Geçmişi unutmak için zaman yok!

Evet… Epeyce bekledik ama sonunda yeni James Bond filmine sinema salonlarında kavuştuk! Yaklaşık bir buçuk sene önce gösterime girmesi beklenen ama malum şartlardan dolayı çıkış tarihi sürekli ertelenen, ötelenen ve yenilenen son James Bond filmi kuşkusuz birçok sinemasever için senenin en beklenen ve merak edilen filmlerinden biriydi: neredeyse 60 sene önce (sinema dünyasında) ‘doğmuş’ bir efsanevi ajan geri dönüyordu, değindiğimiz gibi bu ‘tamamlanmış’ filmi uzunca bir süredir bekliyorduk ve son James Bond’u yani Daniel Craig’i beşinci ve son kez bu rolde izleyecektik!

Yeni bir James Bond filmi açıklandığında başta hayranları olmak üzere birçok sinemaseverin içinde bir merak duygusu uyanır. Ancak bu merak bizce ufak bir endişe hissiyatı da taşır çünkü, 24 filmdir süren (‘Never say Never again’ filmini saymazsak) bu ‘saga’ aksiyon ve heyecan açısından hiç taviz vermese de kendini ‘yenilemek’ açısından eksikler taşıyabilir. Her filmin yönetmeni genelde değişir, başkahramanımız Bond bile (şimdilik!) altı değişik oyuncu tarafından canlandırılmıştır ve filmde sıkça kullanılan elektronik aygıtların döneme uygun olması gerekmektedir.

Peki, bu yeni Bond filmi, bu kadar uzun süre sabretmemize değiyor, beklentilerimizi karşılıyor ve yine de kendine özgü yeni bir tat taşıyor mu?

Cevabımız büyük ölçüde ‘Evet!’

Craig dönemi ve getirdikleri…

No time to Die’ aslında diğer Bond filmlerinden çok değişik bir senaryo şablonu taşımıyor: yine güçlü ve tehlikeli bir isim dünyaya zarar vermek için bir plan yapıyor, yine artık ‘hırpalanmış’ ve zaman zaman çalıştığı teşkilattan dışlanmış olan Bond göreve çağrılıyor ve yine bu süreç birçok nefes kesen arabalı takip, silahlı çarpışma, tehlikeli düşmanlar ve güzel kadınlarla süsleniyor!

Ancak bu sefer senaryonun öncellerinden ayrılan önemli bir noktası var: hatırlanacağı üzere Bond bir önceki filmde baş düşmanı, Spectre örgütünün başı Ernst Blofed’i (Christoph Waltz) alt etmiş olduğu için bu sefer yeni bir düşman olan Lyutsifer Safin’e (Rami Malek) karşı savaşa girişiyor. Safin her anlamda yeni ve bağımsız bir düşman çünkü kendisi Blofeld’in de karşısında!

James Bond’un Craig dönemi, ‘Casino Royale’ (2006) filminden başlayarak çok ciddi değişimler gösterdi: Craig, her ne kadar efsanevi ajanın lüks yaşamından, favori içkisinden (Votka martini), araba tutkusundan ve çapkın tavrından fazla taviz vermese de Bond’u giderek daha insani, daha gerçekçi ve daha ‘kırılgan’ görmeye başladık. Craig, ölümcül olabilecek çok ağır yaralanmalardan sadece ‘omuz silkerek’ kurtulmuyordu. Aşağı yukarı her filmde onu en kritik noktalarda kurtaran ‘gizli silahlar’ (Q’nun buluşları) giderek azalmıştı ve belki de en önemlisi Bond hayatındaki gerçek aşkı sonunda tek bir kadında Vesper Lynd’de (Eva Green) bulmuştu. Bond’daki bu fiziksel ve duygusal değişimin yakın çevresini de etkilemesi kaçınılmazdı ve sonuç nitekim böyle oldu!

Kadın karakterlerin hakimiyeti…

Bu dönemde (aslında daha önceden başlayan) Craig’in patronu M’in bir kadın olması (Judi Dench) ayrıca dikkat çekiciydi. Genelde ofis masasının arkasından kalkmayan, Bond’a gizliden aşık, sekreter Moneypenny tamamen fiziksel bir değişim geçirerek etkili bir ‘saha ajanı’ oldu ve Bond’un yanında genelde ‘aksesuar’ gibi duran güzel kadın karakterler giderek daha etkin rollere soyundular.

Öte yandan bazı yan karakterler de kendi çaplarında bir değişim yaşadılar. Dench’ten sonra patron M tekrar bir erkek karakter oldu. Bond’a birbirinden ilginç silahlar veren yaşlı Q ise ‘emekliliğe’ ayrıldı ve yerine çok daha genç bir karakter geldi.

