Yola Devam / Hıt The Road

Oğul Panahi’den İlk Uzun Metraj Film…

Yol hikâyeleri gerek sinemada gerekse edebiyatta devamlı kendine yer bulan bir alan. Zira yola çıkanlar, eve el sallayanlar sadece mekânları terk etmezler. İnsanın kendisi ile hesaplaşmasına da olanak verir bu durum. Birey bazen kendisini bile bırakmak ister. Ama genelde hayal kırıklıkları ile doludur. Zira giden yine kendisidir ve kendinden çoğu kez kaçamaz. İşte o zaman artık bir kendisiyle baş başa kalma ve hesaplaşma süreci başlar. Kafanın dayandığı otobüs camları ne sırlar taşırlar. Öte yandan bırakılanlar için de özlem ve pişmanlık gibi en insani duygular daha da belirgin hale gelir. İnsana dair bu gibi “deruni” hisler son dönem ülke sinemaları içinde en fazla İran Sineması’nın ilgisini çekti.

İran Sineması, özellikle de İran İslâm Devrimi sonrasında sansürün de belli bir etkisi ile içe döndü ve bunu derin Farsi kültür ve özellikle de şiiri ile hemhal kıldı. Edebiyatın ve sinemanın en kıskanılası güzelliklerinin İran’dan çıkması bu bakımdan tesadüfi değildi. Kadim kültürün izleklerinin hangi şartlar olursa olsun ortaya çıkmak gibi kötü (tabi ki güzel) bir huyu var. Ne kadar baskı olursa olsun. İşte bu baskıyı farklı biçimsel denemelerle yok eden önemli yönetmenlerden birisi de “Taksi/ Tahran“, “3 Hayat“, “Çember“, “Beyaz Balon“, “Ayna” gibi dev yapımları ile tanıdığımız Cafer Panahi‘ydi (D. 1960-Miyane) kuşkusuz. Özellikle 2015 yapımı “Taksi/Tahran” alışılagelen mekân ve zaman kullanım biçimlerini ters yüz etmişti. Ve buraya sansür giremedi. İşte bu hafta sinemalarda maalesef çok az salonda gösterime giren “Yola Devam” filmi, hem bir yol hikâyesini barındırması hem de yönetmeni Panah Panahi‘nin (1984) Cafer Panahi‘nin oğlu olması nedeni ile ilgi çekici bir yapım. Ne de olsa babası büyük bir yönetmen olunca oğlundan da aynı kaliteyi bekliyorsunuz. Panah Panahi‘nin, Cafer Panahi‘nin oğlu olması bir şans ama aynı zamanda ondaki beklentiyi yüksek kılması bakımından da biraz kendisi için tabi ki gerginlik nedeni…

Daha Gidilecek Çok Yol Var…

Geçen sene ilk gösterimini Cannes Film Festivali’nde “Yönetmenlerin On Beş Günü Saygı” Bölümünde yapan ve eleştirmenleri ikiye bölen “Yola Devam“, Tahran’nın kuzeyine doğru yola çıkan dört kişilik bir ailenin yol hikâyesini izleyenin önüne seriyor. Arabayı engebeli yollarda sürüp Urmiye’deki sınır köylerine ulaştırmaya çalışan büyük oğul (Amin Simiar) oldukça sessiz, ümitsiz ve yer yer anne ve babasına karşı hırçınlaşan birisi. Yanında gördüğümüz anne (Pantea Panahiha) ise değişken bir ruh haline sahip. Bazen esrik benzeri haller sergiliyor ve muzip hareketlerde bulunurken bazen de melankolik karamsarlıklara kapılan yapıda biri.

Ayağında alçı olan baba da (Hasan Majuni) anne kadar garip. Küçük oğlan (Rayan Sarlak) içlerinde en konuşkanı ve tam bir çizgi film kahramanlar dünyasını kendine örnek alan birisi. Özellikle de Batman’i. Bunların ardlarında evlerini satıp, köpeklerini terk edecek kadar gözlerini kör eden neden büyük oğullarının hayallerinin ancak Avrupa rüyası ile mümkün olacağını düşünmeleri. Zaten film fon olarak sürekli batı klasik müziğini dış ses olarak kullanması ile bu etkiyi sağlamaya çalışıyor. İşte tam da bu noktada bence filmin ayarı bozuluyor.

Gerek Abbas Kiyarüstemi (d. 1940- ö. 2016) gerekse daha genç jenerasyondan Asghar Farhadi (d. 1972) ve baba Panahi’nin sinemasına göz attığımızda kadim Fars halkı ile onlarla bütünleşen Azeri ve Kürtler’in dertleri, temaşaları yine İran kültüründen beslenerek kendine yer buluyordu. Farhadi’nin Batı’da çektiği bir iki filmi dışta tutarsak bunlar hep otantik İran kültürünün en has ürünleriydi.

Yönetmenin ülkemizde de gösterilen son filmi “Kahraman“ın Şiraz’da Antik Pers arkeoloji alanlarında geçmesi tesadüf değildi. Ancak “Yola Devam“da ülkeyi bize yabancılaştıran oldukça teatral, inandırıcılıktan yoksun diyalogları ve de çekim teknikleri ile özellikle de batı form müziklerinin kullanımı bende filme daha en başlarda mesafeli durmama neden oldu. Annenin, babanın ve küçük çocuğun hareketleri, konuşmaları ve dertleri kesinlikle İran halkının kendinde bulacağı özellikler değil. İronik ya da kimi metaforlu anlatım biçimini benimsediğinden yapıma “olmamış” demiyorum. Aksine bunu en radikal uygulayan Kiyarüstemi filmlerinde bu yabancıl hissi duymazsınız. Ya da baba Panahi’de sinefillere göz kırpmak adına bir yığın gevezeliği görmezsiniz, filmleri o halk kadar sıcaktır. Ancak bu filmde ne sansür ne de insanların kaçması ya da otoriter yapının kitle ve bireyler üzerindeki etkisi tam olarak hissedilmiyor.

Ülkenin terk edilmesinin geriye kalanlar bakımından modern dünya ile hesaplaşma biçimi izleyene bir his olarak geçmiyor. Üstelik kullanılan uzaktan çekimler ya da araya serpiştirilen Urmiye köyleri ya da bisikletli insanlar da filme dair soğukluğu gideremiyor. Hele hele köpeği iskemleye bağlama ya da babanın kaza geçiren bisikletli gence karşı o sinir bozucu tutumu da bence abartılarla yüklü. Sıklıkla işlenen yol hikâyesi konusunun özgün bir içerikle senaryolaştırılması gerekirdi. Final bölümü ise tam bir klip çekimi ile amaçsız olarak serpiştirilmiş. Ve de filmde Kubrik‘in “2001: Uzay Yolu Macerası” filminin isminin geçirilerek ve uzay kısmı da ilavelendirilerek filmin gereksiz olarak “sanat sineması” sevenlerine birer bonus olarak sunulması da tuhaf geldi. Bu bakımdan oğul Panahi‘nin tıpkı kahramanları gibi gideceği daha çok yol var. Ancak yine de ilk film olması itibariyle belli bir kalitenin de tutturulduğunu hakkı teslim anlamında söylemeliyim.

Çekim teknikleri, karakterlerin ekrana yansıma biçimi, Urmiye’nin engebeli ve biraz da bizdeki peribacaları gibi görkemli görünümünün yansıtılması ve de oyunculukları bakımından belli oranda alkışı da hak ediyor. Filmin ileri sahnelerinde Türkiye’ye yaklaştıkça Türkçe/Azerice karışımı, bizim kulağa aşina çok cümleye denk geleceğiz.

“Yola Devam”, Panah Panahi’nin babası gibi iyi bir yönetmen olarak film çekebilmesi bakımından “yola devam” etmesi gerektiğini işaretliyor. Ülkemizde içlerinde ağırlıkla gençlerin de bulunduğu İran sinemasının sıkı takipçileri için kısmen yadırgatıcı bulunabilecek “Yola Devam” ilk film olmanın zaaflarını ve acemiliklerini taşısa da her şeye rağmen yine de görülmeyi hak eden bir çalışma…

Yönetmen / Senaryo : Panah Panahi

Görüntü Yönetmeni : Amin Ja’fari

Müzik : Payman Yazdanian

Oyuncular : Hassan Madjooni, Pantea Panahiha, Rayan Sarlak, Amin Simiar

İran / Dram / 93 Dk.

OrtaKoltuk Puanı:

CEVAPLA

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz