Dune : Çöl Gezegeni

Frank Herbert hayranlarının 60 yıldır bekledikleri uyarlama

“Dune: Çöl Gezegeni”

“Dreams make good stories, but everything important happens when we’re awake / Rüyalardan iyi hikâyeler çıkar ama, tüm önemli olaylar biz uyanıkken vuku bulur”

İlk uzun metrajı “August 32nd on Earth”ü 1998’de çekmiş olan, ilk kez “Polytechnique” (2009) ile uluslararası şöhreti yakalayan, “Incendies” (2010), “Prisoners”le “Enemy” (2013) ve “Sicario” (2015) ile bu ününü hak etmiş olduğunu defalarca kanıtlayan 1967 Quebec doğumlu Denis Villeneuve, Frank Herbert‘ın kült anıtsal bilimkurgu romanı “Dune”un çok başarılı bir uyarlamasıyla karşımızda.

İki buçuk saati aşan “Dune”un sonunda, çöl savaşçısı Chani’yi canlandıran Zendaya kapanış cümlesi olarak “bu sadece başlangıç” der. Villeneuve bilgece bir karar vererek Frank Herbert’in altı kitap yazdıktan bitiremeden öldüğü dev romanını, 1984’de David Lynch’in yapmış olduğu gibi, tek bir filme sıkıştırmaya yeltenmemiş. Hatta jenerikte “Dune Part One / Dune Birinci Bölüm” olarak adlandırılan film ancak ilk cildin yarısına kadar gelmekle yetinmiş. Şimdilik, Denis Villeneuve‘ün başkahramanı Paul Atreides’in yükselişini, izlediğimiz filmin birinci halkası olduğu bir üçleme olarak yöneteceği, ayrıca filmde çok önemli yer oynayan kadınlar tarikatı Bene Gesserit’in öyküsünün de, yönetmenliğini yine Villeneuve’ün üstleneceği bir TV dizisi olarak çekileceği planlanmış. Bu planlananlar ilk bölümün ticari başarısına bağlı olsa da, Venedik’teki ilk gösteriminden beri eleştirmenlerin ve izleyicilerin filmi çok beğenmiş olmalarıı projenin gerçekleşme umudunu epey arttırıyor.

Olayları kısaca özetlersek, 10191 yılında tüm galaksilerin İmparatoru, o zamana kadar can düşmanları Harkonnen’ler (Stellan Skarsgard) tarafından yönetilmiş olan Arrakis’in kontrolünü, Caladan gezegeninin yöneticisi Dük Leto Atreides’e (Oscar Isaac) verir. Yerli halkının Dune / Kumul olarak adlandırıldığı Arrakis, çorak bir çöl gezegenidir ama tüm evrende, çok sayıda mucizevi etkisinin yanında gezegenler arası yolculuğu gerçekleştirme özelliği de olan “Spice / Baharat” adlı maddenin çıkarılabildiği tek yerdir.

“Baharat” aslında sadece yaşam süresini uzatan ve zihinsel yetiyi arttıran sanrı yaratıcı bir uyuşturucudur. Ancak, uzay yolculuğu sırasında zamanı ve uzayı bükmek zorunda olan gemi kaptanları, gereksinim duydukları çok boyutlu farkındalığa ve öngörüye ancak baharatın tetiklediği halüsinasyonların etkisiyle ulaşabilmektedirler.

Yüce yönetici olarak görünen ve emrindeki elit askeri güç Sardaukar tarafından korunan İmparator, devamlı olarak gezegenleri yöneten ailelerin güçlerini arttırarak kendisine isyan etmelerinden korktuğu için, aileler arasındaki rekabet ve düşmanlığı kullanarak herkese karşı ikili ve üçlü oynar. Mistik rahibelerin tarikatı Bene Gesserit de, tüm taraflarla ilişkileri ve pazarlıklarıyla kendi oyununu oynayarak asırlardır sürdürdüğü pasif hegemonyayı sürdürür. Leto İmparatorun verdiği görevin bir tuzak olmasından şüphelense de, görevi reddetmek mümkün olmadığından, en iyi savaşçıları Duncan Idaho (Jason Momoa) ve Gurney Halleck (Josh Brolin), hayat arkadaşı, Bene Gesserit eğitiminden aldığı özel yeteneklere sahip Lady Jessica (Rebecca Ferguson) ve savaş sanatlarında ustalığına annesinden aldığı ruhsal becerileri de katan tek oğlu genç Paul eşliğinde Arrakis’e ulaşır.

Arrakis / Dune ıssız gibi görünse de terk edilmiş bir gezegen değildir. Kendileri de canlıymış gibi hareket eden kum tepelerinin altında yaşayan, kum denizinde balık gibi süzülerek hareket ederken sadece insanları değil, koca bir tankeri bile yutabilecek boyları 400 m.yi bulan tehlikeli kum solucanlarının yuvasıdır. Yerli halkı Fremenler (fremen=free men=özgür insan), baharat hasatçılarını istilacı ve sömürgeci olarak görmektedirler. Arrakis’e doğru yola çıkmadan Bene Gesserit baş rahibelerinden Helen Mohiam’ın (Charlotte Rampling) kendine has sınavından da geçmiş olan Paul, giderek bu tehlikeli gezegende kendi gücünü keşfetmeye başlayacaktır…

Frank Herbert’in, bir bilimkurgu romanından beklenmeyecek ölçüde derinliğe sahip roman dizisi “Dune”, 1965’de “Çöl Gezegeni Dune” ile başlayarak 1984’de altıncı kitabı “Dune Rahibeler Meclisi”ne ulaşır. Yazarın 1986 yılındaki ölümü ile, üzerinde çalışmakta olduğu 7. Dune kitabı tamamlanamaz.

Herbert, yoğun felsefi meselinin çapraşık evreninde, insan doğası, ailevi trajediler, siyasi ve ekonomik kurumlar, jeopolitik ve ekoloji, liderlik olgusu, güç çatışmaları, erkek, kadın, cinsellik kavramlarına dair olağanüstü sosyolojik, psikolojik, tahliller ve gözlemler içerir. Özellikle din, inanç ve inancın siyasi amaçlarla kullanılmasını üç tek tanrılı dinin anlatıları üzerinden üstü örtülü şekilde aforizmalar kullanarak mistik ve ezoterik açılardan da irdeler. Muhtemelen uzun yıllar Ortadoğu’da gazetecilik yapmış olan

yazarın yörenin kültürünü derinlemesine incelemiş olması sebebiyle, eski Fremen dinine bakış açısı, İslam düşüncesine ait Mehdi ve Ahirzaman gibi birçok kavramı da içinde barındırır.

Henüz anlatısının başlarında olmasına karşın, Denis Villeneuve filmine Herbert’in felsefi boyutunun tüm ipuçlarını ustalıkla yedirir. Bu açıdan, “Dune”, hasılat rekorları peşinde koşan gösterişli yüksek bütçeli filmlerin, hiperaktif, ahmak ve inandırıcılıktan uzak olmadan da müthiş etkileyici olabilecekleri konusunda bir sinema dersi niteliğindedir. Görkemli görselliği, olağanüstü güzellikte çekimleri, müthiş ses bandı, Hans Zimmer’in muhteşem müziğinin yanında, yoğun, ağırbaşlı, etkileyici, duru, derinlikli öyküsüyle, hem “blockbuster” hem “arthouse” seyircisini aynı sinema salonunda buluşturabilecek bir “auteur” filmidir.

Romana yeniyetmeliğinden beri hayran olan Villeneuve’ün, çektiği fantastik bilimkurgu destanı için “yetişkinler için bir Star Wars” demiş olması “Dune”u bir taklit Star Wars olarak görenlerin epey hoşuna gitmiş olabilir. Ancak Villeneuve, esprili bir şekilde bunun tam tersini söylemek istiyor ve aslında George Lucas’ın Herbert’ten hem biçimsel hem düşünsel ne kadar çok fikri ödünç aldığını hatırlatıyor. Sayalım mı? Genç ve yakışıklı seçilmiş adam, psişik güçler, ıssız bir gezegen, evreni yöneten sorunlu bir imparatorluk. Ki bunlar da ilk aklıma gelmiş olanlar. Sadece Lucas mı?

1968’de keşfettiğimde hayran olduğum, 15 -16 yıl boyunca heyecanla devamını bekleyip ilk çıktığında yutarcasına okuduğum, 7.sini beklerken yazarının ölümünün yasını tutmak durumunda kaldığım “Dune” destanının bilimkurgu tutkunu bir okuyucu olarak bende hep özel bir yeri olmuştur. Çok beğendiğim bir sinemacı olan David Lynch’in 1984’de çekmiş olduğu “Dune” kötü bir film değildi ama, Herbert’in dünyasına çok uzak kalmıştı. 2000’de üç bölümlük dört buçuk saatlik bir mini TV dizisi olarak karşımıza çıktığında, öykü olarak yazarına çok daha sadık, ancak teknik olanaksızlıklar ve kötü oyunculuklar yüzünden duygu ve öz olarak Herbert’e yakışmayan bir işti.

2013’te, sinema duygusuna tutkuyla bağlı olduğum, İstanbul’a geldiğinde tanışıp sohbet ettikten sonra insan olarak da çok beğendiğim efsanevi yönetmen Alejandro Jodorowski’nin çekmeyi çok arzu edip te çekemediği “Dune”u yapamayışını anlattığı belgeseli izlerken, “yapsa yapsa bu uyarlamayı Jodorowsky yapardı” diyerek epey hayıflandım. Bu sebepler yüzünden, yabancılık etkisi yaratan görselliğiyle “Arrival” ve kült bilimkurgu başyapıtının hipnotik devam filmi “Blade Runner 2049” ile özellikle bilimkurguya heyecan verici bir estetik getirmiş olan Villeneuve’in “Dune”una hem umutla, hem de bir parça çekimserlikle yaklaştığımı itiraf edeyim.

Film başlar başlamaz, izleyicisi için yepyeni bir dünyalar silsilesi var eden Villeneuve’ün, Frank Herbert’in atmosferini yakaladığını hissedip mutlu oldum. Atreides’lerin okyanusları anımsatan gezegeni Caladan’dan, Harkonnen’lerin gotik mağara dünyası Giedi Prime”a ve benzersiz kum gezegeni Arrakis’e birbirinden inanılmaz derecede farklı, ama her biri aynı derecede gerçek duran bu dünyalar Herbert’in hayallerimizde bizi götürmüş olduğu dünyalar. Finalde uzaktan görülen, bir Fremenin eyerlediği dev bir solucanı ata biner gibi sürmesi ileride çok önem kazanacak olan insan / solucan sembiyozunu haberliyor. Ustalıklı bir anlatımla aktarılan destansı mesel, Herbert taraftarlarının aradıklarını bulacağı, “Dune” ile ilk kez karşılaşanların da rahatlıkla anlayacağı bir öykü oluşturuyor.

Uzaktan uzağa bir antik Yunan Tragedyası esintisi de getiren bu iddialı film için Villeneuve, kimi ünlünün epizodik rollerde göründüğü parlak bir oyuncu ekibi oluşturmuş. Özellikle romandan farklı olarak kadın olarak karşımıza çıkardığı Dr.Liet Kaynes’ı canlandıran Sharon Duncan-Brewster çok etkileyici.

Oyuncuların çok sağlam performanslarının her sekansını daha da inandırıcı kıldığı filmde yolunu arayan Paul Atreides’i canlandıran Timothée Chalamet filmin en önemli kozu. İri kıyım savaşçıların yanında ufak tefek kalan, sadece çöl solucanları tarafından değil, devasa ortam tarafından da yutulacakmış gibi duran genç adam, Paul’un adım adım kendini bularak olgunlaşmasını büyük ustalıkla vererek baskın dekorun önüne çıkmayı başarıyor. “The King” filmindeki çok etkileyici V. Henry yorumunu izlemiş olanlar, “Dune Birinci Bölüm”de gerçek yaşından bile genç gösteren 1995 doğumlu oyuncunun ileride müthiş bir olgun Paul canlandıracağını tahmin edebiliyorlar.

Sonuç olarak yarım yüzyılı aşkın bir bekleyişin hakkını veren çok başarılı bir uyarlama. 22 Ekimde vizyona giriyor. Özellikle IMAX 3D kopyasından izlemeye çalışın.

Yönetmen : Denis Villeneuve

Senaryo :  Eric Roth, Jon Spaihts, Denis Villeneuve

Görüntü Yönetmeni : Greig Fraser

Kurgu : Joe Walker

Müzik : Hans Zimmer

Oyuncular : Timothée Chalamet, Rebecca Ferguson, Josh Brolin, Oscar Isaac, Dave Bautista, Jason Momoa, Javier Bardem, Stellan Skarsgård, Zendaya, Stephen Henderson, Chen Cang

ABD / Aksiyon-Macera-Bilimkurgu-Fantezi / 155 Dk.

Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here