Eve Dönüş    /     Ben Is Back

BİR ANNEDEN ÇOK DAHA ÖTESİ

Bizi seksenler ve doksanlarda etkileyen kimi oyuncuların olgunluk dönemi filmlerini izlemek çok büyük bir keyif. Öyle değil mi ki, sinemamızdan Kadir İnanır’ı geçen hafta gösterime giren “Kapı” filmiyle beyazperdede, Şener Şen’i ise Vasıf Öngören’in o büyük eseri “Zengin Mutfağı”yla tiyatroda yeniden görmek ve işte demek istediğim buydu dedirtecek oyunculuklarını izlemek. Julia Roberts, yani doksanlardan o sade güzelliği ile süzülen ve başarısını yalnızca güzelliğine borçlu olmayan o büyük oyuncu.

Sinematografisini sıralamak bu denilenlerin kanıtı gibi: Richard Gere ile eli yüzü düzgün bir duygusal komediye imza attığı 1991 yapımı “Yatağımdaki Düşman”, 1999 yapımı “Kaçak Gelin, Komplo Teorisi, Özel Bir Kadın, Aşk Engel Tanımaz, En İyi Arkadaşım Evleniyor, Aşk ve Yalanlar”. Tabi ki kariyeri açısından unutulmaması gereken 2000 tarihli Steven Soderbergh’in yönettiği “Erin Brokovich (Tatlı Bela)” filmiyle kazandığı en iyi kadın oyuncu akademi ödülü. Julia Roberts’ın filmlerinde genel itibariyle duygusal ve yer yer mizaha kapı açan filmleri tercih ettiği ve Amerikan izleyicisinin tercihlerine uygunluğu nedeniyle Hollywood film endüstrisinin en çok kazanan kadın oyuncularından birisi olduğunu söyleyebiliriz. Bunun devamı olarak oyuncu, aslında tıpkı çokça Amerikalı oyuncularında görüldüğü üzere, apolitik yönelimleri olan birisi. Ancak bu hafta gösterime girecek olan “Ben is Back (Eve Dönüş)” bu denilenlerden kimi yönleri ile istisna teşkil ediyor.

Yönetmenliğini film de Ben’i canlandıran Lucas Hedges’in babası olan Peter Hedges’in yaptığı filmde uyuşturucu madde bağımlısı olan on dokuz yaşındaki oğlu Ben’in (Lucas Hedges) uzun tedavi sürecinde annesi Holly de (Julia Roberts) belirgin olmak üzere, ailesi ve geçmişi ile olan çatışmasını görüyoruz. Film ilk sekansında, Holly ve iki siyahî çocuk eşliğinde, kilise korosunun ilahisi ile açılıyor. Bir süre sonra Holly’in ilk evliliğinden olan Ivy (Kathryn Newton) ve siyahi Neal (Courtney B.Vance) ile evliliğinden biri kız, iki çocuğunun daha olduğunu anlarız. Ne var ki mutlu bir şekilde evlerine döndüklerinde eve rehabilitasyon merkezinden dönen Ben, aracın önüne birden çıkıverir. Kız kardeşi Ivy, hoşnut olmasa da anne Holly bu durumdan çok memnundur ve oğluna sarılır.

Bu andan itibaren annenin oğluna sevgi duyduğu, her türlü kötü geçmişine karşın anne koruyuculuğunu yitirmediğini anlarız. Ancak onun eve dönüşünü erken görenler vardır. Bunlar kız kardeşi Ivy ve yer yer çatıştığı sahnelere rastladığımız üvey baba Neal. Ona göre tedaviye aralıksız devam edilmelidir, bir nevi tecrit uygulanmalıdır. Zira, Noel öncesindeki bu geliş mutlu aile tablosunu yok edebilir. Holly her şeye rağmen oğluna sahip çıkar ve en azından birkaç gün evde kalması pahasına, bir bakıma katı bir denetim uygulamasına başlar. Artık denetim merkezi evdir. Denetim görevlisi ise kendisi. Nereye giderlerse beraber gideceklerdir, tuvalete giderken pet bardak verilir, sürekli üst araması yapılır.

Tüm bu aşamalarda Holly’in oğlundan ümidi hiç kesilmez. Ondan bahsederken onun ne kadar lider ruhlu ve zeki olduğunu, geçmişinden kurtulacağını devamlı söyler. Ben de annesini çok sever. Aslında duygusal bir yapıya sahiptir. Son sekanslarda tehlikeli yerlere annesinin gelmesini istememesi ve tedavi merkezinde annesini ne derece üzdüğünü söylemesi oldukça sahici bir duyguyu izleyiciye verir. Noel ayini sonrasında eve giren hırsızla beraber film, ikinci bölüm diyebileceğimiz şekilde Ben’in geçmişi ile hesaplaşma kulvarına girer. Hırsızlıkta dahil, aile bireylerine dönük tüm bu musibetler Ben’den bilinir ve ilginci Ben de bunu bilir. Aileye yönelik Ben’in özellikle uyuşturucuya alıştırdığı Meggie’nin ailesinin tepkisi de vardır. Ben’in geçmişi her yerde, mesela annesi ile Noel hediyesi alacağı alışveriş merkezinde karşılaştığı arkadaşlarından ya da yanlış tedaviyi kendisine uygulayan hafızası kayıp doktordan görüldüğü üzere hep karşısındadır.

Belli bir andan itibaren film artık Ben’in, Clayton ve diğer uyuşturucu baronları ile olan mücadelesine evrilir. Film oyuncularının genel itibariyle başarılı performans sergilediği söylenebilir. Ben rolünde izlediğimiz ve daha önce Oscar ödüllü Manchester by the Sea (Yaşamın Kıyısında) filmiyle iyi bir oyuncu olacağının sinyallerini veren Lucas Hedges, bu filmde de madde bağımlısı bir genci başarı ile ekrana yansıtmış. Julia Roberts da özellikle filmin son sekanslarında daha baskın olan annenin oğlu üzerinde titremesi gerçeğini başarı ile ete kemiğe kavuşturmuş. Üstelik bunu dengeli ve duygu istismarına girmeyecek bir yalınlıkta yapmış. Filmin bence asıl önemli yanı, devlet işleyişinin madde bağımlıları ile olan mücadelesindeki zaaflarını ya da göz ardı eden yaklaşımlarını başarılı bir şekilde yansıtması. Tedavi sürecinde devlet katkısının azlığı, sigorta sisteminin çökmesi, doktorların tedavi yöntemlerinin etkisizliği, eczanelerin müptelalara ilişkin tutarsız yaklaşımları ve nehir kenarındaki o büyük uyuşturucu pazarı ile sefalet içindeki dilenciler. Bunların müsebbibi olan, katı hayali cennet Amerikan kapitalizminin çökerttiği tüm değerler. Bir annenin dışarıdaki tehlikelerden sakınsın diye oğlunun tutuklanmasını adli mercilerden isteyecek duruma getirilmesi.

Bunlar işte Roberts’ın geçmiş kariyerinde pek görülmeyecek şekilde yer yer başarı ile kotarılmış. Ancak filmde bazen dijital kamera kullanımının filme herhangi bir katkı sunmaması, hatta rahatsızlık vermesi, iki bölümlü filmde merak unsurunun zayıflığı ve de temponun belirli bir dengede tutulmaması eleştirilecek yönler. Yine de son tahlilde, özellikle anneden öte, bir kurum gibi tüm melanetlerin üstünden gelmeye çalışmanın, çocuğundan asla vazgeçmemenin ne olduğunu ve neler hissettirdiğini anlamak için izlenmeli.

Film notum:

 

1 YORUM

  1. yazınız için elinize sağlık Kamuran Bey, teşekkür ederim
    Sadece ufak bir düzeltmem olacak: bahsettiğiniz 1991 yılında çekilen romantik komedi ‘Yatağımdaki düşman’ değil ‘Özel bir kadın’ yani ‘Pretty Woman’ filmi…
    Saygılarımla

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here