Lemora: A Child’s Tale of the Supernatural

Sanıyorum ki, filmin oyuncularının bile varlığını unuttuğu bir film Lemora: A Child’s Tale of the Supernatural. 1973 yapımı filmin, yönetmenliğini Richard Blackburn üstlenirken, senaryosunu da Blackburn, Robert Fern ile beraber yazmış. Blackburn daha sonra Tales from the Darkside adlı TV shovunun bir bölümünü yönetmesi dışında, başka bir yönetmenlik icraatı yok. Bu film onun ilk ve son filmi.

Lemora, vizyona girdiği yılda pek parlak eleştiriler almayıp, epey az ilgi görmüş fakat zamanla, özellikle de korku sineması tutkunları tarafından rağbet edilip, gene aynı kitle tarafından kült statüsü kazandırılmıştır. ‘Kült’ olarak anılmasının en önemli sebeplerinden birisi, filmin kendine has atmosferinden kaynaklanıyor diye düşünüyorum. Richard Blackburn’un kurduğu dünya, tıpkı filmin ana karakteri Lemora gibi saf bir çocuksulukla perdeye yansımış.

Film, 13, 14 yaşlarında ki Lemora karakterinin kilise korosunda şarkı söylemesiyle başlar. Masum suratına yapılan vurgu ve bu esnada kasaba halkının kız hakkında yaptığı dedikodular kilit sahnelerdir. Çok geçmeden bu konuşulanlardan anlıyoruz ki, Lemora’nın babası yıllar önce büyük suçlar işlemiş ve kasabayı terk etmiş, bir daha da ondan haber alınamamıştır. Babasının günahı ise, kasaba halkı tarafından genç kıza yüklenilirken, kilisenin baş rahibi, genç ve yakışıklı Alvin, bu yaşananlar sonrasında kıza kol kanat germiştir.

Lemora genç kızlığa adımını atmak üzeredir ve rahip Alvin, Lemora’ya duyduğu arzularını bastırmakla uğraşmaktadır. Filmde böylelikle ucu pedofiliye kadar uzanan garip bir arzu hikayesi mevcut. Lemora bir gün çok uzaklardan bir mektup alır. Gizemli bir kadın, babasının çok hasta olduğunu ve acilen adreste belirtmiş olduğu kasabaya gelmesi gerektiğini yazar bu mektup da. Lemora böylelikle yıllardır görmediği babasıyla yüzleşmek için, kasabadan gizlice kaçarak, karanlık bir yolculuğa adım atacaktır.

Hikayenin kaba taslak girişini yaptıktan sonra, bana kalırsa filmin asıl meziyetli olduğu tarafını biraz açmak gerekiyor diye düşünüyorum: Filmin türü bir korku olarak sunulsa da, aslında filmin tam olarak saf bir korku filmi olduğu söylenemez. Bir çocuk masalıyla, korku hikayelerinin birleşiminden doğan, kendine has, garip bir yapım ortaya çıkmış diyebilirim. Lemora’nın yolculuğu süresince -filmin ilk 40 dakikası- bir genç kızın, yaşamın gerçekleriyle tanışmasına tanık oluruz. Nedir bu gerçekler? Yolculuk boyunca (hatta film süresince) karşısına çıkan insanlar, yasak elmayı yiyen, kirlenmiş varlıklardır. Şehrin insanları, müstehcenlikle Lemora’ya yaklaşırlar; bir nevi harikalar diyarında ki Alice’in şehvet dünyasına girişini izleriz.

Genç bir kızın, kadınlığa evrilişinin, filme sembolik bir yansıması da diyebilirim. Aslında bakarsanız, zaten filmin alt metni tamamen bunun üzerine kuruludur. Saflıktan, kullanılmışlığa, masumiyetten, vampa dönüşümüyle, aynı alt-metni taşıyan ve kendine haslıkla bu filmin bile ötesinde olan, Valerie and Her Week of Wonders (Valerie a týden divu) filmini hatırlamamak mümkün değildir. İkisinin de benzer dertleri olduğu gibi aynı meta üzerinden dertlerini anlatırlar: Küçük kızlar, cinsellik ve tabii vampirizm.

İkinci yarıda filmin tonu değişecek; Lemora’nın babasını görmek için gittiği yabancı kadının evi sayesinde film bizi adeta gotik bir dünyanın içine sokacaktır. Sisler, ormandaki garip varlıklar ve yönetmenin tercih ettiği mavi rengin tonları, filmin dokusuna çok şey katmış olduğunu söyleyebilirim. Gotik bir peri masalından fırlamış gibi gözüken Lila Lee isimli, siyahlar içinde ki kadın ve evinde ki onlarca garip görünüşlü çocuk, seyircilerin merakını hemen cezbeder. Tesadüf mü bilmem ama bu karakter ve sunuluş biçimi, ünlü korku dizisi American Horror Story’nin 5. sezonunda, Lady Gaga’nın oynadığı Countess karakteriyle epey benzerlikler taşımaktadır.

Lila Lee kimdir, ya da ormanda ki mutasyona uğrayan insanlar nelerdir? Lemora ve biz seyirci, bu soruların cevabını ararken, bir yandan Lemora’nın yetişkinlik dünyasına giden ilginç yolculuğunu izlediğimizi unutmayalım. Kendi kasabasında ki insanların acımasız dedikoduları ya da dışardaki sıradan insanların bir genç kız üzerinde oluşturabileceği tahribat. İşte bunlar filmin asıl kötü karakterleri olurken, Lila Lee adındaki gizemli kadın belki de bu genç kıza bir kurtuluş kapısı aralayacaktır.

Oyuncular fiziksel olarak rollerine cuk oturmuş diyebilirim. B filmlerinde görmeye alıştığımız abartılı oyunculuklar kimi anlarda tavan yapıyor. Özellikle de Lila Lee karakterini canlandıran Cheryl Smith yer yer son derece plastik bir oyun sergilemiş. Gerçi bu durum filmin büyüsünü bozmuyor. Filmdeki bütün karakterlerin kendine has, ‘garip’ tiplemeler olması, abartılı oyunculuğa zemin hazırlamış bile diyebilirim. Çocuk masallarıyla, gotik hikayelerin harmanlamasından oluşan bu film, saydığım sebeplerle de, ilginç filmleri seven bir kitle tarafında hatırı sayılır bir değer görmüştür. Fantastik, korku, witchcraft, kanibalizm, vampirizm ne ararsanız olan bu gotik masalda, eğer ki ilginç bir şeyler denemek istiyorsanız, Lemora: A Child’s Tale of the Supernatural seyredilmek için hazır sizi bekliyor.

Yorumlayan : DAĞHAN ÖZEK

Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here