Anka

Türk İşi Hızlı ve Öfkeli

Bu hafta sinema salonlarında gösterime giren, yapımcılığını MGX film şirketinin yaptığı “Anka“nın ismi bir efsaneden gelmekte. Özetle belirtirsek, simurg da denilen ve daha geniş ismi ile “zümrüdüanka kuşu” ya da Batı’daki kullanımıyla “Phoenix”, ölümüne yakın ölümsüzlüğe ulaşan ve bilgi ağacının dallarında yaşayarak yeniden doğuşun ya da dirilişin simgesi olarak betimlenen bir söylence kahramanı. Zümrüdüanka kuşunun bu mitolojik özellikleri “Yüzüklerin Efendisi” gibi filmlerin yanı sıra, bizde Ahmet Kaya‘nın seslendirdiği “Bir Anka Kuşu” şarkısında, Yusuf Hayaloğlu‘nun kaleminden;

…Bir anka kuşu gibi anne,

Bir anka kuşu gibi,

Kendimi külümden yarattım…

şeklinde dizelere dökülmüştü. İşte gösterimdeki “Anka” filmi de bu küllerinden doğmaya gönderme ile ailesini kaybetmiş bir karakterin parçalanmış kişiliğinin bir bakıma yeniden doğuşunu, rönesansını perdeye yansıtmaya çalışmakta. Hatta ana kahramanımız olan Murat’ın kız arkadaşının isminin Zümrüt olması da tesadüf değil…

Bu Anka Yandı, Söndü, Kül Oldu…

Yönetmenliğini Süleyman Mert Özdemir‘in yaptığı Anka’da, ana karakter olan Murat (Ozan Akbaba) çocukken anne ve babasını kendisinin de içinde olduğu bir araba kazası sonucu kaybeder. Bunu geriye dönüşlerden öğreniyoruz. Onun dünyasında artık baba bildiği Ejder (Atilla Şendil), kardeşi kadar yakını Tarık (Uğur Uzunel) ve Ejder’in kızı, aynı zamanda çalıştığı yerin mali bölümüne bakan kız arkadaşı Zümrüt (Deniz Işın) vardır.

Murat araba kullanma konusunda oldukça mahirdir ve daha ilk sahnelerde yarışlardan çeşitli galibiyetlerle ayrılma başarısını gösterdiğini görürüz. Murat belalısı olan Serdar Orçin‘in hayat verdiği kişinin yarışı kaybetmesine rağmen onun çirkefe yatmasını bile dert etmeyen, suskun, içe dönük bir karakterdir. Ancak Orçin‘in canlandırdığı kişi belalıdır ve aynı işyerinde çalıştığı Murat’a sürekli nedenli nedensiz sataşır. Üstelik o da Zümrüt’ü sever. Artık tek hesabı yanındaki yardakçısı olan kişinin de destekleriyle Murat’ı bu çevrede yok etmektir. Ancak Murat özellikle anne ve babası üzerinden yapılan kışkırtma sonucunda kavgaya tutuşarak işinden kovulur. Artık işsizdir ve de parasız.

Bir gün Ejder’in dükkanına gelen Bulut (Engin Hepileri) ile tanışır. Bulut; mafyöz özellikleri olan, uyuşturucu işleri ile uğraşan ve araba yarışmalarını da para kazanma aracı haline getiren bir kişiliktir. Ailesini kazada kaybeden Murat’ın kaza yapan aracının bir nevi anka kuşu misali yeniden Ejder’in gayretleriyle ortaya çıkartılması, bir bakıma küllerinden doğması ve de Bulut’un temsil ettiği karanlık suç dünyanın içine girilmesiyle yer yer geçmişine de dönerek çok farklı maceralara yelken açacaktır…

Çok Gürültülü…

Senaryosunu Murat karakterini canlandıran oyuncu Ozan Akbaba‘nın kaleme aldığı “Anka“, özellikle hız tutkunlarını hedef kitle olarak belirleyen bir yapım. Çekimleri İstanbul dışında da yapılan filmin aksiyon sahnelerinde James Bond filmlerinde çalıştığı belirtilen Marc Schölermann‘ın da katkısı var. Hareketli sekansları ile dikkati çeken son sahnelerinde her ne kadar polis amirinin ağzından Bağdat Caddesi olarak burası izleyiciye yansıtılmaya çalışılsa da, İstanbul gibi trafiğin her saat berbat olduğu bir kent için oldukça iyimser bir bakış olmuş. Neyse, bunu filmin türüne yoralım. Zira Newyork gibi metropollerin en işlek sokaklarında dahi araba yarışları sahnelerini gören bir ahvadın evlatlarıyız. Ancak aksiyon sahneleri, özellikle Amerikan ve bir kısım Fransız adrenalin heyecanı yaratan filmlere kıyasla oldukça sönük kalıyor. Sosyal medyayı bu denli etkin kullanan genç kitleyi bu sahnelerin heyecanlandıracağını kendi adıma hiç sanmıyorum. Filmin en büyük kozu maalesef bu yönüyle tatmin edici olamamış!

Konu nasıl derseniz, o da geçer not alamıyor. Aslında filmin ilk sahnelerinde Murat’ın sınıfsal yönüne vurguyla fabrika içi, sürpriz olarak Erkan Can‘ın da işçi olarak kısa bir an göründüğü kısımlar bende biraz umut yaratmıştı. Ancak film ilerledikçe senaryo aksaklıkları ve tıkanmaları, sürenin de iki saati aşması ile birlikte iyice su yüzüne çıkıyor. Geçmişin travmalarından hareketle sürekli flash back yöntemiyle ilerideki sahnelerin bir şekilde bağlantılandırılmaya çalışılması o kadar zorlama ki! Bulut karakterinin Ejder ile nasıl irtibatının olduğu, sonrasında ise bu denli karanlık odak haline geldiği, hele hele o absürd yağmur sahneleri eşliğindeki görüntüler ya da sürekli nasihat veren birilerinin varlığı ile komiserin Bulut’u yakalamasına ikna için Zümrüt’ün o klişe sözlerine aldanmasına bizi inandırmaya çalıştığı kısımlar o kadar demode ki. Ve yine bu filmde de yardım için müziklere sığınılmış.

Neler yok ki? Melek Mosso‘nun ağıdından tutun da, Cengiz Kurdoğlu‘na, tekno-arabesk’ten, rap’a birçok parça filmin etkisinin artması amacıyla birçok yere yerleştirilmiş. Cengiz Kurdoğlu özellikle Murat’ın telefonunun fon müziğinden tutun da ara kısımlarda da devamlı karşımıza çıkıyor. Ve film bence, gerek başarısız kimi hız sahneleri gerekse de hiç bitmeyen ve en sonunda biz izleyicileri müzikten de nefret ettirecek yapısıyla çokça gürültülü bir yapım olmuş. Ve bir not olarak da belirtelim ki, erken kayıplarımızdan olan Kalan Müzik’in sahibi değerli Hasan Saltık da bir fotoğraf karesinde filmde yer almış.

Ve oyunculuklara gelelim: Ozan Akbaba, travmayı yansıtmakta oldukça başarısız. Ve hiç de çekici yanı bulunmayan böyle bir karaktere Zümrüt’ün deliler gibi aşık olması hiç inanılası değil. Oyuncular içinde ben yalnız kötü karakterleri canlandıran Engin Hepileri ile çSerdar Orçin‘in oyunculuklarını beğendim. Diğer roller oldukça vasat. Ve filmde beğendiğim yönlerden birisi olarak belirteceğim bir kısımı da yeri gelmişken ilave edeyim: Çok sayıda telefon görüşmesi sahnesi bulunmakta yapımda. Karşı tarafın kısık gelen sesinin oldukça gerçekçi olarak sunulması, bize görünen oyuncunun cavapları sinemamızda çok karşılaşılan bir durum değil. Bunu da not olarak belirteyim…

Başlangıçta mitolojiden bahsettik… Çeşitli tür anlatıları olan Anka Kuşu’nun, bilhassa Pers söylencesinde kattettiği yedi aşama bulunmakta. “Anka”, şayet sinemada da çeşitli aşamalar bulunduğunu kabul edeceksek birçok kategoriden geçer not alamıyor. Verilen tüm emeklere karşın karşımızda oldukça vasat bir film var. Bu nedenle bu hafta Murakami’nin öyküsünden uyarlanan ve Ryusuke Hamaguchi’nin yönettiği, Viktor Apaliçi’nin “ortakoltuk” okuyucuları için bilgi yüklü şekilde kaleme alarak beğendiğini belirttiği “Drive May Car”a yönelin derim. Ama “… yok ben illa ki heyecan ve hızı severim, bakalım biz bu işi kotarabiliyor muyuz?” diyerek merakınızı gidermek istiyorsanız, o zaman işte buyrun “Türk İşi Hızlı ve Öfkeli” Anka filmi sinemalarda… İyi seyirler…

Yönetmen : Süleymen Mert Özdemir 

Senaryo : Ozan Akbaba

Görüntü Yönetmeni : Eyüp Boz

Kurgu : Hamdi Deniz

Müzik : Saki Çimen

Oyuncular : Ozan Akbaba, Engin Hepileri, Serdar Orçin, Uğur Uzunel, Atilla Şendil, Deniz Işın, Ali Savaşçı, Kemal Zeydan, Taner Rumeli, Sinan Demirer, Ezgi Tombul, Ali Yoğurtçuoğlu

Türkiye / Aksiyon-Macera-Gerilim-Dram / 110 Dk.

Film notum:

 

İLEAnka
KAYNAKAnka
Önceki yazıMemoria
Sonraki yazıAyrı Dünyalar

4 YORUMLAR

  1. Filme yaptığınız eleştiriyi beğendim gayet güzel analiz edip açıklamışsınız. Fakat gözüme batan bir şey
    Türkiye’de bu kalıpta yapılan ilk film 2022’de vizyona giriyor ve siz Amerika’yla karşılaştırıyorsunuz. (Ancak aksiyon sahneleri, özellikle Amerikan ve bir kısım Fransız adrenalin heyecanı yaratan filmlere kıyasla oldukça sönük kalıyor.).Belirtmek isterim ki Hızlı ve Öfkeli 2001 de vizyona girdi. Türkiye’de sürekli aynı şekil filmlerin/dizilerin sırf para kazanıyor diye aynı şeylerin değiştirilip değiştirilip önümüze serilmesi gerçekten sıktı artık. Kimse yeni bir şey denemiyor deneyene de mani olunuyor. Hataları vardır illaki ama sizinkisi biraz ağır bir eleştiri olmuş. Şu an bu film Amerika’da olsa yerin dibine gömülse hakkıdır derim ama şu anlık Türkiye’nin sinemada yeni türlere açılması için bu çeşit filmlerin desteklenmesi gerekir diye düşünüyorum siz eleştirmenler tarafından. Eleştiriniz için teşekkürler :).

  2. Üşenmeden okudum bütün yazıyı. Sizin filmden sıkıldığınızdan daha fazla ben sizi okurken sıkıldım. İnsan bir satır da olsa Türkiye’de yapılan ilk araba filmi helal olsun. Cesaretlerinden dolayı kutluyorum. Olmamış ama bu tür denemelere devam etmeliyiz demez mi?

CEVAPLA

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz