasının olması nedeni ile edebi eserleri okumaktan hoşlananlarca da uzun süredir beklenen yapımlardan. Neden sinefilleri bu kadar ilgilendiriyor dersiniz? Çünkü film, sinema tarihinin dehâlarından Akira Kurosawa’nın 1952 yapımı “Ikiru” filminden uyarlanma.

Ikiru filmi, uzun süre önce eşini kaybeden Kanji Wetanabe’nin Japonya toplumunun kimi yalnız kalma ve topluma gittikçe yabancılaşma temalarını başarı ile sunması ile tam bir klasik sayılmakta. Hermanus’un 2022 yapımı “Yaşamak” filmi ise bizi 1953 yılı Londra’sına götürüyor…

Dünya prömiyerini 2022 yılında Sundance Film Festivali’nde yapan film, Venedik Film Festivali’nde özellikle oyunculuk performansı ile eleştirmenlerin övgüsünü almıştı. Aynı zamanda 95. Akademi ödüllerinde En İyi Erkek Oyuncu ve Uyarlama ödüllerine aday olduğunu da ek olarak belirtelim.

Konuya gelirsek : Londra Belediyesi İmar Bölümü’nde önemli bir pozisyonda yer alan Rodney Williams (Bill Nighy), diğer mesai arkadaşları ile olan ilişkilerinden sosyal yaşayışına kadar hep belirli bir mesafede bulunan, tipik bir bürokrat görünümündedir. Fötr şapkasını asla çıkarmayan, donuk diye tabir edilen, eşini uzun süre önce kaybeden, oğlu ve gelini ile birlikte yaşayan bir kişidir. Kendisinin belki de tek sosyal uğraşısı haftanın belirli günlerinde gittiği sinemadır sadece.

Film bize 1950’ler taşrasından merkeze gelen bir tren eşliğinde işe yeni başlayan Wakeling (Alex Sharp) gözü ile kısa bir süre Williams’ı ve bulunduğu belediye ortamının o boğucu havasını hemen gösteriyor. İçlerinde en eğlencelisi, herkese bir lakap takan, hatta Williams’a bile “Bay Zombi” diyen Margaret’tır. Williams rutin muayenelerinden birinde mide kanserine yakalandığını ve en fazla altı ay ömrü kaldığını öğrenir. Bu üzücü haber ile yıkılan Williams, akşam evine gittiğinde oldukça duyarsız oğlu Michael ile gelini Fiona’ya bu durumu anlatmak ister. Ancak onların gündemi farklıdır. Ertesi gün birikimlerinin yarısını çekerek bir cafe’ye gittiğinde orada kulak misafiri olduğu yazar Bay Sutherland’la (Tom Burke) tanışır. Önce intihar etmeyi düşünen Williams, o gece Sutherland’la kasabada çeşitli eğlencelere katılır. Hatta kendisi ile özdeş fötr şapkasını geleneksel ve biraz da o ağır havasını silen melon şapka ile değiştirir.

Birkaç gün işe gitmeyen Williams’ın bu durumu özellikle iş çevresinde merak uyandırır. Zira oldukça dakik olan, asla işten erken çıkmayan Williams şimdi işe gelmemektedir. Kendi hayatını sorgulayan ve tekdüze bir yaşantının ıstırabı ile acı çeken Williams bir süre sonra işten ayrılan Margaret ile karşılaşır. Ona yemek ısmarlar, sinemaya giderler. Ancak aralarında bu kadar yaş farkı olan Margaret ile olan bu gezintileri çevrede bazı lafların çıkmasına da neden olur. Bir süre sonra Williams’ın bir türlü hastalığını söyleyemediği oğlu ile sorunu büyür ve evden de ayrılır. Ve final kısmına doğru Bay Williams’ın bu değişiminin kendisine olan etkileri ile eskiden çok umursamadığı kent yaşamındaki çocuk parkı açılmasına katkısına kadar yaşam uğraşısındaki kimi değişimleri görmek mümkün olacaktır…

Oscarlık Performansın Adı : Bill Nighy

Buraya kadar anlatılan hikâyede hele hele “Ikiru” filmini izleyen okurlar açısından bilindik bir tema bulmamız mümkün. Ömrü az kalan ve bunu en iyi şekilde değiştiren çok çeşitli anlatımları gerek yabancı filmlerde gerekse de yerli ve özellikle de Yeşilçam filmlerinden hemen anımsamamız mümkün. Ancak bu son çevrim, sanırım senaryodaki Kazuo Ishiguro’nun o romantik diline aşina olanların da hak vereceği üzere oldukça duygusal dokunuşlara sahip.

İnsanı hislendiren o kadar çok yönü var ki. Williams’ın yaşlılık halinde artık tek başına kalması, oğlu ve gelininin kendisi ile yaşadıkları iletişim sorunlarından, Williams’ın neredeyse bitme arifesinde olan ömründe tek sığınağı olan Margaret ile olan sevgi temelli ilişkisinin zorluklarına değin, çok dokunaklı sahneler var. Ve bunu da üstelik 1950’lere mahsus bir çekim tekniği ile gösterme başarısını sağlıyor. Ancak filmin bence en büyük artısını haklı olarak Akademi Ödülleri’nde en iyi erkek oyuncu adayı olan Bill Nighy’in olağanüstü oyunculuğunda aramak gerek. Gerçekten de canlandırdığı yaşlı karakterinde hastalık öncesindeki o hislerini dışa aksettirmeyen hali ile onu sunması, hastalık sürecinin öğrenilmesi ile sonrasındaki karakter değişimini sunmadaki başarısı kendi fötr şapkasını attığı gibi bizim de şapka çıkartmamızı gerektirecek denli başarılı…

Bu hafta sinemalarda gösterime giren “Yaşamak” uyarlandığı filmin altında ezilmeyen, dönemin ruhunu senaryosundaki Kazuo Ishiguro’nun başarılı ve özenli dokunuşları ile hemen hissettiren ama en çok da başrol oyuncusu Bill Nighy’in müthiş oyunculuğu ile kaçırılmaması gereken yapımlardan ve de son haftaların kesinlikle en iyilerinden…

Yönetmen : Oliver Hermanus

Senaryo : Kazuo Ishiguro, Akira Kurosawa

Görüntü Yönetmeni : Jamie Ramsay

Kurgu : Chris Wyatt

Müzik : Emilie Levienaise-Farrouch

Oyuncular : Bill Nighy, Aimee Lou Wood, Alex Sharp (II), Adrian Rawlins, Oliver Chris, Michael Cochrane, Zoe Boyle, Tom Burke, Lia Williams, Richard Cunningham, Patsy Ferran, Ffion Jolly, Anant Varman, Jessica Flood

İngiltere / Dram / 102 Dk.

CEVAPLA

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz