Bir önceki yazımda sinema tarihinin en iyi filmleri kişisel seçkimin ilk 10 filmini yazmıştım. TOP TEN listem şöyleydi : 1) Bisiklet Hırsızları 2) Hiroşima Sevgilim 3) 400 Darbe 4) Ucuz Roman 5) Paris,Teksas 6) Taksi Şoförü 7) Fargo 8) Schindler’in Listesi 9) Milanoda Mucize 10) Sahne Işıkları.

11- Dalgaları Aşmak ( 1996 )

Sinemanın yetiştirdiği en provokatif ve tehlikeli beyinlerinden biri olan Lars Von Trier, kışkırtıcı üslubuyla daima gündemde kalmayı başardı. Danimarka Dogma 95 hareketini başlatan V.Trier’in ‘Breaking The Waves’i kariyerinin en önemli başyapıtıdır. 1970’li yıllarda Kuzey İskoçya’da geçen konusuyla film, Bess (Emily Watson) adlı bir kadının iş kazası sonucu sakat kalan kocası Jan’a duyduğu aşkı anlatır. Boynu kırılıp felç geçiren Jan ile Bess arasında hiçbir cinsel bağ kalmayınca Jan karısından kendine yeni bir sevgili bulmasını ister. En başta bu fikirden ürken Bess, zamanla tüm bunların Tanrı’nın buyruğu olduğuna inanmaya başlar.

DALGALARI AŞMAK
DALGALARI AŞMAK

12- İhtiyarlara Yer Yok ( 2007 )

Coen Kardeşler’in ‘Fargo’dan sonra kariyerlerinin en başarılı filmi olan ‘No Country For Old Men’ 2008’in En İyi Film Oscar’ını kazandı. Yaratıcıları Ethan ve Joel Coen’e En İyi Yönetmen ve En İyi Uyarlama Senaryo Oscar’larının, Javier Bardem’i En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Oscar’ının sahibi yaptı. Cormac McCarthy’nin aynı adlı romanından alınan film, Vietnam gazisi Moss’un bir olay yerinde para dolu bir çantayı bulmasıyla başlar ve başını hiç ummadığı bir belaya sokar. Alışılmışın dışında bu suç filmi, çok sayıda masum ve suçlunun yolunun kesiştiği bir başyapıttır. Bir kader, vicdan ve şiddet sorgulaması olan filmin içinde ustaca yerleştirilmiş çok katmanlı gizemler vardır. Bu şiddet temalı modern westernde kiralık katil Anton rolüyle Javier Bardem sinema tarihinin en psikopat suçlu karakterlerinden biri oldu.

İHTİYARLARA YER YOK
İHTİYARLARA YER YOK

13- Piyanist ( 2002 )

The PianistRoman Polanski’nin parlak kariyerinin en önemli başyapıtıdır. Kendisine En İyi Yönetmen Oscar’ını getiren film Adrien Brody’yi En İyi Erkek Oyuncu Oscar’ının sahibi yaptı. Wladyslaw Szpilman’ın gerçek hayat öyküsünü anlatan film Ronald Harwood’a En İyi Uyarlama Senaryo Oscar’ını kazandırdı.

1939’da Polonya’nın Alman işgaliyle gelişen olayları anlatan filmde geleceğin en parlak piyanistlerinden Szpilman’ın toplama kampına götürülmek üzere ailesiyle trene bindirilirken, son anda kurtulmasını anlatıyor. Filmde piyanistin Varşova’nın kenar mahallelerinin birinde sürdürdüğü hayat mücadelesi anlatılır. Film kullanılan simgesel sinematografi ile soykırımın nasıl planlanıp uygulandığını ve av konumundaki bir Yahudi’nin hayatta kalma isteğinin nasıl güçlü bir içgüdü ortaya çıkarabileceğini gözler önüne serer. Soykırımdan kurtulan bir Polonyalı olan Roman Polanski deneyimlerini ve hissiyatını bu filme yansıtır. Filmin müziklerinin çoğu Chopin’in ‘nocturne’lerinden oluşur.

PİANİST
PİANİST

14- Kıyamet ( 1979 )

Francis Ford Coppola’nın ‘Apocalypse Now’ adlı kült filmi Cannes’da Altın Palmiye ve FİPRESCİ En İyi Film ödüllerini, En İyi Sinematografi ve En İyi Ses Oscar ödüllerini kazandı. Joseph Conrad’ın romanından uyarlanan hikâyeyi Coppola Vietnam Savaşı’na uyarladı. Senaryoyu Conrad ve yönetmen Coppola’nın aralarında bulunduğu dört kişi yazdı.

Yerel bir kabilenin tanrısı ilan edilen bir adamı öldürmekle görevlendirilen Yzb. Willard (Martin Sheen), Vietnam’da Amerikan ordusuna isyan eden ve kabilesini yöneten Albay Kurtz’un (Marlon Brando) izini bulmaya çalışır. Sonsuz bir kâbusun içine sürüklenen Willard giderek takip ettiği Kurtz’a dönüşmeye başladığını görür.

Sinema tarihinin en iyi savaş filmlerinden biri olan ‘Kıyamet’te M. Brando kariyerinin en başarılı performanslarının birini çıkardı.

KIYAMET
KIYAMET

15- Kış Uykusu ( 2014 )

Türk sinemasının gelmiş geçmiş en büyük yönetmeni olan Nuri Bilge Ceylan, katıldığı altı Cannes Film Festivalinde altı ödül kazandı. Altın Palmiye kazanan ‘Kış Uykusu’, ’Yol’dan (1982) sonra bu ödüle ulaşan ikinci Türk filmi oldu. Uzun ve zekice yazılmış diyaloglara dayanan, aile içi hesaplaşma öyküsü olarak özetlenebilecek ‘Kış Uykusu’, Ceylan’ın kariyerindeki entelektüel düzeyi en yüksek filmi.

Bir tiyatro aktörünün (Haluk Bilginer) emekliliğinden sonra Kapadokya’da babadan kalma bir oteli işletmeye başlamasını, karısı (Melisa Sözen) ve kocasından yeni boşanmış ablası (Demet Akbağ) ile taşra hayatını seçmesini anlatan film, bu üç kişinin yalnızlığı üzerine bir destana dönüşüyor.

Filmde o güne kadar dile getirilmemiş gerçekler, geç kalmış aile içi hesaplaşmalar, yabancılaşma teması etrafında ustalıkla işleniyor. Ebru ve N. Bilge Ceylan’ın mükemmel karakter tahlilleri barındıran, bizleri insan ruhunun karanlık labirentlerinde keyifli bir yolculuğa çıkaran senaryosunu, N.B.Ceylan filmin 3 saat 14 dakikalık süresinde, hiç düşmeyen bir ritim ve gerilim temposu içinde işliyor.

16- 3 Renk: Mavi-Beyaz-Kırmızı ( 1993 -94 )

Krzysztof Kieslowski Avrupa’nın auteur sinemasının nirengi noktalarından biri, şiirsel sinemanın usta yönetmenlerindendi. 1996’da 54 yaşındayken kalp krizinden ölmesiyle, sinema sanatı en yaratıcı isimlerinden birini kaybetti. Adını Fransız bayrağının renklerinden alan üçlemesinde, ’Mavi’ özgürlüğü, ‘Beyaz’ eşitliği, ‘Kırmızı’ kardeşliği simgeliyordu. ‘Mavi’, bir kaza sonucu kızını ve besteci kocasını kaybeden Julie’nin (Juliette Binoche) yaşama tutunma savaşını anlatır. Daha çok psikolojik bir çözümleme olarak görünen film Julie’nin yaşadığı travmayı, yalnızlık duygusunu, yaşam ile ölüm arasında gidip gelmesini Zbigniew Preisner’in etkileyici müziği eşliğinde işliyor.

‘Beyaz’ kendisini artık sevmeyen karısıyla boşanma arifesindeki Polonyalı Karol ile intiharı düşünen iş ortağının hayata tutunma çabasını anlatır. ‘Kırmızı’ ,Cenevre’de geçen konusuyla, gizemli bir insan olan emekli yargıç Joseph (J. L.Trintignant) ile üniversite öğrencisi Valentine (İrene Jacob) arasında gelişen duygusal yakınlığı anlatır. Kieslowski finalde birbirleriyle ilgisiz gözüken bu üç öykünün kahramanlarının yollarını bir feribot kazasında kesiştirir. ‘Beyaz’ Kieslowski’ye Berlin’de En İyi Yönetmen Gümüş Ayı Ödülü’nü getirdi.

17- Oğul Odası ( 2001 )

Nanni Moretti’nin senaryosunu yazıp yönettiği, başrolünü üstlendiği ‘La Stranza Del Figlio’, Cannes Film Festivalinde Altın Palmiye ve FİPRESCİ En İyi Film ödüllerini kazandı.

Filmde başarılı psikolog Giovanni (N.Moretti) bir deniz kazasında oğlunu kaybedince, ailesinin yaşadığı travma ile evliliği çöküntüye uğrar. Ölümün arkasında bıraktığı yıkıntıyı, evlat acısının bir aileyi dağılmanın eşiğine getirebileceğini, kapanmaz yaraları, duygusal bir tonla (duygu sömürüsünden uzak kalmayı başararak) anlatan, izleyicide tokat etkisi yaratan bir film ‘Oğul Odası’.

OĞUL ODASI
OĞUL ODASI

18- Bir Erkek, Bir Kadın (1966 )

Claude Lelouch’un başyapıtı ‘Un Homme Et Une Femme’, Cannes’da Altın Palmiye kazandıktan sonra iki Oscar Ödülü (En İyi Senaryo ve Yabancı Dilde En İyi Film) ve iki Altın Küre Ödülü’nün sahibi oldu.

Aynı okulda okuyan çocukları vasıtasıyla tanışan dul bir script-girl ile araba yarışçısının tutkulu aşk öyküsünü anlatan film, sinema tarihinde duygusal romantizm türünün önde gelen temsilcisi oldu. Francis Lai’nin bu film için bestelediği görkemli müzikler, aradan 54 yıl geçmesine rağmen eskimedi. Claude Lelouch’un bu yıl yaptığı ‘Bir Hayatın En Güzel Yılları’, Jean-Louis Trintignant ile Anouk Aimee’yi, sinema tarihinde 50 yıl sonra başrolleri paylaşan tek çift yaptı.

BİR KADIN, BİR ERKEK
BİR KADIN, BİR ERKEK

19- Serseri Âşıklar (1960 )

Cahiers du Cinema’nın film eleştirmenliğinden gelme Jean-Luc Godard’ın ilk uzun metrajlı filmi ‘A Bout De Souffle’, Fransız Yeni Dalga Akımı’nın öncülüğünü yapan filmlerden biri oldu. Filmin senaryosunda bu akımın üç kuramcısı olan François Truffaut, Claude Chabrol ve Jean-Luc Godard’ın imzası var.

Film, araba hırsızı, polis katili Michel (Jean-Paul Belmondo) ile Amerikalı stajyer gazeteci Patricia’nın (Jean Seberg) çizgi dışı aşk öyküsünü anlatır. 7. Sanat’ın en önemli yaratıcılarından biri olan Godard’ın gelişini müjdeleyen bu film, kurgu anlayışında yarattığı devrim ile, sıra dışı üslubuyla, sinemayı farklı bir yere çeken bir başyapıttır. Yeni tarzıyla sinema dünyasını kasıp kavuran, atlamalı kurgusu, el ve omuz kameralı görüntüleriyle, kişisel üslubuyla film, ‘auteur’ sinemasının kapılarını açmıştı.

SERSERİ AŞIKLAR
SERSERİ AŞIKLAR

20-Jules Et Jim (1962 )

Bizde ‘Unutulmaz Sevgili’ adıyla vizyona giren, iki erkek ve bir kadın arasındaki aşkın sinema tarihindeki en güzel anlatımlarından biri olan film, sadece aşk değil, dostluk ve hoşgörü üzerine de önemli şeyler söylüyor. Aralarında filmin konusunun alındığı romanın yazarı Henri-Pierre Roche ve François Truffaut’nun bulunduğu üçlü senaryo ekibi, bu unutulmaz üçlünün uyum içinde sürdürdükleri yaşamı, romantik dram kalıpları içinde işledi.

Film Truffaut’nun entimist ve şiirsel anlatımıyla, Georges Delerue’nün besteleyip, Jeanne Moreau’nun seslendirdiği ‘Le Tourbillon’ şarkısıyla hafızalara kazındı. Sinemaya sayısız klasik eser bırakan François Truffaut, genç yaşta (54) aramızdan ayrıldı.

UNUTULMAZ SEVGİLİ
UNUTULMAZ SEVGİLİ
Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here