Atilla Dorsay’ın Eskişehir Anıları

MUTLU ŞEHİR’DE, PARDON ESKİŞEHİR’DE İKİ GÜN..

Eskişehir’e kaç zamandır gitmemiştim. Geçen yıl davet edilmiştim, ama sağlık sorunlarım engel olmuştu.

Bu yıl Odunpazarı belediyesinin davetini kaçırmadım. Ve Ankara Kitap Fuarı’ndan birkaç gün sonra gittim. !f İstanbul festivalinin filmlerini kaçırma pahasına…

Programa göre davetin önemli bir bölümünde Eskişehir’in değişmez başkanı sayın Yılmaz Büyükerşen’le de birlikte olacaktık. Ama malum, o ülkemizin en önemli ödüllerinden, maddi açıdansa en yükseği olan Vehbi Koç ödülünü (17. si verildi) kazanmış olduğu için İstanbul’daydı ve karşılaşamadık.

Ama hep onunla olduk: Bu kente öylesine damgasını vurmuş, bu kenti öylesine yaşanırlığın zirvesine çıkarmıştı ki… Artık onunla tam anlamıyla bütünleşmişti: yıllar boyu sürecek ve hep hayırla anılacak biçimde…

Ben de basında çıkan sayısız yazıya ek olarak onu kutlamakla ve başarılarının devamını dilemekle başlıyorum.

Büyükerşen’in sanatla başlayan geçmişi

Büyükerşen ödülünü en çok eğitim alanına katkıları nedeniyle aldı. Gençliğinde tiyatro yapmakla işe başlayan, sonra Anadolu Üniversitesi’ni ülkenin en iyi okullarından biri haline getiren, en iyi hocaları oraya toplayan, açık öğretim denen kurumu başlatan, uzun rektörlük yıllarından sonra başkan seçilen hoca, sonrasında kendi sözü olan “Şehir en büyük eğitim alanıdır’ özdeyişine uydu. Ve ülkenin belki en çağdaş, en rahat yaşanan, en estetik kentini inşa etmeye koyuldu.

Bu kent gerçekten de ülkemizde insanı en mutlu eden, en çok yaşama zevki veren şehir… O sanki bir Paris’in Sen (Seine) nehri gibi kenti baştan başa kat edip Porsuk ırmağı. Ve tümüyle temizlenen ırmak boyunca uzun yürüyüşler yapma olanağı. O uzayıp giden parklar, göller, yeşil bahçeler…O hepsinin içinde ayrı sürprizler olan uçsuz bucaksız rekreasyon alanları. Kentpark’ın içinde oluşturulmuş yapay denizde yüzmek…Bir suni plajın (yine Seine’de olduğu gibi) keyfini yaşamak…O masal şatoları, küçük şelaleler, kentin göbeğinde doğayla buluşma, hayal alemlerine dalma fırsatı…

Eskişehir Sazova Parkında ki Akvaryumda Atilla Dorsay’ın Vatoz balığı ile dostluğu

Çözümlenen trafik, açılan konser salonları

Ya da yine devasa Sazova parkında o eşsiz Akvaryum’daki balık ve su altı yaratıklarını yakından tanımak…Ki gözdem, cama yapışıp tüm izleyicileri tanımaya çalışan (!) vatoz balığı oldu!…Ya da öyle en irileri, en vahşileri olmayan, ama daha küçük yaratıkları özenle sunan hayvanat bahçesi.

Aynı biçimde dikkatle döşenen tramvay hatları, çözümlenen trafik sorunu…Yedi adet konser ve tiyatro salonu, yarım yüzyıllık Atatürk stadının yenilenip açılması.

Şunu bir kez daha kesinlikle söylemek istiyorum. Yılmaz Büyükerşen’in örneğini verdiği belediyecilik anlayışı, bugün ülkemizde bu alandaki en parlak örnektir. Tek örnek demek istemiyorum. Biliyoruz, duyuyoruz. Elbette İzmir var, Aydın var, Mersin var. Yakın zamanda gitmediysem de sanırım Kayseri var, Konya var. Ve olasılıkla daha birçok küçük yer..

Ama tam olarak böylesi yok. Bir kara kentini, İlber Ortaylı’nın dediği gibi “Kalfa yapılarıyla dolu gri yüzlü bir kenti” devralıp modern bir kente çeviren başkan o…

Lületaşı Müzesinden ilgi çekici bir çalışma

Sanatçı çabası: Ünlü Balmumu Müzesi

Ve modern kent deyince katiyen büyük siteleri, gök tırmalayan yapıları, artık başta İstanbul olmak üzere her yerde hepimizi boğmaya başlamış o korkunç betonlaşmayı değil, olabildiğince korumaya veya onarmaya dayalı, doğayı sadece korumakla kalmayıp yeniden yaratmaya dayanan o çağdaş ve estetik anlayış var.

Yılmaz hoca elbette orada da var olan o korkunç imar baskısını, o müteahhit iştahlarını, o siyasal dümenleri yaşıyor.

Ama kendisini örnek bir kent kurmaya öylesine adamış ki, her şeyi göğüslüyor. Ve doğru bildiğini yapıyor. Helal olsun!…

Ve belki o baskılardan kişiliğini korumak ve içindeki sanatçı dürtüsünü korumak için, o ünlü balmumu heykellerine devam ediyor. O müze nasıl gelişmiş, figürleri nasıl çoğalmış, çeşitlenmiş….Gerçi kimileri belki sahiden de asıllarına çok benzemiyor. Ama çoğu bizi mutlu ediyor. Bu müzeyi gezmek gerçek bir deneyim.

Oysa bizler kendi kentlerimizde neler çekmiyoruz!.. Örneğin İstanbul’da yaşamak artık gerçekten de zor bir deneyim. Kenti her bir yanından kuşatmış ve gitgide artan gökdelen ormanları.. O bitmek bilmeden uzanan yapılaşma…O korkunç trafik…O betonun kesinlikle yenilgiye uğrattığı yeşil…

 

Balmumu heykel müzesinde Orhan Gencebay’la!

Yılmaz hoca elbette orada da var olan o korkunç imar baskısını, o müteahhit iştahlarını, o siyasal dümenleri yaşıyor.

Ama kendisini örnek bir kent kurmaya öylesine adamış ki, her şeyi göğüslüyor. Ve doğru bildiğini yapıyor. Helal olsun!…

Ve belki o baskılardan kişiliğini korumak ve içindeki sanatçı dürtüsünü korumak için, o ünlü balmumu heykellerine devam ediyor. O müze nasıl gelişmiş, figürleri nasıl çoğalmış, çeşitlenmiş….Gerçi kimileri belki sahiden de asıllarına çok benzemiyor. Ama çoğu bizi mutlu ediyor. Bu müzeyi gezmek gerçek bir deneyim.

Oysa bizler kendi kentlerimizde neler çekmiyoruz!.. Örneğin İstanbul’da yaşamak artık gerçekten de zor bir deneyim. Kenti her bir yanından kuşatmış ve gitgide artan gökdelen ormanları.. O bitmek bilmeden uzanan yapılaşma…O korkunç trafik…O betonun kesinlikle yenilgiye uğrattığı yeşil…

Odunpazarı’ndan bir görünüm

AKM ve Mehmet Tez’in çok güzel yazısı

Ve birbiri ardına yok edilen yapılar, onlarla birlikte anılarımız. Örneğin yıkımına başlanan AKM için Mehmet Tez ne güzel yazdı: “Bizim hafızamız zorla silindi. Yaşadığımız yerlerden, gezdiğimiz, aşık olduğumuz, kavgalar ettiğimiz, iyi günde kötü günde ayakta kalmayı becerdiğimiz, kendimizi özgür hissettiğimiz, müziği, sinemayı, tiyatroyu merak edip tutkuyla araştırdığımız, bir dönem evimiz gibi gördüğümüz yerlerden kovulduk. Atıldık, sürüldük”

Ve şöyle bitiriyor: “O halde biz de tekrar edelim: ‘Ama yeni AKM çok güzel olacak!’. Mışıl mışıl, horul horul, pırıl pırıl. Anısız, hafızasız. Her sabah yeni baştan kurulan ülkemizde huzurla uyuyabiliriz artık”.

Ve bu tutum inatla sürüyor. Örneğin güzel adalarımızı motorlu araçlardan koruyan faytonların da sonu gelmiş. Evet, kimi zaman atlara kötü davranılıyordu. Ama bunu denetim altına alıp o yüzyıllık geleneği korumak çok daha güzel olmaz mıydı? Yılmaz hoca öyle yapmaz mıydı?

Ya da İstanbul’da ki son yeşil alanlar olabilecek eski askeri alanlar, yakın zamanda yanılmıyorsam bizzat Cumhurbaşkanımız tarafından yapılan vaatlere karşın imara açılıyor. En son Beşiktaş Barbaros bulvarı üzerindeki 30 dönümlük alan gibi..

Odunpazarı’nın mutlu kedilerinden

Ankara’nın yıkılan simge-yapıları

Ya da Mimarlar Odası Ankara şubesi, Melih Gökçek döneminde insafsızca yıkılan ve başkentin simgesi sayılan yapıları hatırlatıyor: Etibank, Petrol Ofisi, İller Bankası, Marmara Köşkü, Havagazı Fabrikası, Baraj Gazinosu, Danıştay binası, vs. Yerine gelen yine (son gidişimde beni ürküten) beton ormanları, ya da Gökçek’in ünlü dinozorları ya da Selçuklu kapıları!…

Tüm bunlar bize Eskişehir’i daha da çok sevdiriyor. Ve bu kenti gerçekten de ülkede örnek alınması gereken bu şehircilik uygulaması için alabildiğine seçkinleştiriyor.

Geriye kalanı artık tarih yazacak. Ve Büyükerşen bundan sonra başka şey yapmasa da (ki yapacaktır, eminim: şehircilikte ve siyasette) bu artık dünya çapındaki çabaları için hep hayırla, iyilikle anılacak.

Orhan Gencebay’ın balmumundan yapılmış heykeli ve ben

ESKİŞEHİR-ODUNPAZARI: TÜMÜYLE YAŞAMA, SANATA VE GÜZELLİĞE ADANMIŞ BİR KENT

Eskişehir’in Odunpazarı semtini tek başına bir şehircilik mucizesi olarak görmek mümkün. İstanbul’un diyelim ki Balat’ı, Fener’i, Samatya’sı, gitgide bozulsa da Fatih’i, Antalya’nın Kaleiçi, Anadolu’nun Safranbolu’su veya Amasra’sı gibi, Odunpazarı da bir kent dokusunun olabildiğince korunması, üstelik sürekli onarılması ve hayatla iç içe yaşaması konusunda enfes bir ders veriyor.

Bu kez oraya yoğunlaştık. Ve yine CHP’li başkan Kazım Kurt’la bol bol söyleştik; semti sokaklarıyla, eski evleriyle, en önemlisi bir düzineye yaklaşan müzeleriyle ziyaret ettik.

Birbirinden ilginç müzeler

Bu semti dolaşmak bile bir estetik tedavi gibi. Tüm o eski konaklar hayata dönmüş. İçlerinde kentin el sanatlarıyla ilişkili müzeler açılmış. Müze zaten başlı başına bir olaydır. Ama ayrıca modern bir yapı yerine eski bir mekanda, ona en uygun biçimde yapılması ayrı bir güzellik taşıyor.

Böylece Lületaşı Müzesi’nde yöreye özgü bu taştan ne güzellikler yaratıldığını gördük. Ahşap müzesinde yalnız bizden değil, burada sürekli yapılan Ahşap Günleri’ne katılmış çeşitli ülkelerden yapıtlar gördük, onlarla poz verdik. Hele o şişman Koreli çift!..

Cam müzesinin ana mekanı geçici olarak kapalıydı. Biz bir göz attık ve onarım bekleyen fırınlarda çalışan sanatçıların, oturma yerlerinden yapılan çabayı izleyen seyirciler önünde çalıştıklarını hayal ettik.

Lületaşı Müzesinden bir görünüm

Eskişehir ve Kurtuluş Savaşı

Tüm bunların müzenin hemen içinde, son derece zevkli satış yerleri vardı. Öyle ki, müze nerde bitiyor, satış nerde başlıyor, anlamak zordu. Gelin de dayanın!..

Daktilo veya fotoğraf sergilerini ihmal edip, Eskişehir Kurtuluş Müzesi’ne gittik. Orada izlediğimiz 17 dakikalık bir filmde Kurtuluş Savaşı’mızın görsel destekli bir özetinin yanısıra, Eskişehir’in bu savaşta yaşadıklarını da hatırladık. Ve odalardaki geniş canlandırma tablolarından duvarlardaki pano ve resimlere, o kutsal günleri andık.

Başkan Kurt ve Hamamyolu projesi

Başkan Kazım Kurt, Kırım Tatarlarından…Kökenlerini yeri geldikçe hatırlatmayı seviyor. Çalışkan, idealist bir politikacı. Şu günlerde son yaptırdığı Hamamyolu projesini savunuyor: AKP’li yerel yöneticilerin haşin saldırısına karşı…

Birkaç eski Türk hamamının bulunması nedeniyle Hamamyolu diye bilinen çok geniş bir caddenin bir bölümü üzerine yeni bir yol yapılmış: İniş-çıkışları, zarif bir köprüsü, köprü üzerinde bir küçük sergi alanı olan…

Ahşap Müzesi’nde Koreli bir çiftin arasında!..

Yeni Hamamyolu’ndan bir görüntü

Ara yerde havuzlar, fıskiyeler, gezi ve istirahat alanları. Ve oralara yayılmış sayısız Eskişehirli ya da -bizim gibi –turist!

Tüm yeni bölüm ahşap kökenli, ama tam olarak tahta olmayan bir tür ‘kompozit ahşap’la kaplanmış. Yangına da dayanıklı. Böylece beton uygarlığından hiç olmazsa yol boyu sıyrılma imkanı doğmuş…

Ama iktidarın has adamları hemen harekete geçmiş. Sloganları şöyle:

“Odunpazarı’nı geri alacağız Reis!”.

Vallahi zor alırlar!.. Bu semt ve bu kent öyle iyi yönetiliyor ki, bu akla bile gelmez. Bir yandan kültür ve turizm var. Semtte sadece anlattığım belediye müzelerini geçen yıl 520 bin kisi gezmiş…Ve ülkeden/dışardan sırf bunun için gelenler var. Tüm müzeler, parklar, rekreasyon ve spor alanları burayı ülke ve bir ölçüde dünya çapında bir turizm merkezi yapmış. Bunun getirdiği canlılıkla birlikte…

Eskişehir Kurtuluş Müzesi’nde İsmet İnönü, Fahrettin Altay ve ziyaretçiler

Ekonomi sanat ve eğitimle buluşunca

Öte yandan, kentin ekonomisi de iyiye gidiyor. Biz oradayken Milliyet’te Güngör Uras, Eskişehir’de Sanayi ve Eğitim Mucizesi başlıklı yazısında (25 Şubat) kentin sanayileşme tarihini özetliyor. Ve şöyle diyor: “Bugün Eskişehir üniversite ve sanayi şehri. Koç’un, Eczacıbaşı’nın, Şişe Cam’ın, Caner Grubu’nun, Pınar’ın önemli tesisleri var. Yerli yatırımcılardan Sarar, Kanatlı, Kılıçoğlu grupları yatırımlarını büyüttü. Zeytinoğlu’nun döküm tesisi ise ihracata çalışıyor”.

Bu arada iddialı Fuar Kongre Merkezi’nin de yüzde 80 oranında tamamlandığını ekleyeyim. Önemli bir yatırım…

Ve anlattığım o eşsiz Akvaryum’un kapısında yerel sermayeden ETİ’nin adı var: onun yatırımıyla gerçekleşmiş… Sanayi ve sermayeyle kültür, sanat ve turizmi böylesine buluşturmak, Eskişehir mucizesinin bir başka yanı..

Belediye görevlisi sanatçı Sezgin Sönmez söyleşimi de yönetti

Gülsin Onay’ın harika konseri

Benim de katılıp konuştuğum etkinlik, Yunus Emre kültür merkezinde yapılmıştı. İkinci akşam ünlü piyanist Gülsin Onay ise Çağdaş Sanatlar Galerisi’nde harika bir konser verdi. Bach, Beethowen, Chopin’le kulaklarımızın pasını öylesine sildi ki…Elleri dert görmesin!..

Ayrıca Eskişehir’in şu günlerdeki bir başka derdi, yeni planlanan kömürlü termik santral… Bu tehlikeli yatırımı aklı başında kimse istemiyor, protestolar gırla gidiyor.

Ama Valilik OHAL’in ardına sığınarak her türlü yürüyüşü yasaklıyor. Yani ülkenin her yanında olup bitenden Eskişehir de payını alıyor!.. Ne yaparsınız!..

Söyleşimi dinlemeye gelen CHP Eskişehir milletvekili Utku Çakırözer ve başkanla
Sinema yazarları Ferit Sayıcı, Murat Tolgaşen, başkan Kazım Kurt, Dorsay’lar ve piyanist Gülsin Onay (soldan)
Yeni Hamamyolu’nda dinlenme alanları
Film notum:

 

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here