No time to Die’nın göze çarpan özelliklerinden biri de filmin önceki Craig dönemiyle olan ‘organik’ bağlantısı oluyor. Bond filmlerinde genelde her serüven birbirinden bağımsız, biraz ‘sil baştan’ tarzında başlarken burada Bond adeta eski hayatından kalan ‘artıklarını’, pişmanlıklarını, hatalarını temizlemeye çalışıyor: Filmin başlarında, bir diğer büyük aşkı Madeleine ile beraber mutlu ve ‘sağlam’ gözükse de zaman ilerledikçe bunun sadece bir ‘vitrin’ olduğunu ve kahramanın yaşadığı psikolojik ‘enkazdan’ asla tam olarak kurtulamadığını anlıyoruz.

Film, Bond karakterindeki bu ‘çatlakları’ çok iyi bir şekilde kullanıyor: Bond’un artık özel ajanlıktan ayrılmasının nedenini basit bir ‘sıkıntı’ veya ‘yorgunluktan’ ziyade eski aşkı Vesper’i unutamaması, (çift taraflı çalışma ihtimali olan) Madeleine’e asla tam olarak güvenememesi ve eski düşmanının aktif olarak olmasa da bir başka düşmanı ‘hortlatması’ gibi travmalara bağlıyor.

Bütün bunların yanında filmde ciddi anlamda bir kadın karakter hakimiyeti de mevcut. Daha önceki filmlerde genelde kahramanın kendileriyle ‘zaman geçirdiği’ Bond kızları burada ‘kullanılmıyorlar’ adeta olaylara ‘yön veriyorlar’! Değindiğimiz gibi Moneypenny çok ayrı bir konuma gelmiş durumda, operasyonun bir bölümünde Bond’ a yardım eden Paloma son derece profesyonel davranıyor. Özellikle Bond ayrıldıktan sonra onun yerine geçen ajan Nomi, kahramanımızla özdeşleşen 007 numarasını bile almış!

Daniel Craig’e yakışır bir veda!

Filmdeki baş düşman Safin de açıkça ‘beklenmedik yerden’ vuruyor! Rami Malek tarafından başarıyla canlandırılan Safin, önceki birçok Bond filminde olduğu gibi kahramanı kas gücüyle, acı kuvvet ile değil daha çok onu en zayıf yerlerinden yakalayarak adeta ‘kırmaya’ çalışıyor. Bond’un üzerinde kurduğu psikolojik baskı, zaten ‘yönünü şaşırmış’ kahramanı daha da zor, savunmasız bir duruma sokuyor. Filmin pandemi’den önce çekilmiş olduğunu düşünürsek Safin karakterinin silah olarak öldürücü bir virüsü kullanması ise herhalde acı bir tesadüf!

Bond filmlerinin özünden kopmasa da kendi içinde yenilikler getiren bu filmde, yönetmen Fukunaga gerçekten unutulmaz sahneler sunuyor. Bazı görüntüler zaman zaman biraz kartpostal gibi koksa da (özellikle İtalya’da geçen) genelde filmin ağır, kasvetli ve oturaklı havasına uyan etkileyici kadrajlar yakalanıyor. Belki biraz iddialı kaçacak ama bizce yakın tarihteki en ‘olgun’ ve en ‘eksiksiz’ Bond filmiyle karşı karşıyayız.

Ancak yine de ‘No time to Die’nın en önemli başarısı, daha önce dört Craig Bondlarını toparlamasında yatıyor. Sanki önceki dört filmde Bond’un ‘ucu açık’ veya ‘şüphede’ bıraktığı her olay veya tepki bu filmde, aceleye gelmeden yerli yerine oturuyor.

Sonuçta Bond filmlerinde Craig dönemi bittiği için biraz hüzünlüyüz ancak kuşkusuz oyuncunun bu efsanevi karaktere vedası gurur duyacağı bir şeklide oldu!

Yönetmen : Cary Joji Fukunaga

Senaryo : Robert Wade, Neal Purvis, Cary Joji Fukunaga, Phoebe Waller-Bridge

Görüntü Yönetmeni : Linus Sandgren

Kurgu : Tom Cross, Elliot Graham

Müzik : Hans Zimmer

Oyuncular : Daniel Craig, Rami Malek, Ralph Fiennes, Léa Seydoux, Lashana Lynch, Ben Whishaw, Naomie Harris, Billy Magnussen

ABD / Aksiyon-Macera-Gerilim-Suç / 163 Dk.

.

 

 

Film notum:

 

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here