Bir Düşüşün Anatomisi / L’Anatomie D’Une Chute
ALTIN PALMİYELİ BAŞYAPIT
Justine Triet’yi Cannes’ın 3. Altın Palmiyeli kadın yönetmeni yapan film, sebebi belirsiz bir düşme sonucu ölen kocasını öldürmekle suçlanan bir kadının dava sürecini anlatıyor. Bu rolde Sandra Hüller kariyerinin en parlak performansını sergiliyor.
Justine Triet’yi Cannes Film Festivali tarihinin 3. Altın Palmiyeli kadın yönetmeni yapan, yılın en iyi filmlerinden “Bir Düşüşün Anatomisi / L’Anatomie D’une Chute” vizyona girdi. Film sebebi belirsiz bir düşme sonucu ölen kocasını öldürmekle suçlanan bir kadının dava sürecini konu alıyor. Mahkeme salonundaki acımasız sorgulamanın sebeplerini düşündürerek filmi sosyo-politik açıdan derinleştiren Justine Triet, polisiye türünden evlilik dramasına uzanan bir çizgide, insani açmazlarını sergiliyor. 2. yarısı bir duruşma salonunda geçen film, edebi ve psikolojik derinlikli senaryosu, temposu hiç düşmeyen özenli mizanseni ve olağanüstü oyuncu kadrosuyla izlenmeyi hak ediyor.
2. yarısının “Hitchcokvari bir mahkeme filmine benzetilen” “Bir Düşüşün Anatomisi”, bir evliliğin dinamiklerini mercek altına yatıran bir psikolojik gerilim. “Birinin özel hayatı başkalarının cehennemidir” fikrinden yola çıkan filmin kahramanı, kocasını öldürmekle suçlanan Sandra’nın (Sandra Hüller) duruşma esnasında hayatının en mahrem anlarının, sırlarının savcı tarafından didik didik edilişini izliyoruz. Film Fransız Alplerinde gözden uzak bir dağ evinde, kocası Samuel ve görme engelli oğluyla izole bir yaşam süren Alman yazar Sandra’yı izliyor. Samuel yüksekten düşerek ölür, fakat soruşturma sonucunda ölüm nedeninin intikam mı kaza mı olduğu kesinleşemeyince, olay anında evde olmadığını kanıtlayamayan Sandra cinayet suçlamasıyla tutuklanıp yargılanır.
Samuel’in ölümünün sorgulandığı mahkeme süreci, çiftin çalkantılı ilişkilerinin, Sandra’nın bir eşcinsel ilişki yaşamış olmasının da derinine giden rahatsız edici ve tatsız bir psikolojik yolculuğa dönüşür. Gerilim ve psikodramanın kesiştiği film, matematiği mükemmel işleyen, zekice yazılmış, sürprizler içeren incelikli ve zengin senaryolu şeytani bir hikayeye sahip. Birbiriyle iç içe geçmiş bir kriz öyküsü anlatan film, bir evliliğin köklerine derinlemesine psikanalitik bir incelemeye soyunuyor. Yazar olarak kolaylıkla üretken olabilen Sandra’nın yanında, tıkanmışlık yaşayan Samuel uzun zamandır yazamamaktadır. Kırgınlık ve kıskançlığın damgasını vurduğu bu evlilik krizi, kocası ölen bir kadının muhteşem portresi eşliğinde senaryoda yer alıyor.
Sessiz özgüvenine rağmen, işini iyi yapan usta bir savcının zaman zaman köşeye sıkıştırdığı Sandra’nın yaşadığı ruh halleri senaryoda ustalıkla işlenmiş. Başsavcı (Antoine Reinartz) ile savunma avukatı Vincent (Swan Arlaud) birbirlerinin tezlerini çürütmeye çalışıp yeni deliller sundukça, seyirci tuhaf bir şekilde kendini jüri üyesi olmuş hissine kapılıyor. Evdeki konuşmaları teypine kaydetmeyi huy edinen Samuel’in ölümünden az önce karısıyla yaptığı tartışmanın kayıtlarının mahkemede dinlenmesi Sandra’yı müşkül durumda bırakır.
Stanley Kramer’in “Nüremberg Mahkemesi” (19961), Billy Wilder’in “Beklenmeyen Şahit / Witness For The Prosecution” (1957), Otto Preminger’in “Bir Cinayetin Anatomisi / Anatomy Of A Murder” (1959) gibi tamamı duruşma salonlarında geçen kült mahkeme filmlerinin seviyesine yaklaşan “Bir Düşüşün Anatomisi”ni Triet 2.5 saatlik bir polisiye gerilimi içinde anlatıyor. 7 dalda Oscar’a aday gösterilen, gerçek bir hayat hikayesinden alınan “Bir Cinayetin Anatomisi”, bir Amerikan kasabasında karısına tecavüz eden bar sahibini öldüren bir teğmenin savunmasını üstlenen bir avukatın (James Stewart) öyküsüydü.
Geçen yıl izlediğimiz Dominik Moll’un “Ayın 12’sinin Gecesi / La Nuit du 12”da, bir dedektif çözemediği, gece evine dönerken öldürülen bir genç kızın kriminal soruşturmasının sonuçsuz kalmasının travması anlatılıyordu. Henri-Georges Clouzot’nun Yabancı Dilde En İyi Film Oscar Ödüllü başyapıtı “La Veité”de (1960) Brigitte Bardot’nun canlandırdığı bir genç kız nişanlısını öldürmekle suçlanıyordu. O film 10 yıl önce müebbet hapse mahkum edilen Pauline Dubuisson’un gerçek hayat hikayesinden esinlenmişti. Amerikalı yazar, aktivist gazeteci Amanda Knox İtalya’daki oda arkadaşını öldürmekten haksız yere mahkum edilmiş, 4 yılını hapishanede geçirdikten sonra beraat ettirilmişti.
Justine Triet, kesin olarak bu benzer vakalardan esinlenmediğini, Arthur Harari ile müştereken yazdıkları senaryonun orijinal bir çalışma olduğunu söyledi. Filmi için bir anne-oğul ilişkisini anlatmak istediğini, filmde çocuğu yargı mekanizmasının merkezine yerleştirmek istediğini anlattı. Triet “Filmim ebeveynlerinin en kötü yönlerinin açığa çıkmasına tanık olan bir çocukla ilgili. Bir ceza avukatıyla yaptığımız işbirliği, filmi çok gerçekçi hale getirmemizi sağladı” dedi. Triet’nin ilk filmi “La Bataille De Solferino” (2013) bir kadın gazetecinin öyküsüydü. 2. filmi “Victoria”nın kahramanı (2016) gerçek aşkı arayan 30’lu yaşlarda bir kadın avukat idi. 3. filmi “Sibyl” (2019) bir psikiyatrist ile ünlü bir aktrisi bir araya getirmişti.
Yönetmen : Justine Triet
Senaryo : Justine Triet, Arthur Harari
Görüntü Yönetmeni : Simon Beaufils
Kurgu : Laurent Sénéchal
Oyuncular : Sandra Hüller, Swann Arlaud, Milo Machado Graner, Antoine Reinartz, Samuel Theis, Jehnny Beth, Saadia Bentaïeb, Camille Rutherford, Anne Rotger, Sophie Fillières, Wajdi Mouawad, Arthur Harari
Fransa / Polisiye-Gerilim-Dram / 150 Dk.
Bu filmde bir evlilik duruşma salonunda otopsi masasına yatırılıyor…
Akrabalarım çocukluğum boyunca buldukları her fırsatta he zeminde “Anneni mi, babanı mı daha çok seviyorsun? ” diyerek beni çıldırtmışlardı!
“L’Anatomie D’une Chute-Anatomy of a Fall”: küresel dünya sinema hasılatı 21 milyon doları bulan film hukuk devleti niteliği taşıyan ülkelerde adaleti sağlamak için çokça para, çokça zaman, çokça enerji ve çokça emek harcandığını anlatıyor…22 Aralık 2023 Cuma tarihli bir haber : Oklahoma’da 1974 yılında işlenen bir cinayeti işlediği gerekçesiyle 48 yıl 1 ay 18 gün cezaevinde yatan 71 yaşındaki Glynn Simmons’ın aslında bu suçu işlemediğinin ortaya çıktığını duyuruyordu…Simmons ABD tarihinde suçsuz olduğu halde en uzun süre özgürlüğü elinden alınan kişi olarak tarihe geçmişti…Evet adalet en zor elde edilen şeydir…Stephen King 1996’da yayınlanan romanı “The Green Mile”da suçsuz olduğu halde suçlu bulunarak idam edilen John Coffey karakterini yaratmıştı…
Avrupa Oscar’larında yılın en iyi filmi, yönetmeni, kadın oyuncusu, senaryosu ve kurgusu ödüllerini kazanan Cannes Film Festivali’nde büyük ödül Altın Palmiye kazanan, Altın Küre ödüllerinde yılın en iyi dram filmi, en iyi senaryo, en iyi kadın oyuncu ve en iyi konuşma dili İngilizce olmayan film dallarında adaylık elde eden “L’Anatomie D’une Chute-Anatomy of a Fall”: bir ölüm olayının kaza mı, cinayet mi yoksa intihar mı olduğunun araştırıldığı adalet sürecini beyazperdeye taşıyor…
Kadının kocasından daha iyi bir kariyer ve kazanç elde etmesi çoğu evlilikte çoğu zaman çok büyük çatlaklara yol açıyor…Velev ki (diyelim ki) çocuksunuz annenizin babanızı öldürdüğünü biliyorsunuz herhalde annenizi cezaevine göndermek kişisel menfaatlerinize çok ters çok aykırı düşerdi…Zaten babanız ölüdür annenizi de mahkemede vereceğiniz ifadeyle zindana yollamayı asla istemeyeceğiniz tartışılmaz bir gerçektir…
2023’ün harika filmleri:
L’Anatomie D’une Chute-Anatomy of a Fall
Ferrari
Leave the World Behind
The Great Escaper
Past Lives
Asteroid City
Oppenheimer
Killers of the Flower Moon
El Conde
The Holdovers
Golda