Baba Nerdesin Kayboldum

İZMİR SEMALARINDA GEÇEN NAİF BİR ÖYKÜ..

Ahmet Karaman’ın ikinci filmi ‘Baba Nerdesin kayboldum’, kontrollü yönetmenliğiyle ve başarılı sayılabilecek oyunculuklarıyla iddiasız, biraz düz olsa da ancak konusuna hakim ve ortalamanın üstünde bir film olabilecekken, belki de yönetmenin seyirciyi şaşırtma çabasına kurban gidiyor. Filminin finalini ‘herkesin açığa çıkmamış bir sırrı ve kırılma noktası vardır!’ düşüncesine bağlayan yönetmen, bu finali besleyecek ve sağlamlaştıracak ipuçlarını, sinyallerini filminin hiçbir yerine serpiştirmiyor ve Karaman’ın bu, seyirciyi ters köşeye yatırma isteği biraz eklenti, zorlama duruyor…

Filmin kahramanı Aşkın, sinema sektöründe yardımcı yönetmen olarak çalışmış ama bir süredir işsiz bir gençtir ve babasının ölümü üzerine, annesi ve kız kardeşiyle birlikte İzmir’deki evlerinde yaşamaya başlamıştır. Aşkın’ın ailesi dışında görüştüğü tek kişi eski arkadaşı Ali’yle eskiden beraber çalıştığı Oya’dır. Bu ‘babasız’ yeni hayatına alışmaya çalışan Aşkın, kendine bir çıkış yolu ve yeni ilişkiler aramaktadır…

 

Babasının izinden gitmeyen bir genç…

Filmin daha ilk sahnesinde Aşkın’ın babasının mezarının başındaki konuşmasından babasının ölümünü kabullendiğini ve tabii ki belli bir yas tutma süreci yaşasa da aslında babasıyla çok özel bir bağı olmadığını, hatta bazı açılardan ondan nefret ettiğini anlıyoruz. Başkarakterin hayatında asıl ilgilendiği durum, babasının bıraktığı boşluktan ziyade bu boşluğun annesi ve kız kardeşi üzerindeki etkileri oluyor. Aşkın elinden geldiğince ev işlerine yardımcı oluyor, dini bütün ve acılı annesiyle arada takışsa da ona destek çıkmaya çalışıyor.

İdealist ve genç bir öğretmen olan kız kardeşi Fulya’nın da arkasında durmayı ihmal etmiyor.

Filmdeki bu ‘kabul edilebilir’ aile ortamında, bazı konuşmalarda biraz ‘theatral’ replikler barındırsa da, genelde olaylar mantıklı ve düzgün bir şekilde sunuluyor. Aynı şekilde Aşkın’ın yaşadığı mahalledeki ortam ve iki yakın arkadaşıyla yaşadığı kaçamaklar da gerçekçi ve belli bir özgünlük taşıyan sekanslar olarak göze çarpıyor. Üstelik bu yan karakterler basmakalıp ve derinliksiz bir şekilde çizilmiş kişiler değil. Her biri yaşayan, nefes alan ve başkarakterin hayatına sadece tanık olan değil, onun hayatını etkileyen karakterler. Örneğin öğretmenlik işinden açığa alınan Ali’nin ailesiyle ve karısıyla olan problemleri veya Aşkın’ın Oya’yla arkadaşlıkla başlayıp sevgili olma durumuna dönüşen ilişkisi, filmin gerçek hayatla olan bağlantılarını güçlendiren sahneler. Bu sekanslar belki büyük bir orijinallik ve çok değişik bir anlatım barındırmıyor fakat seyirci olarak hem Aşkın’la hem de arkadaşlarıyla belli bir bağ kurmamızı sağlıyor.

Yönetmenin etkileme sevdası filmi zedeliyor…

Fakat belki de film ilerledikçe, bu ilişkilerin ve karakterlerin biraz yerinde saymaya başlamasının sonucu olarak, yönetmenin aşırı dramatizasyona ve politik mesajlar vermeye yönelmesi, filmin bütünlüğünü zedeliyor. Örneğin Ali’nin karısıyla olan sorunlarında hiçbir değişim olmaması, Aşkın’ın kız kardeşi Fulya’nın bazı öğrencilerinin Cuma namazına gitmelerine izin vermeyerek okul yönetimiyle karşı karşıya gelmesi biraz öğretici ve şematik sekanslar haline dönüşüyor. Sanki filmdeki karakterler ilerlemekten korkuyorlar. Veya karakterlerini daha etkileyici hale sokmak için adeta debeleniyorlar. Sanki yönetmene ve senaryoya o zamana kadarki dingin ve ölçülü anlatım yetmemeye başlıyor. Oysa ki bizce bütün bunlara hiç gerek yok çünkü biz bu karakterlere zaten ısınmışız, özelliklerini genel hatlarıyla kavramışız ve onları oldukları gibi kabul etmiş durumdayız. Filme eklenen bu yan olaylar ve yerinde sayma durumu filmi ciddi anlamda tökezletiyor.

Bir de filmin ortalarında Ali ve Aşkın’ın, Ali’nin küçük kızını eğlendirmek amacıyla, bir atlı arabaya bindirip arkalarından koştukları uzun bir sekans var ki, bu sekansın neyi hedef aldığını, niye böyle dramatik bir havayla çekildiğini, neyi ima ettiğini anlamak gerçekten çok güç… Belki çok zorlarsak bu sahnenin Ali’nin kızından kopuşunu temsil ettiğini söyleyebiliriz ama bu düşünce bile bu sahneyi kurtarmıyor!

Ah! O final sahnesi!

Film bahsettiğimiz şekilde dingin ve düzgün bir şekilde akarken ve biz Aşkın ile Oya arasındaki hoş romantik ilişkiyi izlemeye başlamış ve tam da filmi sekteye uğratan zayıf ve şematik sahneleri unutmaya çalışırken final sekansı geliyor. Yönetmene göre filmin asıl bombası olan, büyük bir sırrın açığa çıktığı bu sekans, başta bizi biraz şaşırtsa da, bu şaşırma beklenmedik bir şeyin oluşmasından değil, olmayacak bir şeyle karşılaşmamızdan kaynaklanıyor. O ana kadar filmde hiçbir ipucunu bulmadığımız hatta olabileceğine ihtimal vermediğimiz bu olay bizi etkilemek şöyle dursun, uzaktan bakınca itici bile gelebiliyor. Yönetmenin unuttuğu şey bizce, bir sürprizin bile, film bütünlüğü içerisinde tutarlı olma zorunluluğudur. Bu gökten inmiş gibi duran sürpriz son, filmin o zaman kadar ki nispeten inandırıcı ve naif havasını yerle bir ediyor, onu garip karamsar ve melodramatik bir havaya sokuyor.

Bu sırrın açığa çıkmasından sonra patlak veren ikinci sürpriz olay ise, yine yeterli dayanağı olmamasına rağmen, gazetelerde ara sıra benzerlerini gördüğümüz, daha gerçekçi bir eylem. Yine de cihatçıların terör eylemlerine hazırlığı gibi başlayan ve bir kıyım ile biten bir cinnet sahnesinin senaryoya ne kazandırdığı bizce tartışmaya açık bir konu…

Oyunculukların ise hakkını vermemiz gerekiyor. Özellikle Aşk-ı Memnu dizisinin Beşir’i olarak tanıdığımız Baran Akbulut, başkarakter Aşkın rolünde hiç de fena olmayan bir performans sergiliyor. Arada sırada, duygusuz bir adamla duyarsız bir adamı oynamak arasındaki ince çizgiyi kaçırsa da genel olarak tatmin edici bir oyunculuğa sahip. Ancak bizce filmin en göze çarpan performansları Aşkın’ın sevgilisi Oya’yı oynayan Yıldız Çağrı Atiksoy ve kız kardeşini canlandıran Bektemsu Özdemir’den geliyor. İki kadın oyuncu da gerçekten etkileyici oyunculuklar sergiliyor ve finale kadar hikayenin güzel bir şekilde akmasına büyük bir katkı sağlıyorlar.

Sonuç olarak ‘Baba Nerdesin kayboldum’ çok büyük bir derinlik ve anlam taşımayan ancak seyircide hoş bir hava estirecek, dozunda bir sinema diliyle, mütevazi bir film olabilecekken, yönetmenin çarpıcı olay sunma sevdasından ciddi zarar gören bir dram… Sinema salonlarımızda çokça yer bulan yerli korku filmleri ve basit romantik komedilerden, tür ve konu olarak ayrışan bu filmin böyle sonlanması içimizde bir ‘Yazık!’ hissiyatı oluşturuyor.

 

Yönetmen: Ahmet Karaman

Oyuncular: Baran Akbulut, Yıldız Çağrı Atiksoy, Yiğit Kirazcı, Bestemsu Özdemir, Tomris Çetinel, Murat Göksu

OrtaKoltuk Puanı:

CEVAPLA

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz