Cronenberg’in filmi 25 yıl sonra hâlâ tartışmalı

“Maybe the next one, baby / Belki gelecek sefere, canım “

David Cronenberg’in yazıp yönettiği “Crash” ilk kez 1996’da Cannes’ın yarışmalı bölümünde gösterildiğinde jüriyi ikiye bölmüş, jüri Egoyan filmi göklere çıkarırken, başkan Coppola çok itici bulduğunu açıkça belirtmiş, film Festivalde, “özgünlüğü ve korkusuzluğu” için epey ikiyüzlü bir “Çok Özel Jüri Ödülü”yle yetinmek durumunda bırakılmıştı. Vizyonda da eleştirmenlerle seyirciler, beğenenler ve nefret edenlerden oluşan iki karşıt görüş arasında kalmış, saygın yaratıcısına hürmetle yanaşmaya alışık izleyiciler, yönetmenin aşırı şiddetle aşırı erotizmi harmanlayan, trafik kazalarının cinsel dürtüleri alevlendirdiği yapıtını nereye oturtacaklarını bilememişlerdi. Aradan geçen, maalesef her türlü şiddetin normalleşmesine tanık olduğumuz çeyrek yüzyıl, filmin hayranlarının haklı olduğunu, göreceli sapkınlığına karşın “Crash”in önemli bir sinema olayı olduğunu kanıtlamıştır.

David Cronenberg, “Crash”ın senaryosunu, Şanghay doğumlu İngiliz bilimkurgu yazarı James Graham Ballard’ın (1930-2009) aynı adlı romanından uyarlamıştır. Bilimkurguda teknoloji tapınmacılığına karşı çıkan Ballard, yakın bir gelecekte geçen bu distopik romanda otomobillerin makineleşmeyi simgelediği bir dünyada, insanlığın kendi yarattığı teknolojiyle kendini yok etme tehlikesini ele alır. Araba kazaları, özellikle ünlü çarpışmalar, yazarla aynı adı taşıyan başkişisi dâhil, kitabın tüm karakterlerini saplantılı biçimde cinsel olarak uyarır.

Cronenberg’in, romanın hem öyküsüne hem ruhuna sadık uyarlaması “Crash / Çarpışma”, insan yaralanan teniyle, darbenin buruşturduğu metal yüzeyleri, cinsel doyum ile çarpışmanın şiddeti arasında ilginç bir paralel oluşturur.

Alışılagelmiş cinselliğin artık hiç heyecan vermediği James Ballard ve karısı Catherine (James Spader ve Deborah Kara Unger), sadece yaşadıkları tehlikeli ilişkileri birbirlerine anlatarak tahrik olmaktadır. James’in kullandığı araba kontrolden çıkıp başka bir arabayla burun buruna çarpıştığında, diğer arabadan fırlayan bir adam ölü olarak James’in yanına konar. Ciddi olarak yaralanan James ile ölen adamın doktor karısı Helen (Holly Hunter) yakındaki hava alanının hastanesine kaldırılırlar. Bu neredeyse ıssız hastanede bastonla ve de metalik desteklerle yürürken karşılaşan Helen ve James bir süre sonra kazaya karışmış hurda arabaların bulunduğu bir otomobil mezarlığında yeniden karşı karşıya gelirler.

Nekahat döneminde yeniden direksiyon başına geçmiş olan James, Helen’i evine bırakırken ölümcül bir kazadan kıl payı kurtulurlar. Kazanın heyecanıyla aşırı tahrik olan ikili James’in hava alanı otoparkına çektiği arabada, neredeyse trans hâlinde tutkuyla sevişir. Helen aracılığıyla James ve Catherine, onları yara izlerinin, harap olmuş araba enkazlarının, haşin ölüm tehditlerinin erotizmiyle tanıştıran sapkınlık kılavuzu, yarı çılgın araba kazası manyağı Vaughan (Elias Koteas) ile görüşmeye başlarlar. Ünlü ölümcül kazaların yeniden canlandırıldığı son derece tehlikeli bir tür şov programı canlandıran Vaughan, Kennedy’nin öldürüldüğü Lincoln marka arabanın tıpatıp aynısı olan bir otomobilde, Catherine’in ifadesiyle “sperm kokan bir tekerlekli yatak” ta yaşamaktadır.

Cronenberg, kapitalist medeniyetin simgesi olarak gördüğü otomobili, toplumsal ile mahreminin iç içe geçtiği bir ortam, hatta filmin en uçuk bölümü olan araba yıkama sahnesinde, röntgencilikle kabullenme ve tecavüzün sınırlarının iyice karıştığı bir koza olarak yansıtır. Filmin neredeyse tüm sevişme sahneleri otomobilde geçer. Bu sevişmenin amacı öteki cinsten ya da kendi cinsiyetinden biriyle ilişkiye girmek değildir. Tahrik unsuru öteki değil, bir zamanlar şiddetin ya da ölümün yaşandığı içinde sevişilen mekândır. Bir başka benzersiz sekans da, Vaughan’ın beraber yaşadığı geçirmiş olduğu ağır kazanın ardından ancak metal desteklerle hareket edebilen Gabriella (Rosanna Arquette) ile James’in –tabii ki bir otomobilin zorlayıcı ön koltuğunda- seviştikleri sahnedir. Bu tahammülü zor sahnede James, yaraların kutsallığını simgeleyen bir ritüelle Gabriella’nın yarasında orgazma ulaşır. Film boyunca, sadece James ve Catherine, o da diğerleriyle yaşadıklarından gelen anıları paylaşarak evlerinde ve yataklarında ilişkiye girerler.

Ama bu cehenneme yolculukta, makinelerin doymak bilmez vahşeti hiç kimseye ayrıcalık tanımaz ve filmin müthiş dokunaklı finalinde çift kendi yaratmış olduğu ölümcül tehlikeden bu kez kıl payı kurtularak, ve sık sık tekrarladıkları gibi “belki gelecek sefere, canım “ diyerek, can çekişen bir araba enkazının yanında sevişir.

İlginçtir, görsel olarak daha edepli davransa bile, içerik ve anlam olarak “Çarpışma / Crash” kolayca pornografiğe, en azından müstehcene kayabilir. Ancak Cronenberg öyküsünü öyle soyut ve buz gibi bir saflıkla anlatır ki, film pornografinin esas amacı olan izleyiciyi tahrik etmekten çok uzak kalır. Seyirci olsa olsa, karakterleri nelerin tahrik ettiğine bakarak cinsel çılgınlığın gidebileceği tehlikeli boyutları şaşkınlıkla izler.

Sonuç olarak, bu cesur, özgün ve normal ahlak kavramlarına meydan okuyan “Crash”, aradan geçen 25 yıla karşın hâlâ etkileyici, hâlâ güncel kalabilmiş bir film. İKSV Ocak seçkisinde bugün ve yarın izleme olanağını kaçırmayın derim.

Yönetmen / Senaryo : David Cronenberg

Görüntü Yönetmeni : Peter Suschitzky

Kurgu : Ronald Sanders

Müzik : Howard Shore

Oyuncular : James Spader, Holly Hunter, Rosanna Arquette, Deborah Kara Unger, Elias Koteas, Peter MacNeill, Yolande Julian, Cheryl Swarts, Judah Katz, Nicky Guadagni

İngiltere-Kanada / Erotik-Dram / 100 Dk.

Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here