Robın Hood’un Ölümü / The Death Of Robin Hood

BU FİLMDE YEŞİL TAYTLI, TÜYLÜ ŞAPKALI ROBİN HOOD YOK, İNSAN HAYATI ÇALAN YAŞLI ROBİN VAR!

Bu filmi izlemek, sizi eğer paranız ya da vaktiniz varsa İngiltere’nin kuzeyindeki o müthiş  Sherwood ormanlarına gitmekten, çocuğunuza, yeşil taytlı, kapüşonlu bir İngiliz halk kahramanından bahsetmekten alıkoymaz herhalde. Siz yine Robin’in zenginden alıp fakire verdiğini, falan filanını anlatırsınız. Daha çok İngilizler düşünecek bundan sonra ne olacak diye…

Sinirleri sağlam tutup izleyebilirsiniz. Karşınızda malı, mülkü çaldığını belki görmediğimiz ama insan hayatını çalan, kesinlikle uykudan önce hikayesi olamayacak bir ROBİN HOOD var. 

OrtaKoltuk Puanı:

 

Death Of The Robin Hood” filmi hakkında uyarımı  baştan yapmakta fayda var.. Michael Sarnosky‘nin 35 mm ye çekilen, yani tam sinema tadı verecek şekilde izleyiciye sunulan iki saati geçen filmde Robin’in çektirdikleri bir yana seyircinin çektiğine ne demeli? Aslında bir filmle algı nasıl bozulur sorusunun cevabı aranmış olmalı. Ama algının binlerce yıllık temelinin sarsılacağını düşünmek yine de iyimserlik olur. Peki kim bunu neden istesin? Hem bir kahramanlık hikayesinin kime zararı olabilir ki? Tabii bu düz mantıkla düşündüğünüz zaman… Biliyoruz ki sinema “kesin olarak iyi” ve kesin olarak “kötüyü” kendi sırça saraylarında tarif ettiği zaman yaratıcı olamamakla  suçlanıyor. Belki alternatif bir kurgu olsun diye düşünülmüş olabilir.

Filme gitmeden önce bilin ki çoluk çocuk genç arkadaşları almayın yanınıza, teklif dahi etmeyin derim.. Saatime tam olarak bakmadım ama ilk yarım saat içinde çıkıp gitmezseniz artık dayanma gücünüzü iyice test ettiniz dilebiliriz. O vakit bu bir sinema filmi, görsel detayların inceliklerine dikkat edeyim, hele Jim Ghedi ve nerdeyse on kişilik ekibinin eşsiz İrlanda müzikleriyle avunurum diyorsanız olabilir. Devam o zaman..

Yine aynı şey oluyor aslında. Bilindik bir kahraman merkeze alınıp yeni bakış açısıyla sunuluyor. Bu kez sayısız kitaba, tiyatroya, hatta sinemaya konu olmuş İngiliz halk kahramanı Robin Hood ömrünün sonbaharında ruhunda cehennemi yaşıyor. Ne oldu bizim kafası tüylü şapkalı, ok atarak kahramanlıklar yapan, çevresindeki neşeli adamlarla Sherwood ormanlarının derinliklerinde halkın sevgilisi olup, kendi de aşık olan, bazen de yeşil taytıyla dikkat çeken Robin’imize derseniz, binlerce yıllık uydurmalarmış bunlar. İngiliz değiliz ama Robin Hood’u iyi tanırız. En çok da zenginden alıp fakire vermesini, hak arayışını, zayıfın yanında oluşunu, ormandaki hayvanlarla geçinmesini , cesaretini vs…

Ancak  özellikle pig filmiyle dikkatleri üzerine çeken Sarnosky  yönetmen olarak izleyiciyi karanlık, gotik bir dünyanın içine çekiyor bile demeyeceğim, tam olarak ortasına bırakıyor. Filmin karanlık katı dünyasını kimi zaman yönetmenin, zeki filmografik buluşları aydınlatsa da asıl bu karanlık kötümserlikten başrolde ve yapımcılar arasında bulunan Hugh Jackman‘i sorumlu tutmalı…Neden derseniz, dedikodulara göre Jackman, doğum günlerinde şarkı söyleyecek kadar zengin kesimin arkadaşıymış. Forbes zenginleri, zenginden alıp fakire verme hikayelerini sevmez herhalde… Filmin finansal kaynaklarına inmek gerek. Orasını meraklılarına, dedikodu severlere bırakıyorum.

Filmin neredeyse yarısında 1247’de soğuk gri yüksek dağları, sarp kayalıkları, acımasız mevsimleri ile asla yaşanılası bir yer olmayan İrlanda’yı görüyoruz. Allah rızası bir dilim ekmek için neler yaşanmıyor ki… İnsanlar, nasıl bir vahşet içinde çamur deryalarının, ateşlerin, dumanların içinde birbirlerinin kafalarına vura vura, gözlerini çıkartarak, iç organlarını deşerek vahşetin doruğunda yaşamak demeyelim de nefes almaya çalışıyorlar. Öyle bir ortam ki, kimse yatağında huzurla ölmüyor. Küçücük bir orman meyvesine denk düşenin şanslı olduğu bu yerleri rüyanızda görseniz kabus deyip uyanırsınız. Atmosfer, 35 liğinde etkisiyle film platosunda bile insanı ürkütüyor. İşte bizim kahraman bildiğimiz dünya tarihine ve edebiyatına mal olmuş baladlarının yani müzikal şiirlerinin nesiller boyu aktarıldığı, bazı yerlerde Köroglu’muzla bile kıyaslanan Robin Hood azılı bir canavara dönüşüyor.

Dönemin ruhunu koşullarını az çok okuduğumuzdan kafamızdan 12-14 y.y. lar arasında Arslan yürekli kral, onun hazin sonu, yerine geçen başarısız prensin halk üzerindeki baskıları, vergiler, tarım arazilerinin gasp edilmesi gibi bilgiler uçuşuyor ama bunlardan eser yok. Hugh Jackman‘a oyuncu olarak denecek söz yok  tabii.. Bütün heybetiyle rolü kucaklıyor, kasvetli olgun bir yakışıklılık içinde yine de. Özellikle gözleri bizim Haluk Bilginer’imiz gibi rolün değerini katlıyor. Küçük John rolüyle İsveçli sevilen oyuncu, en çok Karanlıkta Dans ile anımsadığım Stellan Skarsgard‘ın oğlu Bill Skarsgard‘a dikkat çekmek isterim. Dörtte üçü oyuncu olan bir aileden geldiğini bildiğimiz  Skarsgard‘ı bir ailenin babasını öldürmüş olsa da karısını eş olarak ve kızını kendi kızı gibi görerek sahiplenişini izliyoruz. O günler ortaçağın en karanlık döneminde kapıyı ölümden başka bir şey çalmıyormuş anlaşılan.. Herkes hayvansı güdülerle ayakta kalmak için cinayet işliyor. Bir kral askeri, kolluk gücü, muhafız falan hak getir.. Ama Hristiyanlık söylemleri yine bu insanlarda da Allah korkusu olabilir dedirtse de vicdan azabı en çok Robin Hood’u kahrediyor. Bu arada Sarnosky‘nin yaralı Robin gözünden verdiği görüntüler, onun ruhsal dünyasını sözlerden daha etkili seyirciye hissettiriyor.

Filmin önemli bir bölümü üzerinde ilk olarak Druid ibadethanesi, bir zamanlar Romalılarında yaşadığı Aziz Clement manastırının olduğu bir adada geçiyor. Burada huzur bulmak için asla geç değildir fikrinden hareketle ölümcül yaraları iyileştiren rahibe Bridget’i İngiliz oyuncu Jodie Comer canlandırıyor. Şu kızın galada giydiği transparan kostümünün haberlerinden bıkmışken, filmdeki performansına hayranlık duyabilirsiniz. Comer ve onunla birlikte Hamnet’deki rolünden de hatırlayacağınız küçük Margareth Faith Delaney ve Robin le ilişkileri bağlantıları filmin duygusal anlarını oluşturmasa anlatacak naif bir şeyler bulamayacaktık. Bu arada düğüm noktalarından Bridget ve Robin arasındaki ilişkinin  tam olarak romantik olabileceğini düşündüğünüz anda ters köşe ile karşılanıyorsunuz. Buraya dikkat..

Bu arada Murray Bartlett olduğunu anlamadığımız lepralı bir karakter var ki özellikle ölümün kıyısına geldiği zaman aralarındaki diyalog Robin’in ruhuna kırık ayna parçaları gibi saplanır. “Denge olmasaydı burada olamazdık”,”ölümün doğrusunu buldun mu?”, ”adil bir ölüm istiyorum”  ya da Lucretius’ın atomla ilgili hikayesi gibi felsefi yorumlar bence işin tadı tuzu, akılda kalıcı yanlarıydı. Bu arada Noah Jupe‘yi Arthur ya da Godwyn karakterlerinde izlerken, plastik makyajların yaralı göz, cüzzamlı, kamuflaj  sırasında ne kadar gösterişli olduğunu da fark edeceksiniz.

Sonuçta filmdeki Robin, bedeni iyileşmiş onu uzaklara taşıyacak halde olmasına rağmen, ruhen iyileşmek istedi ve bunun da tek yolu vardı…  Şu efsane kahramana okun gittiği yere gömülmek istiyorum meselesini bile çok görmüşler diye geçirdim içimden.

Yani açıkçası ROBİN HOOD’u hiç böyle izlememiş olmalısınız. İzlemek ister misiniz ? Emin değilim. Ama halinize şükretmek için olabilir. Filmden çıktıktan sonra bir İngiliz gibi düşünmek istedim. Kendini güvende hissetmek için velev ki kahramanı uydurmuş olsunlar, yaşadığından bile emin değiliz zaten. Robin, Ahmet / Mehmet gibi bir isim Hood da kapüşonlu anlamında bir kelime ve iki yüzyıl boyunca onlarcası gelip gitmiş olabilir. Ama baladlar sözlü tarih, Robin’in babasının orman koruyucusu olması ve haksızlığa uğraması işini her şeyini kaybedip kahrından ölmesi sonra da Robin Hood’un ilk vukuatının babasının intikamını almak için yerine geçen adamı öldürmesini biz boşuna mı okumuştuk. Bu arada Yapı Kredi yayınlarından çıkan Bilgin Adalı‘nın bu konuda keyifli bir eseri var.

Sonuç olarak bu filmi izlemek, sizi eğer paranız ya da vaktiniz varsa İngiltere’nin kuzeyindeki o müthiş  Sherwood ormanlarına gitmekten, çocuğunuza, yeşil taytlı kapüşonlu bir İngiliz halk kahramanından bahsetmekten alıkoymaz herhalde. Siz yine Robin’in zenginden alıp fakire verdiğini, falan filanını anlatırsınız. Daha çok İngilizler düşünecek bundan sonra ne olacak diye… İyi seyirler sevgili ortakoltuk’çular… Sinirleri sağlam tutup izleyebilirsiniz. Karşınızda malı, mülkü çaldığını belki görmediğimiz ama insan hayatını çalan, kesinlikle uykudan önce hikayesi olamayacak bir ROBİN HOOD var. 

Yönetmen / Senaryo : Michael Sarnoski

Görüntü Yönetmeni : Pat Scola

Kurgu : Andrew Mondshein

Oyuncular : Hugh Jackman, Jodie Comer, Bill Skarsgård, Murray Bartlett, Noah Jupe, Faith Delaney, Beau Thompson, Tabitha Smyth, Elijah Ungvary, Alfie Lawless

ABD / Aksiyon-Macera-Gerilim / 122 Dk.

CEVAPLA

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz