3 Billboard Ebbing çıkışı, Missuri

ORASI BURASI DERKEN DÖRT DÖRTLÜK BİR FİLM ÇIKIYOR!

Şu Amerikalıların yatacak yeri yok, ama beğendiğim bir tarafları var: yaptıkları bütün pislikleri sinemaya çok güzel yansıtıyorlar! The Post filminden sonra Oscar yarışında 7 dalda aday gösterilen, ismi de pek uzun, “3 Billboard, Ebbing çıkışı, Missuri” de aynen böyle!

Film, aslında bana, o etrafında koparılan gürültüyü çok da hak eden bir yapıt gibi gelmedi. Tipik bir Hollywood filmi aslında. Güneyde bir kasaba, ırkçılık da var, karakolda dönen her türlü pislik de. Barda içen ayyaşları, eve tekmeyle giren erkekleri, her türlü şiddet ve adaletin aranıp da bulunamayışı!

 

Vahşi Batı’dan bu yana hiç mi yol almamışlar diye düşünüyor insan, reklamcının bile camdan atıldığını ve atan polise hiç bir şey yapılamadığını görünce. Hal böyle olunca da, herkes tüfeğine sarılıp kendi adaletini kendi aramaya başlıyor. Tıpkı, şiddet gördüğü kocadan ayrıldıktan sonra, kimin ayrıldığı da meçhul, koca 19’luk bir çıtırla yaşadığına göre, oğlu ve kızı Angela’yla yaşayan (Frances MacDormand’ın büyük başarıyla canlandırdığı için Oscar’a aday gösterildiği), Mildred, tecavüz edilerek öldürülen Angela’nın öcünü almaya kalkması gibi.

Aradan epey bir zaman geçmesine rağmen zanlıların bulunamamasına dayanamayan anne, yolun üstündeki bilboardlara parasını da ödeyip, suçluların bulunmasını isteyen ve komiseri hedef alan ilanlar yaptırır. Tahmin edileceği gibi bu sadece polisleri değil, kasabadaki dişçiden bakkala, herkesi pek kızdırır! Bizde de öyle olmuyor mu?  Oğlu, eski eş, herkes ayrı öfkelidir.

 

Adalet arama kavgasında yalnız kalan Mildred’e kasabadaki cüce sahip çıkar. İkisinin, o kasabada ne aradığına çok şaşırdığım şık lokantadaki şaraplı yemek sahnesi, fantezi ötesiydi! Tabii bir de komiserin eşi ve ailesiyle geçirdiği nehir kıyısındaki son günü. Güzel, gerçekten.

Final ayrıca çarpıcı. Yola gelen polisin DNA örneği almak için kendini feda edişi gibi bölümler mesela. Ya da Angela’nın, bizde olsa, tecavüzü de hak etmişti tarzı, gece vakti tek başına bara gideceğim diye tutturmasına kimsenin laf etmemesi, ama ona arabayı vermediği için annenin vicdan azabı çekmesi gibi ayrıntılar.

 

Hay Allah ben konuyu yazmayı sevmiyorum, izleyicinin tadını kaçırmamak için, bu kez fazla kaçtı. Tabii ki bunca yıllık deneyim sonrası, üstelik Martin McDonagh’un yazdığı ve yönettiği bir Hollywood filmi de eli ayağı düzgün ve övgüye değecek kadar iyi olsun ama bu yılın en iyi filmine aday olacak kadar nesi var, düşünüyor insan. Ve tabii geçen yılın lay lay lom, LaLaLand’ından sonra bu kez sert ve ciddi biri olsun mu dediler acaba?

 

 

Film notum:

HENÜZ YORUM YOK