Borg vs McEnroe

Ateş ile Buz, yan yana durmaz!

Hollywood sineması sık sık başvursa da, bir filmin ana karakterlerini veya senaryosunun omurgasını belli bir spor dalı üzerine kurmak, sıkıntılı sonuçlar doğurabilir. Hele bir de bu spor dalı, Amerika’da çok yaygın olan (Beyzbol veya Amerikan futbolu), yıldız oyuncularının birer halk kahramanına dönüştüğü ve Amerikan halkının sevdalısı olduğu bir oyun olduğu halde, diğer ülkelerin seyircileri için çok heyecan verici değilse, bu filmin hem herkese hitap etme, hem de kalıcı olma şansı bizce epeyce azalır.

Bu hafta salonlarımıza uğrayan Borg vs McErnroe, isminden ve konusunun özetinden dolayı böyle bir endişe yaratsa da bizce film bahsettiğimiz tuzaklara düşmeyen, anlatım ve biçim açısından sırtını tamamen bir spor müsabakasına yaslamayan, başarılı ve herkese hitap edebilecek bir film…

Björn Borg kariyerinin zirvesinde, John McEnroe ise çok büyük bir ivme yakalamış ve yükselişte olan genç bir tenisçidir. Karakterleri ve oyun stilleri çok farklı olan bu iki tenisçi 1980 Wimbledon finalinde karşı karşıya gelirler. Ancak bu karşılaşmanın anlamı, bir şampiyonluk mücadelesinden çok daha fazla ve derindir ve iki oyuncunun kendileriyle yüzleşmesine yol açacak niteliktedir…

İkon olmuş Borg ve McEnroe’nun ismini taşıyan bir filme gitmekte tereddüt eden, tenis sporuna ilgi duymayan veya az ilgi duyan seyirciler, filmin büyük çoğunluğunda tenis maçları izleyeceklerini ve belli bir süre sonra ister istemez hikayeden kopacaklarını düşüneceklerdir. Ancak durum oldukça farklı. Çünkü ilk olarak filmde final maçı (ki o da özet halinde gösteriliyor!) dışında neredeyse hiç tenis maçı sekansı yok! Dolayısıyla filmin büyük bölümünde bu iki oyuncunun özel hayatlarını, arkadaş ve aile bağlarını ve maçlara psikolojik hazırlanma süreçlerini mercek altına alıyoruz. Maça hazırlanma süreçlerinin de, daha çok maç dışı konuşmalar ve takışmalardan oluştuğunu göz önüne alırsak, rahatlıkla filmin merkezinin ne maçın kendisinin ne de maç önü sürecinin olduğunu söyleyebiliriz.

Çünkü filmin temelini iki değişik oyuncudan ziyade iki çok farklı karakter oluşturuyor. Karşımızda sadece en iyi olmak için tenis oynayan iki oyuncu yok. Daha çok şiddetli bir şekilde çarpışan, birbirlerine ağır zarar verecek, ortalığı adeta ateşe veren, iki karakter var.

Björn Borg, 11 Grand Slam şampiyonluğu bulunan, kariyerinin zirvesinde, bir buz adam gibi, renk vermeyen, poker suratlı, baseline’da ( yani tenis kortundaki arka çizgi) oynamayı seven, İsveçli bir profesyonel oyuncuyken, John McEnroe, genç, ters karakterli, abartılı tepkiler veren, herkese sataşmaya hazır ve kortta fileye gelmeyi tercih eden Amerikalı bir oyuncudur. Yani filmde de söylendiği gibi Wimbledon’nın finalinde baseline’nın buz adamı ve filenin heyecanlı genci karşılaşacaktır. Bir anlamda Buz ve Ateş çarpışacaktır.

Genç McEnroe’nun hayatından kesitler izlerken, günümüzde de hala çok medyatik olan bu oyuncunun karakterinden ilk izleri görüyoruz. Daha da önemlisi belki de McEnroe, bu ilk finaline giderken, onun hayat ritminin bu mücadeleyi nasıl etkilediğini anlıyoruz. Bu saldırgan, kendini beğenmiş, ağzı bozuk ama üst düzey oyuncu olan ateşten genç, normalde profesyonel bir oyuncunun gireceği kamp sürecinden çok daha hareketli, renkli ve yorucu bir dönem geçirmektedir. Tenisle ilgilenen seyircilerin bildiği gibi, o dönemde hoşuna gitmeyen bir soru soran sunucuyu tersleyen McEnroe sonrasında da benzer sert tepkileri (hatta ağır küfürlere varan bağırmaları) defalarca maç esnasında hakemlere gösterecektedir. Bu mizaca rağmen kendisi her zaman renkli, medyatik ve eğlenceli bir karakter olarak kalacaktır. (Kendisi şu anda büyük turnuvalarda program ve yorum yapıyor!)

 

Borg ise filmde, McEnroe’ya nazaran çok daha sakin, ölçülü ve normal bir kamp süreci geçirirken, koçuyla olan tartışmalardan dolayı fiziksel değil ama mental açıdan ciddi problemler yaşıyor. Sahadaki bu buz adam çatlaklar veriyor ve bu çatlaklar tedirginlikler yaratıyor. Hatta tartışmaların sonu Borg’un uzun zamandır beraber çalıştığı koçunu kovmasına kadar gidiyor.

McEnroe problem yaratan ve bununla neredeyse beslenen bir insan, Borg ise problemsiz ama problem bile olmayan sıkıntılar içinde boğulan bir karakter.

Karakterlerin ve iki değişik oyun stilinin çarpıştığı finale gelirsek… Değindiğimiz gibi, maçın tamamı değil, epeyce kısa görüntüleri veriliyor ancak bunlardan bile ne kadar gerilimli bir maç olduğunu, bu iki çok farklı oyun tekniğinin ileride teniste nasıl bir ekol yaratacağını, adeta alev almış bir korttaki bu final maçından anlıyoruz.

Borg vs. McEnroe tenise meraklıların özel bir heyecanla izleyeceği ancak tenisle pek ilgilenmeyen sinemaseverlerin de asla sıkılmayacağı, aksine iki büyük oyuncunun değil, ikon olmuş iki büyük karakterin çarpışmasını izleyeceği ve keyif alacağı sağlam bir yapım.

Yönetmen: Janus Metz Pedersen

Oyuncular: Shia LaBeouf, Sverrir Gudnason, Stellan Skarsgard, Tuva Novotny, İan Blackman, Robert Emms, Scott Arthur II, David Bamber

Ülke: Danimarka, İsveç, Finlandiya

Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here