Örnek Asker / Un Bon Petit Soldat / A Good Little Soldier
KAPİTALİST SİSTEM ELEŞTİRİSİ
Stéphane Brizé’nin “ÖRNEK ASKER”i Venedik’te En İyi Senaryo Ödülünü ald
Bir şirketin içinde, neredeyse kapalı bir mekanda geçen bu tiyatro tadındaki filmde şirket ortamının sıkışmışlığını ve monotonluğunu görürüz. Brizé’nin önceki filmlerinde erkek karakterlerin ağırlıkta olduğu iş dünyasının tasviri, yeni filminde bir kadın yöneticinin gözünden yeniden kuruluyor. Film günümüz iş dünyasının iktidar ilişkilerini, kurumsal baskıyı, personelin psikolojik olarak yıpratılmasını ve bireylerin ahlaki sorumluluğunu ele alan toplumsal bir dram.
Toplumsal sorunları işleyen filmlerinden tanıdığımız Fransız yönetmen Stéphane Brizé “Örnek Asker / Un Bon Petit Soldat”da kurumsal hayata hapsolmuş bireyin halini bu kez başarılı bir insan kaynakları yöneticisinin bakış açısından perdeye aktarıyor. “Örnek Asker” günümüz iş dünyasının iktidar ilişkilerini, kurumsal baskıyı, çalışanların psikolojik olarak yıpratırılmasını ve bireylerin ahlaki sorumluluğunu ele alan toplumsal bir dram. Filmin en önemli özelliği, işyerindeki baskıyı yalnızca çalışanlarla yöneticiler arasında yaşadığı derin bir ahlak sınavı olarak ele alması. Film, kadınların iş dünyasıda yükselmesini yalnızca başarı ve eşitlik meselesi olarak değil, mevcut iktidar düzenine ne ölçüde uyum sağlamak zorunda kalmaları açısından da sorguluyor. Stéphane Brizé daha önce “Piyasanın Kanunu / La Loi du Marché”, “Savaşta / En Guerre” ve “Başka Bir Dünya / Un Autre Monde” filmlerinde ele aldığı çalışma hayatı ve kapitalist sistem eleştirisini yeni filminde sürdürüyor.
Brizé bu yukarıdaki iki filmde birlikte çalıştığı Olivier Gorce ve Coralie Amédéo ile müştereken yazdığı yeni filminin senaryosuyla son Venedik Film Festivali’nde En İyi Senaryo Ödülü’nü kazandı. Brizé aynı festivalde 3 ödülle taçlandırıldı. Yeni girdiği işte insan kaynakları yöneticisi, 43 yaşındaki Carla Moretti (Alba Rohrwacher), imaj kampanyasını yönertmek için işe koyulur. Ancak kısa sürede, şirketin çıkarlarıyla çalışan hakların çeliştiği, katı ve duygusuz bir patron olan Arnaud Boronat’ın (Vincent Lindon) talepleri karşısında taviz vermesi gerektiği gerçeğiyle karşı karşıya kalır. Her ne kadar kendini şirketine adamış üst düzey bir yönetici olsa da, Carla da aslında bu cam ve betondan sistemin bir kurbanı olduğu bilincine varır. Carla mesleğinde başarılı, çalışkan, sorumluluk sahibi ve kariyerine büyük önem veren bir kadındır. Dışarıdan bakıldığında kendine güvenen güçlü bir yönetici görünümündedir.
YÖNETİCİ İKİYÜZLÜLÜĞÜ
Kocasından yeni ayrılan Carla çocuğunun dersleriyle ilgilenecek vakit bulamadığı için sıkıntılıdır. Ciddi bir güvensizlik ve kendini sürekli kanıtlamak ihtiyacı vardır. Kariyerinde ilerlemek için özel hayatından, oğluna ayırabileceği zamandan ve kişisel ihtiyaçlarından önemli ölçüde fedakarlık etmiştir. Carla, savunmazsızlığın bir değer olarak görülmediği kurumsal bir ortamda şirketin markasını yeniden inşa etme görevinde engellerle karışılaşır. Carla şirketin bir bölümünde çalışanlara yönelik son derece yıpratıcı, aşağılayıcı ve baskıcı bir yönetim anlayışı olduğunu keşfeder. Carla şirketin işe alım videosunu yenilemek, çeşitlilik girişimlerini öne çıkarmak ve CEO’yu memnun etmek istiyor. Ancak rutin bir kurumsal düzenleme süreci absürd bir korku hikayesine dönüşüyor. Düzenlenen tek bir mutluluk atölyesi ise Carla’nın hiç beklemediği bir departmanlar arası çatışmayı gün yüzüne çıkarıyor. Şirketin çıkarlarını korumak altında yaşananları görmezden gelmesi belki de kariyerini tehlikeye atacaktır.
Kapitalist sistemde insan ilişkilerinin ekonomik performansa feda edildiğini eleştiren filmde, Stéphane Brizé şirket dünyasının klişeleriyle dalgasını geçerken bu dünyayı gerçekçi bir biçimde deşifre etmeyi başarıyor. Çağdaş şirketlerin çalışanlarına sundukları mutluluk ve iyi çalışma ortamı söyleminin arkasında kurumsal bir ikiyüzlülük vardır. Film, “çalışanların mutluluğu mu, şirketin karlılığı mı önemlidir ?” sorununa acı bir cevap veriyor. Günümüzün şirketleri motivasyondan, personelin psikolojik sağlığından, kurumsal aidiyetten bahsederken akıllarında sadece daha büyük kar beklentisi var. Senarist üçlüsü bu çelişkiyi Carla’nıon görevi üzerinden işliyor. Filmin orijinal adı “Küçük Asker”. Ancak burada askerlikten çok itaatkar olma, emirleri sorgulamadan yerine getirme ve kendisine verilen görevi tartışmasız biçimde yapma düşüncesi, itaat kültürü vardır. Carla kendisinden beklenen itaat ile kendi vicdanı arasında seçim yapmak zorunda bırakılır.
Carla, baskıcı sistemin sadece mağduru değildir; aynı zamanda o sistemin dilini ve davranış biçimlerini benimseyerek onun devamına katkıda bulunabilecek bir konumdadır. Cannes Film Festivallerine üç defa katılan Stéphane Brizé “La Loi Du Marché” ile fetiş aktörü Vincent Lindon’a En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü kazandırmıştı. İşçi direnişlerini konu edinen “En Guerre” ve satirik komedi filmi “Le Bleu Des Villes”de de bu festivalde gösterilmişti. “Örnek Asker”den 5 yıl önce “Un Autre Monde” Venedik Film Festivali’nde gösterilmişti. Rennes doğumlu 60 yaşındaki Fransız yönetmenin 10 uzun metrajlı filmi var. Modern kapitalizmin yeni çalışma yöntemlerini ve kültürünü sorgulayan “Örnek Asker”, bir personelin bazen kendi çıkarlarını korumak adına karşı çıktığı düzenin devamına katkıda bulunabileceğini gösteriyor. Stéphane Brizé’nin önceki filmlerinde erkek karakterlerin ağırlıkta olduğu iş dünyası tasviri, yeni filminde kadın bir yöneticinin gözünden yeniden kuruluyor. Tek fark yönetmenin bu defa ekonomik sistemin ezdiği bir işçiyi değil, sistemin içinde yönetici konumunda bulunan, kendi vicdanıyla hesaplaşmak zorunda bırakılan bir kadını anlatıyor. Başarı uğruna özel hayatın feda edilmesi bedelinin ödenmesi sorununu işleyen film şu soruya cevap arıyor : “İnsan başarılı olabilmek için hayatının ne kadarını işine vermelidir ?”. Kariyeri boyunca Stéphane Brizé çalışma hayatını, proletaryanın sorunlarını, ekonomik eşitsizlikleri, işçi haklarını ve şirketlerin insan üzerindeki etkilerini sinemasının merkezine yerleştiren bir sanatçı. Filmde kurumsal kalelerdeki performans değerlendirmelerin, gün gelir insani katı duvarlara çarptığını görüyoruz
İTAAT KÜLTÜRÜ
Çalışma hayatını psikolojik bir hapishaneye dönüştüğünü anlatan film, yönetim baskısı, yıldırma, işyerinde psikolojik taciz, işçilerin sömürülmesi, şirket mutluluğu aldatmacası gibi temaları işliyor. Stéphane Brizé, şirketlerin mutluluk, empati, kapsayıcılık ve dayanışma gibi kavramları nasıl pazarlama araçlarına dönüştürdüğünü ince bir mizah aracılığıyla anlatıyor. Önceki filmlerinde genellikle mağdur konumundaki erkek çalışanları merkezine alan Brizé, bu defa sistemin içerisinde yönetici konumunda bulunan bir kadını anlatıyor. Carla hem şirket yöneticileri hem de personel karşısında sıkışmış bir karakter. Filmde insanın ahlaki değerlerini koruyabilmek için verdiği mücadeleden yenik çıkan Carla’nın zamanla eleştirdiği sisteme uyum sağladığını görüyoruz.
Bu nedenle filmdeki asker metaforu sadece itaatkarlığı değil, çıkış yolu bulunmayan bir mücadeleyi de temsil ediyor. Filmde ofislerin dışına çıkamayan, oğluyla, ailesiyle ilişkileri bozulan bir karakter olan Carla’nın giderek yalnızlaştığını görüyoruz. Filmin eleştirilebilecek yönlerine gelince… Senaryo şirket düzeninin kötülüklerini anlatırken bazen izleyiciye çıkaracağı sonucu önceden açığa çıkarmış oluyor. Anlatımı yer yer didaktik olan film, toplumsal mesajını zaman açık ve şematik biçimde veriyor. Kapitalizm karşıtı söyleminde yeni, özgün bir şey söylemeyen “Örnek Asker”in Stéphane Brizé’nin önceki toplumsal filmlerinin düzeyine ulaşmakta zorlandığı söylenebilir.
Şirketin ofisleri, toplantı odaları, personelin bir araya geldiği mekanlarda, neredeyse kapalı bir dünyada geçen bu tiyatro tadındaki filmde, görüntü yönetmeni Antoine Héberlé, şirket ortamının sıkışmışlığını ve monotonluğunu ölçülü bir görsel anlayışla yansıtıyor. Géraldine Mangenot’nun kurgusu, iş dünyasının hızlı ve yorucu temposunu destekliyor. Başrolleri paylaşan iki oyuncuya gelince… İtalyan yönetmen Alice Rohrwacher’in yetenekli oyuncu kızkardeşi Alba Rohrwacher, Carla’da ekranda en çok gördüğümüz oyuncu. Dışarıdan güçlü görünen fakat iç dünyasında ciddi güvensizlikler yaşayan bir karakteri ustalıklı performansıyla inandırıcı kılıyor. Alba Rohrwacher Venedik Film Festivallerinde rekor sayıda ödül kazandı. Dört ödülüne, “La Solitundine Dei Numeri Primi” (2010) ile, “Via Castellana Bandiera” (2013) ve “Hungry Hearts” (2014) ile (iki ödül) sahip oldu. Katı işkolik patron Arnaud rolünde Vincent Lindon, Brizé’nin filmlerinde ilk kez antipatik, itici, sevimsiz, uzlaşmasız, negatif bir karakteri canlandırıyor. Lindon “Mademoiselle Chambon”, “Quelques Heures de Printemps”, “Un Autre Monde” ve “En Guerre”den sonra, Brizé’nin 6. filminde yer alıyor. Fransız aktör bu son filmde César ve Cannes En İyi Erkek Oyuncu Ödüllerini kazanmıştı.
“Örnek Asker” toplumsal hicvi, modern şirket kültürüne yönettiği sert eleştiri, güçlü oyunculukları, zengin senaryosu, kusursuz sinematografisi, etkileyici bir işyeri dramı gibi hasletleriyle izlenmeyi hak eden bir film.
Yönetmen : Stéphane Brizé
Senaryo : Stéphane Brizé, Coralie Amedeo – Olivier Gorce
Görüntü Yönetmeni : Antoine Héberlé
Kurgu : Géraldine Mangenot
Oynayanlar : Alba Rohrwacher, Vincent Lindon, Renaud Petitjean, Benjamin Sarfati, Vanessa Milat, Daphnée Latour, Alexandre Fabre
Fransa / Dram / 102 Dk.







