Ben Bir Yabancıydım / I Was a Stranger

Modern Dünyada Aidiyet Kriz

Film, aidiyet ve kimlik inşa etmek temalarını merkezine koyuyor.Suriye iç savaşından kaçan bir doktorun başlattığı yaşam arayışı yolculuğunda, farklı ülkelerden farklı insanlarla yollarının kesişmesini izliyoruz. Çoklu anlatı yapısına sahip I Was A Stranger, mülteci krizinin tek yönlü olmadığını, küresel bir kriz olduğunu netlikle anlatıyor. 

OrtaKoltuk Puanı:

 

Bir Deniz, Bin Hikaye

Yönetmenliğini, Senaristliğini ve yapımcılığını Brandt Andersen’in yaptığı I Was A Stranger; aidiyet ve kimlik inşa etmek temalarını merkezine koyuyor. Topluma, ülkene, diline, dinine yabancılaşmak mevzusunu acı bir taraftan ele alıyor. Bireylerin içsel yolculuklarında, içine doğdukları dünyaya git gide uzaklaşmasını hem fiziksel hem ruhani bir yönüyle görmemizi sağlıyor. Yabancılaşmanın fiziksel bir yer değiştirmeden ibaret olmadığını, insanın ruhunun ait olduğu kentlerden, topraklardan kopuşuyla da yabancılaşabileceğini hatırlatıyor.

104 dakikalık süresince akıp giden filmin türü drama olarak nitelendiriliyor. Suriye iç savaşından kaçan bir doktorun başlattığı yaşam arayışı yolculuğunda, farklı ülkelerden farklı insanlarla yollarının kesişmesini izliyoruz. Halep’ten kaçan bir doktor olan Amira (Yasmine Al Massri), verdiği zorunlu kararın etkisiyle farklı insanları aynı trajedi etrafında topluyor. Çoklu anlatı yapısına sahip I Was A Stranger, mülteci krizinin tek yönlü olmadığını, küresel bir kriz olduğunu netlikle anlatıyor. Coğrafyalar etrafında şekillenen draması, güçlünün muhtaç üzerindeki üstencil tavrı, zorluklar içinde aile olabilmek ve değer gözetmeyi anlatması, filmin güçlü taraflarından sayılıyor. Devletlerin siyasi tavrı ve bireysel vicdan arasındaki git gel, alt metninde bir gerilimi tırmandırıyor. Suriye iç savaşı sırasında bir hastanede yaşananlarla açılış yapan film, daha başından bir kaosun içine düştüğümüzü anlamamızı sağlıyor. Mülteciliğin, yalnızca bir yer değiştirme olmadığını, çoğunlukla bir kimlik parçalanması olduğunu düşündürüyor. Dolayısıyla, karakterler iyi-kötü ikiliğinde arada kalmıyor. Kaçakçının amacının bile hayatta kalmak arzusundan doğduğunu ve yaptıklarını bu motivasyonla yaptığını izlemek, savaşın etik değerleri, iyilik ve kötülük tanılarını nasıl da bulanıklaştırdığını acı şekilde gözlemliyoruz.

Yıllardır mülteci krizinin merkezi sayılan ülkelerden biri olarak, elbette filmde Türkiye’de yer alıyor. İzmir ve Kuşadası’nda geçen sahneler yürek burkuyor. Film, insanın çaresizliğini, haklılığına rağmen sesini yükseltememesini satır aralarında gizlemiyor; direkt gözümüze sokarak yapıyor. Dramatize etmeye yönelik fazlasıyla elemente sahip olmasına rağmen, dramatik yapıyı inşa ederken sömürmüyor. Film, siyah- beyaz dışında, grilere de yer var diyor. Kötücül ve acımasız tavrına rağmen, bir insan kaçakçısının da arka planda bir hayatı olduğunu, aslında yaptığı her şeyi kendi çocuğu için yaptığını gösteriyor. Bu onu iyi ya da kötü bir insan yapmıyor. Onun kendisini ve çocuğunu düşünen bencil tavrı, onu geçek bir insan yapıyor; çünkü özellikle bu çağın insanının davranışları baz alınırsa, Marwan’ın (Omar Sy)herkesin sahip olduğu bencillik kadarına sahip olduğunu görüyoruz. Film, ev kavramını bariz şekilde ortaya dökmese de karakterlerin hepsinin güvenli bir alan inşa etmek için bir yola çıktıklarını ve o güvenli alanda bir ev, bir hayat sahibi olma arzusunda olduklarını anlatıyor.

Zorunlu Göç ve Kimlik İnşası

Filmin sembolik taraflarına bakarsak, denizin filmdeki varlığının ümit etmek ve ölmek arasındaki o ince düşünceden var olduğunu söyleyebiliriz. Sınır kapıları, askeri yapı, askerin tavrı; devlet politikalarını sembolize ediyor. Filmde kullanılan el kamerası ve ışığın etkisi, filme belgesel tavrı ekliyor. Kurgu olduğunu bilsek bile, yaşananların hala içinde bulunduğumuz zaman dilimine ait olması fikri, kurmaca bir filmi belgesel gibi düşündürüyor. Yönetmenin bu gerçekçi stili, izleyiciyi filmin merkezine almak düşüncesinden doğuyor. Yönetmenin karanlık tonlar kullandığı sahneler umutsuzluğa düşürürken, renklendirdiği sahneler de her şeye rağmen bir umut hissi yaratıyor.

Yönetmen izleyicinin zihnine giriyor, oraya yerleşiyor ve istediği gibi oyunlar oynuyor. İzleyici olarak buna itiraz edemiyoruz.

Filmde anlatılan mülteci krizi politik bir mesele olmasının yanı sıra modern dünyanın kaybettiği vicdanı da sorgulatıyor. Karakterlerin yolculuğu, içine düştükleri karmaşa; karşısına çıkan insanların merhamet duygularına göre şekilleniyor. Yaşamak ve ölmenin kaderin ötesine geçtiği, başka bir insanın kararına bağlı olduğunu film her sahnesinde hissettiriyor. Güçlünün muhtaç olanı ezdiği, güce hizmet etme fikrinin verdiği tatmini, insanı değersizleştirmeyi gerilimli bir dille anlatıyor. Acının ve umut etmenin insanın ortak dili olduğunu ve yaşamak uğruna vazgeçilen bir hayatın eksikliklerini fazlasıyla içselleştiriyoruz. Kişisel bir taraftan yorumlarsam, filmin minimalist finali I Was A Stranger’ı unutulmaz yapıyor.

Omar Sy, Yasmine Al Massri, Jason Beghe, Saleh Bakri, Angeliki Papoulia, Yumna Marwan, Ziad Bakri, Konstantinos Markoulakis, Yahya Mahayni, Viki Papadopoulou, Thanos Tokakis, Jay Abdo, Sara El Debuch gibi geniş bir oyuncu kadrosuna sahip olduğunu belirtelim. Filmi mutlaka görün.

Yönetmen / Senaryo : Brandt Andersen

Görüntü Yönetmeni : Jonathan Sela

Kurgu : Jeff Seibenick

Müzik : Nick Chuba

Oyuncular : Yasmine Al Massri, Yahya Mahayni, Omar Sy, Ziad Bakri, Saleh Bakri, Angeliki Papoulia, Jason Bekhe, Constantine Markoulakis, Baeyen Hoffman, Yumna Marwan, Vicky Papadopoulou, Jay Abdo, Ayman Samman, Carlos Chahine, Mahmood Bakri

Ürdün-ABD / Dram / 96 Dk.

CEVAPLA

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz