Çatlak

ÇOK BAŞARILI BİR “ODA SİNEMASI” ÖRNEĞİ

1974 Hatay doğumlu Fizik Mühendisi Fikret Reyhan, İstanbul’a yerleştikten sonra sinemayla ilgilenmeye başlamış, ilk kısa filmini 2009’da çekmiş. Adını Yaşar Kemal’in bir öyküsünden alan ilk filmi “Sarı Sıcak”(2017), Kemal’in Çukurova’nın yoksul köylülerinin ve ırgatlarının zorlu yaşamına odaklanmasa da, Mersin kırsalında maddi güçlükler içindeki tarla sahibi bir ailenin içine girdiği çıkmazdan kurtulma çabalarını ele alan, yeni gerçekçilik tadında bir çalışma. Toplumsal arka planını tüm detaylarıyla aktarabilmesi, başarılı kurgusu ve ustaca çizilmiş başkarakteriyle “Sarı Sıcak”, İstanbul Film Festivali’nden En İyi Film dahil dört ödül, Moskova Film Festivali’nden En İyi Yönetmen ödülü olmak üzere toplamda 15 ödül almıştı.

Üç yıl sonra çektiği, geçen yıl Altın Portakal’da Dr. Avni Tolunay Jüri Özel Ödülü almış olan ikinci filmi “Çatlak” (2020), Reyhan’ın ilk filmi gibi yazdığı, yönettiği, kurgusunu ve ortak yapımcılığını üstlendiği bir çalışma. Ve de hem tema hem biçem olarak ilkinden çok farklı bir film.

Çatlak”, bir süre İngiltere’de işçi olarak çalıştıktan sonra Türkiye’ye dönen yeni evli Fatih’in (Hakan Emre Ünal), Londra’da birlikte çalışmış olduğu yakın arkadaşı Ayhan’ı (Görkem Mertsöz) karşılayarak aile apartmanın götürmesiyle başlar. Fatih’le, onun annesi babası ve karısıyla son derece samimi bir havada geçen sohbette, izleyiciler de, ailenin diğer bireyleri gibi, Londra’da çalıştığı dönemde Türkiye’deki ailesine göndermek üzere Ayhan’dan yüklü miktarda borç almış olan Fatih, bu borcu Türkiye’ye döndükten sonra da ödeyemediği için, Türkiye’ye gelen Ayhan’ın parasını istediğini öğrenirler. Borcun talep edilmesi ve dolayısıyla ödenmesinin gerektiği, aynı binanın farklı katlarında yaşayan, iç içe geçmiş ekonomik çıkarların da birbirine bağladığı aile bireyleri arasında gizli kalmış tüm çatışmaları, kıskançlıkları, bastırılmış kırgınlıkları su yüzüne çıkarır.

Ablaların, kız kardeşlerin, damatların, abilerin, kardeşlerin, gelinlerin torunların katıldığı haftalık mangal gecesinde neredeyse sadece bu konu konuşulur. Annenin başı çektiği bir grup, borcun ailenin borcu olduğunu, ortaklaşa bir çözüm bulunması gerektiğini savunurken, diğerleri de Fatih’in aileye haber vermeden borçlandığını ve bu borcu kendi başına ödemesi gerektiğini söylerler. Fatih, kimseye haber vermediği için yanlış yapmış olduğunu kabul etse de, gönderdiği paralarla satın alınan ve okul servisi olarak iyi para getiren minibüslerin gelirinden tüm aile nemalandığına göre, borca da ailenin ortak olması gerektiğini belirtir.

Kimin ödemesi gerektiği bir yana, bir önemli sorun da, gerekli paranın çok kısa zamanda nasıl bulunacağıdır. Anne “altınlarımızı bozduralım” diye bir teklif getirdiğinde en başta “düğünde çoğunu bizimkiler getirdi, ben altınlarımı vermem” diyerek Fatih’in karısı karşı çıkar.

Başarılı senaryonun derdi, sorunun nasıl çözüleceği değil, her biri derinlemesine incelenmiş, müthiş inandırıcı karakterle insan ilişkilerini didik didik etmektir. Fikret Reyhan, bu nefis senaryoyu bütün kişilerini tel bir mekâna sokarak, bir tür “oda sineması” biçeminde filme alır. Oda Sineması, sinemada yapılabilecek en zor işlerden biridir. Hem az olaylı, bol konuşmalı bir öyküyü kısıtlı bir mekânda anlatacaksın hem de, kesinlikle filme alınmış tiyatro duygusu vermeden salt sinema yapmayı başaracaksın.

Sinema tarihinde bu tür bir sanatsal meydan okumayı karşılayarak son dönem başyapıtlarının çoğunu tek bir kapalı mekânda çekmiş olan tek büyük dehâ İngmar Bergman’dır. Dünya sinemasında tek tük örneklerini izlediğimiz bu biçemi sinemamızda ustalıkla uygulayan ilk ve tek sinemacımız Ümit Ünal olmuştur. Michael Önder’in çok başarılı bulduğum ilk uzun metrajı “Taksim Hold’em”i (2017) de katarsak, Fikret Reyhan böyle iddialı bir çalışmanın altından ustalıkla kalkabilen üçüncü sinemacımız.

Reyhan’ın teatrale kaçmadan sinema tadını ustalıkla koruyabilmesinde sağlam senaryosunun yanında iki önemli kozu daha var. Birincisi “Sarı Sıcak”ta da çalışmış olduğu Macar Görüntü Yönetmeni Marton Miklauzic. “Zerre”yi de çekmiş olan, el/omuz kamerasını ve ışığı çok iyi kullanan Miklauzic, müthiş akıcı görüntülerinde objektifini gizleyicinin gözüyle özdeşleştirerek, seyircinin her konuşana bakmasını, her tıkırtıya yönelmesini, olayın her anını o salondaymış gibi yaşamasını sağlıyor. İkinci büyük kozu ise oyuncuları. Son yıllarda Türk Sinemasında kusursuza bu kadar yakın bir toplu ekip oyunculuğu izlemiş değilim. Altın Portakal Jürisinin En İyi Kadın Oyuncu ödülünü Süreyya Kilimci, Gülçin Kültür Şahin, Tuğçe Yolcu, Canan Atalay ve Elif Ürse olmak üzere “Çatlak”ın bütün kadın oyuncularına vermesini çok doğru buluyorum. Emin olun ki filmin erkekler takımı, Hakan Salınmış, Hakan Emre Ünal, Süleyman Karaahmet, Giray Altınok, Mehmet Bilge Aslan, Emir Ünver, Cihat Süvarioğlu, Görkem Mertsöz ve Taha Bora Elkoca da kadınları kadar iyi.

Sonuç olarak, konusundan biçemine ve oyunculuklarına son yıllarda sinemamızda yapılmış en öğün ve başarılı işlerden biri. Halen MUBİ’de vizyonda. Sakın kaçırmayın derim.

Yönetmen / Senaryo / Kurgu : Fikret Reyhan

Görüntü Yönetmeni : Marton Miklauzic

Oyuncular : Hakan Salınmış, Hakan Emre Ünal, Süleyman Karaahmet, Giray Altınok, Mehmet Bilge Aslan, Emir Ünver, Cihat Süvarioğlu, Görkem Mertsöz, Taha Bora Elkoca, Süreyya Kilimci, Gülçin Kültür Şahin, Tuğçe Yolcu, Elif Ürse

Türkiye / Aile-Dram / 82 Dk.

Film notum:
İLEÇatlak
KAYNAKÇatlak
Önceki yazı9,75
Sonraki yazıYeniden Leyla

CEVAPLA

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz