Cesar Ödülleri

César Ödülleri Fransız sinemasının en prestijli ulusal ödülüdür ve “Fransa’nın Oscar’ları” olarak bilinir bu yıl 51. si Paris’in Olympia tiyatrosunda düzenlenen törende ödüller sahiplerini buldu. Carine Tardieu’nün “L’Attachement / Bağlılık” yarışmanın en büyük ödülü olan En İyi Film Ödülü’nü kazandı. Gecenin en çok ödül kazanan filmi ise Amerikalı yönetmen Richard Linklater’in “Nouvelle Vague / Yeni Dalga”sı oldu. 4 ödülden birinin sahibi olan Linklater bu ödüle ulaşan Fransız olmayan ilk yönetmen oldu. Fransız Sinema Sanatlar Akademisi En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’na “Dossier 137 / 137 No.lu Dosya”daki performansıyla Léa Drucker’i, En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’ne “La Femme La Plus Riche Du Monde / Dünyanın En Zengin Kadını”ndaki Laurent Lafitte’i layık gördü. En İyi Yabancı Film dalında sürpriz yaşanmadı. 2025’in en kaliteli filmi olan Paul Thomas Anderson’un “Savaş Üstüne Savaş / One Battle After Another” ödülü kucakladı. Yazımıza Türkiye’de gösterilmeyen “L’Attachement” ile başlayalım.

BAĞLILIK / Yönetmen Corine Tardieu

EN İYİ FİLM : L’ATTACHEMENT / BAĞLILIK

Corine Tardieu’nün senaryosunu yazıp yönettiği film, aile bağları, yas, sevgi, yalnızlık ve insan ilişkileri temalarını ustalıkla işleyen bir film. Film dünya prömiyerini 2024 Venedik Film Festivali’nde yapmış, ertesi yıl İstanbul Film Festivali’nde gösterilmişti. Film, yalnız yaşamayı tercih eden ve duygusal olarak mesafeli bir kadın olan Sandra’nın (Valeria Bruni Tedeschi) komşusunun ailesiyle beklenmedik şekilde kurduğu ilişkiyi konu alır. Bağımsız ve içe dönük Sandra’nın komşusu genç çiftin hayatında yaşanan ani ve sarsıcı bir olaydan sonra, kendisini onların küçük çocukları ve dul kalan baba ile yakın bir ilişki içinde bulur. Film, Sandra’nın duygusal dönüşümünü ve insanların istemeden bile birbirlerinin hayatında ne kadar önemli hale gelebileceğini anlatıyor. Onun karakter gelişimini filmin merkezine alıp, kan bağı olmayan insanların birbirine aile olabileceğini izledik. Minimalist ve gerçekçi anlatım tarzıyla, sessizlik ve bakışların yoğun kullanımıyla, psikolojik derinlikli karakter tahlilleriyle, abartısız ve doğal oyunculuklarıyla, duygusal ama melodramatik olmayan tonuyla Bağlılık‘ı izlediğimde çok sevmiştim.

Bir insanın kaybını merkezine alan film, bu kaybı yaşayan tek bir karaktere odaklanmıyor. Yasın etrafında oluşan zor hayatı inceliyor. Film yasın yerine başka şeyleri, yeni birini koyarak iyileştirmeye çalışmıyor. Yasın tanığı olan kadın eşini kaybeden komşusunun hayatına yeni bir gönül macerası olarak değil, bir eşlikçi olarak giriyor. Filmin sorduğu önemli soru olan “aile biyolojik bir sorumluk mudur, yoksa birlikte kalmayı seçenler arasında da kurulabilir mi ?” sorusuna insancıl bir cevap getiriyor. Tardieu bunu büyük jestlerle eşliğinde değil, küçük ayrıntılarla gözlere seriyor. Film yaşanan bir acının travmasını geride kalanların birbirlerine tutunarak atlatabileceğini gösteriyor. Modern Fransız sinemasının bu güçlü örneği, insan ilişkilerini çok gerçekçi ama sade bir şekilde anlatıyor. Film, kadın karakterlerin psikolojik dönüşümünü derinlikli bir şekilde işliyor. Başrollerdeki 2 kadın oyuncudan, İtalyan-Fransız aktris, her daim mükemmel olan Valeria Bruni Tedeschi’nin partneri Hindistanlı Vimala Pons En İyi Kadın Oyuncu César Ödülü’nü hak eden bir performans ortaya koyuyor. (Valeria Bruno Tedeschi eski Fransa Cumhurbaşkanı Carla Bruni’nin ablası). Yönetmen Carine Tardieu’nün Raphaele Moussafir ile birlikte yazdığı senaryo En İyi Uyarlama Senaryo dalında 2026’nın 3. César Ödülü’nü kazandı.

Onur Ödülü : JİM CARREY

EN ÇOK ÖDÜL “YENİ DALGA”YA

Bizleri 1959-60’lı yılların Fransız Yeni Dalga akımının ilk filmlerini verdiği yıllara keyifli bir yolculuğa çıkaran Richard Linklater’in ”Nouvellle Vague / Yeni Dalga”sı sinema tarihine ve bir filmin yapım sürecine saygı duruşu niteliğini taşıyor. Amerikalı yönetmen En İyi Yönetmen César Ödülü’nün sahibi olurken diğer 3 ödülü teknik dallarda, görüntü yönetmeni David Chambili, kostüm tasarımcısı Pascaline Chavanne ve kurgucu Catherine Schawarz paylaştılar. Film Jean-Luc Godard’ın kariyerinin ilk filmi olan “Serseri Aşıklar / A Bout De Souffle”un yapım sürecini, dönemin ruhunu ve sinma tarihindeki dönüm noktasını anlatıyor. Film, sinemanın en gizemli yönetmenlerinden biri olan Godard’ın tarzına, ruhuna ve kişiliğine de odaklanıyor. Adı “Frankofon Amerikalı”ya çıkan Linklater senaryosuna dönemin ünlü figürlerini, ünlü yönetmen ve oyuncularını dahil etmiş. Müthiş bir casting çalışmasıyla gerçek hayattaki bu sanatçılara tıpatıp benzeten (ünlü olmayan) oyuncular, şaşırtıcı benzerlikleriyle sinefilleri etkiliyorlar. Benim “TOP TEN 2025” listesinin 3. sırasında yer alan filmi sinemaya yazılmış bir aşk mektubu olarak izlemiştim.

En İyi Kadın Oyuncu : LEA DRUCKER

EN İYİ OYUNCULAR

Dominik Moll’un Fransada polis şiddetini eleştirdiği “Dossier 137 / 137 No.luDosya”nın başrol oyuncusu kadın denetim müfettişini canlandıran Léa Drucker En İyi Kadın Oyuncu César Ödülü’nü 2. kez kucakladı. Film Fransa’da 2018’deki Sarı Yelekliler ayaklanması sırasında bir polis şiddeti vakasını soruşturmakla görevli Léa Drucker’i izliyor. Film, polis teşkilatının iç yapısını ve bireysel vicdan muhasebesini inceleyen gerçekçi, özgün, cesur bir yapım. Bu son derece politik filmde devlet ve birey ilişkisi, gerçeğe ulaşma arzusu otopsi masasına yatırılıyor. Bu uğurda görevini yapan Léa Drucker’in canlandırdığı namuslu polis, politikacı ve üst düzey polis teşkilatının mekanizması içinde suçlu duruma düşürülüp etkisizleştirilmeye çalışılır. DruckerVelayet”ten sonra olağanüstü performansıyla César’a 2. kez ulaştı.

Thierry Klifa’nın komedi draması “La Femme La Plus Riche Du Monde / Dünyanın En Zengin Kadını”ndaki performansıyla Laurent Lafitte En İyi Erkek Oyuncu César Ödülü’ne layık görüldü. Filmde yaşlı milyarder bir kadın (İsabelle Huppert), yakın olduğu genç bir eşcinsel sanatçıya (Lafitte) yüz milyonlarca euro veriyor. Kızı, savunmasız bir kişiye yönelik istismar suçlamasıyla şikayette bulunuyor ve bir skandal patlak veriyor. Zeki, güzel, güçlü bir kadınla hırslı, cüretkar bir çılgının ilk görüşte aşkı filmde, sevilmek için mücadele eden güvensiz bir mirasçının eşliğinde anlatılıyor. Evvelce “Tapie” TV dizisiyle Bafta Ödülü kazanan Laurent Lafitte, Comédie Française Tiyatrosunun kadrolu sanatçıları arasındadır. Son yıllarda “Elle” ve “Le Comte de Monte-Cristo” filmleriyle sinema kariyerinde bir sıçrama yaptı.

En İyi Erkek Oyuncu : LAURENT LAFİTTE

Albert Camus’nün 20. yüzyıl edebiyatının en büyük romanı sayılan “L’etranger / Yabancı”sı François Ozon tarafından, Visconti’den 60 yıl sonra tekrar sinemaya taşındı. César Ödül listesinde bu film En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu dalında Pierre Lottin ile yer aldı. Lottin filmde, başkahraman Meursault’nun kötü niyetli komşusu, kendisini cinayet işlemesine sebebiyet veren komşusu Raymond’u canlandırıyor. Camus’nün romanının gücünü ve zamansız anti-kahramanının gizemini filminde ustalıkla bir araya getiren Ozon, insanlık durumunun absürtlüğünü sorguluyor. Film, dramdan mahkeme gerilimine ve film-noir’a kadar türler arasında gidip geliyor.

César Ödüllerinin en tartışılmasız olanı, 2025’in en iyi filmi olan “Battle After Another / Savaş Üstüne Savaş”ın En İyi Uluslararası Film seçilmesiydi. Politik ve dramatik unsurlar içeren, Paul Thomas Anderson’un komedi, destan ve trajedi arasında kalan sıra dışı epik filmi, doyurucu ve ilginç konusu, kusursuz sinematografisiyle çoğu eleştirmenin 2025’in favori filmi. Yüksek tempolu, enerjik, aydınlık, çok katmanlı, yoğun anlatılı, komik ama endişe verici film Amerikan sinemasının “Altın Çağ”ını yeniden ele alıyor. Leonardo Di Caprio, Sean Penn, Benicio Del Toro, Teyena Taylor gibi ödüle boğulan oyuncu kadrosuyla bu “garanti belgeli”, 2 saat 41 dakikalık filmin izleyicileri, izlerken bitmesini hiç istemediler.

En İyi Animasyon Film Ödülü’nü kazanan Ugo Bienvenu – Gilles Cazaux ikilisinin “Arco”su elle çizilmiş bir bilimkurgu fantezisi filmi. 2075 yılında geçen konusuyla gök kuşağı renkli kostüm giyen gizemli bir çocuk olan Arco, gökyüzünde çıktığı zaman yolculuğunda yaşıtı bir kızla tanışır. Kız onu himayesine alır ve kendi zamanına dönmesine yardımcı olmak için elinden gelen her şeyi yapar. Son derece ustalıklı görselliğiyle, mesaj taşıyan melankolik konusuyla, müthiş müziğiyle, özgün bir animasyon olan “Arco” ödülünü hak eden bir film.

Yardımcı Erkek Oyuncu : LAURENT LAFİTTE

ANMA TÖRENİNDE B. BARDOT’YA “IRKÇI” SUÇLAMASI

César Akademisi geçen yılın sonlarında vefat eden Fransız sinemasının ikonu Brigitte Bardot anısına ölümünün ardından bir anma töreni yaptı. Aktivist Bardot gecenin takdimcisi Benjamin Lavernhe tarafından övülürken, Olympia salonundan “ırkçı (raciste)” protestoları yükseldi. Sosyal ağlar hemen reaksiyon gösterip ırkçı söylemine arka çıktı. Salondan ise bu söylemi ıslıkla protesto edenler oldu. Bazıları ise eski oyuncunun son yıllarındaki tartışmalı tutumunu hatırlatarak, bu tartışmanın öngörülebilir olduğunu ileri sürdü. Fransa’nın ikon sanatçısı iken sinemadan çok erken kopan ve hayatını hayvan haklarına adayan Bardot, son günlerine kadar Fransa’da tartışmalı bir kişilik olarak kaldı. The Guardian’da yer alan habere göre, 91 yaşında hayatını kaybeden, “Ve Tanrı Kadını Yarattı / Et Dieu Créa La Femme”, “Nefret / Le Mepris”, “Gerçek / La Vérité” gibi filmlerle savaş sonrası Fransız sinemasının en önemli isimlerinden bir haline gelen Brigitte Bardot, sinemayı bırakmasının ardından aşırı sağ siyasete destek açıklamaları yapmaya, ırkçı ve yabancı karşıtı söylemler geliştirmeye başlamıştı. Fransız mahkemeleri, özellikle Fransa’daki Müslüman toplumunu hedef alan ırkçı ve homofobik açıklamaları nedeniyle kendisine birçok kez para cezası vermişti.

51. César Ödülleri gecesinde En İyi Senaryo Ödülü’nü takdim etmek için sahneye çıkan Golshifteh Farahani, gecenin en politik ve duygusal konuşmasını yaptı. Tahran doğumlu 42 yaşındaki oyuncu, şarkıcı, aktivist Farahani, 2012’de bir Fransız dergisine çıplak poz verdiği gerekçesiyle İran’a girişi yasaklanmış, hayatını Fransa’da sürgünde sürdürmeye başlamıştı. İran halkının molla rejiminin uyguladığı şiddetli baskıyla karşı karşıya kaldığı günümüzde, Farahani konuşmasında sinema sanatının siyasi boyutunu vurguladı : “Siyasi liderler toplumsal sorunları göz ardı ettiklerinden, giderek kutuplaşan bu dünyada sanatçıların rolü gerçekten de spektrumun diğer tarafında olması gerekiyor. Politikacıların hoyratça yırtıklarını sanatçılar dikmeye, onarmaya çalışıyor. Bu rolü üstlenmekten kaçınan sanatçıları anlayabiliyorum. İran’da yaşanan insanlık dışı olayların karşısında bi” İranlıların başka seçeneği yok.

En İyi Kadın Yıldız Adayı Ödülü : NADİA MELLİTİ

CEVAPLA

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz