Atilla ile Leman, eşimle benim belki de kırk yıllık can dostlarımız ama, ben Atilla’yı tanışmadan önce, ta ilk Cumhuriyet yıllarından beri takdir etmiş, sadık bir okuyucusuydum.

Atilla, bugün en yaşlıları arasında olduğum tüm eleştirmen ve sinema yazarına öncülük etmiş bir duayenleri olarak hepimizin feyz almış olduğu çok önemli bir yazardır.

Atilla’yı gerçek yaşamda tanımışsanız, müzikten gastronomiye ve tabii ki şehirciliğe pek çok konuda geniş bilgisi ve merakı olan bu insanın başta sinema olmak üzere bu konuları nasıl keyifli bir sohbete çevirdiğini, onu dinlemenin ve hatta onunla tartışmanın ne kadar zevkli olduğunu bilirler. İşte onu, diğer yazarlardan ayıran en büyük farkı da, 80 yıllık deneyimini 18 yaşın heyecanıyla harmanlayan metinlerinin de aynı o sohbetlerin tadında oluşudur. Yazmış olduğu 50’yı aşkın kitabın her birini okurken, karşılıklı oturup laflamanın keyfini çıkardığınızı duyumsarsınız.

Atilla, aslında son iki kitabını tamamlayıp peş peşe yayınlamayı planlıyordu. Baharda çıkan “Dünyaya Açılan Sinemamız ve Yeni Bir Kuşak”, Türk Sinemasının 2010-2020 yılları arasındaki parlak dönemini, içerdiği çağdaşlık, yaratıcılık, görkemli ilk çıkışların getirdiği gençleşme ve Altın Ayı ile Altın Palmiye’ye uzanan başarılarıyla ele alan, bizi terk edip gidenlerin anıları, dedikodular, polemikler ve anekdotlarla zenginleştirilmiş bir kitaptı.

Aslında Atilla Dorsay tüm kitaplarıyla çok daha önemli bir iş yapıyor. Kuru bir tarihçi diliyle değil, o rahat okunur ifadesiyle Sinemanın Tarihini sinemanın ta kendisiyle, yani filmlerle yazıyor.

Türk Sineması konusunda ilk aklıma gelenler, ”Sinemamızın Umut Yılları 1970-80 Arası Türk Sinemasına Bakışlar”-1989, “12 Eylül Yılları ve Sinemamız 160 Filmle 1980-90 Arası Türk Sinemasına Bakışlar”-,“1995, “Sinemamızda Çöküş ve Rönesans Yılları: Türk Sineması 1990-2004”-2004, “Sinemamızda Değişim Rüzgârları: Türk Sineması 2005 – 2010” – 2010 ve tabii ki “100 Yılın 100 Türk Filmi”. Bunlara, “Yılmaz Güney Kitabı”- 1988, ”Sümbül Sokağın Tutsak Kadını”- 2003 gibi monografileri ve “O Güzel Atlara Binip Gidenler”-2017 gibi bir anı kitabını da eklediğimizde, karşımıza sinemamızın tarihiyle ilgili, bu son kitabıyla da güncellenmiş geniş bir arşiv çıkıyor.

Sinema Tarihini filmlerle yazmak tutkusunun bir başka örneği de Atilla’nın 35 yıl önce başladığı, Dünya Sinemasına adanmış bir seri.

Hayatımızı Değiştiren Filmler 1985-1995” -1998, “Hayatımızı Değiştiren Filmler 1995-2005”- 2006, “Hayatımızı Değiştiren Filmler 2005-2015” den oluşan ve “100 Yılın 100 Filmi”. “100 Yılın 100 Yönetmeni”. “100 Yılın 150 Oyuncusu” ile zenginleştirilen bu arşivi “Hayatımızı Değiştiren Filmler 2015-2020” günümüze kadar getiriyor.

Son yazmış olduğu bu iki kitabı ard arda yayınlamayı planlayan Atilla, Ağustos ayında aniden yoklayan bir kalp rahatsızlığının ardından 6 by-pass birden ameliyat olacağını hiç hesaba katmamıştı. Neyse ki, çok iyi bir cerrahın elinde başarılı bir ameliyat geçiren sevgili dostum kısa zamanda sağlığına kavuşarak bu son kitabını da bitirdi.

Tarabya’da doğru dürüst kitapçı bulunamadığı için, tüm dünyada sadece ülkemizde “65 yaş üstü”lere reva görülen bu zor dönemde, toplu taşıma yasaklı arabasız bir birey olarak üç saatte kendim gidip edinemediğim için internetten almak zorunda kaldığım, “Hayatımızı Değiştiren Filmler 2015-2020”, haberini alır almaz sipariş vermeme karşın ancak elime geçti.

Her zamanki gibi keyifle okuduğumu, sinemayı seven herkesin edinmesi gerektiğini söylemek dışında ekleyeceğim pek fazla şey yok. Hem yaşımız hem duygudaşlığımız çok yakın olduğu için, birçok film konusunda aynı beğeniyi paylaşsak da, tabii ki aynı film için tamamen zıt fikirde olduğumuz durumlar da var. Bunun da sinemaya bakışımızı ve de dostluğumuzu zenginleştiren bir durum olduğu kanısındayız.

Yazıyı bitirmeden, bu son kitapta hemfikir olduğum için çok heyecan verici bulduğum bir iki konuya değinmek istiyorum.

Atilla’nın son 5 yıllık süreçte 426 filmin eleştirisini içeren kitabının tanıtımında da belirttiği gibi bu son yıllarda gerçekten de çok sayıda başyapıt izlemişiz.

Bu seçkideki bazı filmlerin anglo saksonların tabiriyle “underrated” olduklarını yani kimi eleştirmenlerce küçümsendiklerini, değerlerinin fark edilmediğini düşünmüşümdür. Tabii ki bu tamamen benim kişisel görüşüm.

Ancak tüm yerli ve yabancı eleştirmenlerin ağız birliğiyle yerdan yere vurmuş olduğu, bir tek Ali Ulvi kardeşimle benim pek beğendiğimizi sandığım “Cats” müzikalini Atilla’nın da beğenmiş olması çok sevindiriciydi. Keza, M.Night Shyamalan’ın yıllar önce çekmiş olduğu orta halli “Unbreakable”ı son derece parlak “Split” ve çok başarılı devam filni “Glass” ile ilginç bir üçlemeye çevirmiş olmasını Atilla’nın da takdir etmiş olması, ya da birçok eleştirmenini göz ardı ettiği “Aç Kalpler”e dört yıldız vermesi heyecan vericiydi.

Ama en çok, birçok eleştirmenin göz ardı ettiği, benim ise görkemli siyah beyaz görüntüleri ve müthiş başarılı oyunculuklarıyla nefes kesici bulduğum “Boyalı Kuş” ya da 2017’nin en yaratıcı filmlerinden biri olarak gördüğüm “Jüpiter’in Uydusu”na vermiş olduğu 4 yıldıza, o yıldızları ben almışçasına sevindim.

Bu yorulmaz sinema adamı hâlen, hemen hepsini tanıdığı, dostluk ettiği sinemamızın kadınlarıyla ilgili bir kitap yazıyor. Sabırsızlıkla bu kitabı beklerken, hem Türk hemen Dünya Sinemalarının 2020-2030 yıllarını yazacağı, bizim de okuyacağımız yılları umut ediyorum.

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here