Memoria / Hafıza

Hafızanın Akışına Yolculuk…

Bu sene Cannes Film Festivali’nden Jüri Özel Ödülü ile dönen “Memoria”, telaffuzu oldukça zor, 1970 doğumlu, Taylandlı ünlü yönetmen Apichatpong Weerasethakul’un ülkesi dışında çektiği ilk film olma özelliğini taşıyor. Aynı zamanda Kolombiya’nın yabancı film dalında Oscar adayı da olan yapımın yönetmeni aslında festivallere çok yabancı bir isim değil. 2010 yılında “Amcam Önceki Hayatlarını Hatırlıyor” isimli filmiyle Cannes’da büyük ödül olan Altın Palmiye’ye uzanmıştı.

Memoria filminin konusuna geçmeden önce belirtelim ki, yapım konusunun evrensel olmasının yanı sıra aynı zamanda projede yer alanların kökenleri ve mekân itibariyle de çok kültürlü özellikte. Yönetmen belirttiğim gibi Taylandlı. Başrol oyuncusu Tilda Swinton Londra doğumlu. Yapımda genelde İspanyolca konuşuluyor. Fransız arkeologdan, yapımın geçtiği yerin Bogota sokakları olmasına değin geniş bir pencereden bakılıyor…

Konuya gelelim: Jessica (Tilda Swinton), İskoçya kökenli, botanik bahçeleri işi ile uğraşan, öncesinde herhangi bir evlilik yaşamamış, yüzü duygularını pek belli etmeyen bir kişidir. Yolunun Kolombiya’nın başkenti olan Bogota’ya düşmesinin nedeni kız kardeşi olan Karen’in (Agnes Brekke) hastanede tedavi görmüş olmasıdır. Film, kız kardeşin bu ülkede bulunmasına dair ayrıntı sunmuyor. Filmin henüz başlarında Jessica’nın odasında uyurken bir anda patlama benzeri kuvvetli bir sesle uyandığını görüyoruz. Gerçekten de ses biz izleyenler için de irkiltici boyutta. Jessica ilk başta bu sesin yakınlarda bulunan bir inşaat çalışması nedeni ile oluştuğunu düşünür.

Yine filmin uzun sekanslarından olan akademik bir yerde Fransız arkeolog arkadaşıyla konuştuğunda bu sesten bahseder. Ancak geçici ve dış etkilerden kaynaklandığını düşündüğü bu ses, bir türlü peşini bırakmaz. Bir ses prodüktörü olan Hernan Bedoya (Juan Pablo Urrego) ile çalışmaya başlar. Ancak bu kişinin gerçekliğine dair bizde şüphe uyandıracak şekilde bu kişi bir anda kaybolur. Jessica gaipten gelen bu sese dair önce doğal yollardan sorunu çözmeye uğraş edinir. Gittiği bir klinikten aldığı ilaçların da etkisi olmaz. Bu arada Bogotalı doktor ile geçen Salvador Dali ile ilgili konuşma kısımları aslında Dali’nin geçmişi ile kendi gerçekliği arasında bazı fikirler uyandırıyor bizlerde.

Jessica Bogota sokaklarından, yani kentsel mekânlardan gittikçe kıra doğru açılmaya başlar. Bogota kırsalında nehir kenarında ve hayvan seslerinin eşliğinde yaptığı bir gezinti esnasında balık derisini soyan biri ile (Elkin Diaz) karşılaşır. Onun tüm geçmiş bilgilerine vakıftır ve şimdi ikisi bu yalnızlar dünyasında sesin kökenini ararlar. Aslında Jessica’nın duyduğu bu ani ve kesintili ses kendisindeki sakinliği bir anda yitirerek bir bakıma geçmişi ile bir yolculuğa gitmesine neden olur. Sesin hafıza ile bağlantısı özellikle finalindeki radyo sesi ile bütünleşir.

Çoklu okumaya elverişli film aslında salt Jessica özelinde bir tekil hafıza okuması olarak görülmemeli. Filmin özellikle ilk kısımlarında biraz daha haraketli çekimleri ile yansıyan Bogota’nın doğal hali ve ekranda yer yer görünen sokak köpeği etkisi ile bir Latin hafızasının da başat mevzulardan olduğunu bize düşündürtüyor. Hafıza ve geçmişini arama, son sekanslardaki uzay aracından da hareketle uzay, doğa sesi, hayvanlar gibi daha geniş bir perspektife kapıyı aralıyor. Evet, düşündürtme, esinlendirme ne dersek diyelim filmin o herkese hitap etmeyen sakin giden akışına kendisini kaptıranların düşüneceği çok şey var…

Sesin İzinde… Katmanlı Hafıza Boyutu…

Weereasethakul kendi kökeni olan Doğu’ya dair tefekkür içeren mistizmi Latin kültürü ile harmanlayarak aslında geçmiş anıların etkileri üzerine bir yapım seriyor ortaya. Gaipten gelen sesin peşine takılma, onun izini sürme, geçmişine dair katmanlı bir yolculuğa kapı aralar. Ne kadar uğraşırsak uğraşalım hafıza hep var ve dış dünyanın etkileri hafızayı bir bakıma tetikliyor. Ki, filmde arkeolojik çalışmalar ve binlerce yıllık iskeletler üzerinden yansıyan sahneler bu hafızanın genişliğini gösteriyor.

Bu tekil ve kolektif hafıza kimileyin rahatsız edici olurken bazen de ilaç kullanmayı bile dışlayan bir arzu haline bürünebiliyor. Bilinçaltına inildikçe gerçeklik duygusundan da gittikçe uzaklaşılıyor. Zihni gittikçe bulanıklaştırıyor. Jessica’nın artan esrik hallerinden bu etkileri görebiliyoruz. Jessica’nın her ne kadar yüz ifadeleri çekim tekniği itibariyle ekrana yansımasa da, duyguyu aktarmada, filmin başarılı olmasında Tilda Twinson’un etkileyici performansının katkısı çok büyük…

Dikkat: Anlam Arayışı İzleyeni Yorabilir…

Memoria filmi, ismi üstünde bir hafıza yapımı. Ve “hafıza”, halen çözümlenemeyen, toplumsal boyutu da olan çok karmaşık bir denklem. Film aslında sade, steril, incelikli ve müzik kullanmayan yapısı ile bu karmaşayı izleyene sunmayı deniyor. Ancak bunu yaparken izleyicinin o uzun sekanslar üzerinde düşünmesini de bekliyor. İzlerken görecekseniz bazı sahneler nerede ise tek planda ve yarım saati bulan sürede ekrana yansıyor. Ve bir iki sahne dışında kamera hep ana karakterlerin uzağında, oldukça hareketsiz. Yani bazı kısımları o kadar ki, Nuri Bilge Ceylan ya da Semih Kaplanoğlu seyircisini bile yorabilir.

Film süresi itibariyle de tahammülü zorlayan yapıda. Ancak konunun ve biçimin bu zorluğu filmi kötü mü yapıyor? Asla! Bilakis Memoria sinema algısı yüksek izleyicinin beklentisini eminim karşılayacaktır. Müzik yok dedik ancak filmde Jessica’nın duyduğunu sandığı o dış ses, bizde de ürkme duygusu uyandırıyor. Bilmediği bir kentte yalnız karakterin bu gizemli dış sesin etkisi bizi de sarıyor. Ayrıca kent, kır, nehir, hayvan, deforme olmuş sesler hepsi bir anda iç içe ya da ayrık olarak film boyunca karşımıza çıkıyor, sessizlik bir anda kaybolabiliyor. Ancak yine de Jessica şehirden kıra indikçe şehrin karmaşasından uzak daha derin sessizliklere yol alındığını görüyoruz. Bu arada belirtelim, filmde en beğendiğim yanlardan biri de çoğu yapımda bulunmayan dış çekimlerdeki o gerçekçi görünümlerdi. Birçok kişinin kamera kadrajına girmesine karşın sanki doğal bir çekim hissi yaratılması bende kurgusal yabancılaştırıcı etkiyi yok etti…

Öncesinde “Ayvalık Film Festivali” ve “filmekimi” ile ülkemiz izleyicisiyle buluşan film, “Başka Sinema” kapsamında yakın zamanda sinemalarda olacak… Sorgulayan filmleri sevenler için kaçırılmaması gereken bir fırsat: Memoria…

Yönetmen / Senaryo : Apichatpong Weerasethakul

Görüntü Yönetmeni : Sayombhu Mukdeeprom

Kurgu : Lee Chatametikool

Müzik : César López

Oyuncular : Tilda Swinton, Elkin Diaz, Jeanne Balibar, Juan Pablo Urrego, Daniel Giménez Cacho

Kolombia, Tayland, İngiltere, Meksika, Fransa, Almanya, Katar, Çin, İsviçre / Dram / 135 Dk.

Memoria

Film notum:
İLEMemoria
KAYNAKMemoria
Önceki yazıMünih : Savaş Yaklaşıyor
Sonraki yazıAnka

CEVAPLA

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz