Anasayfa Film Eleştirisi ve Yorumlar Gizli Sayılar ( Hidden Figures)

Gizli Sayılar ( Hidden Figures)

2643
0

Gizli Sayılar ( Hidden Figures) filminin yönetmen koltuğuna 1971 ABD doğumlu ”Winding Roads(1998), The Friday Principal(2011) ve Benim Komşum Bir Melek(2014)” filmlerine imza atan Theodore Melfi oturmuş. Yönetmenin, görüldüğü üzere çok parlak bir kariyeri yok ama bu filmi ile  ”En İyi Film, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ve En İyi Uyarlama Senaryo” dalarında Oscar’a aday oldu. Margot Lee Shetterly’nin  ”Hidden Figures : The Story of the African-American Women Who Help Win the Space Race” isimli kitabındaki yaşanmış gerçek bir hikayeden sinemaya uyarlanan film, seyircilere bilinmeyen bir başarı öyküsünü anlatıyor. Bu hikaye, bir dahi hikayesi değil. Bu hikaye, itilen dışlanan bir ırkın varoluş mücadelesi ve kendilerini kabul ettirme hikayesi.

Önce özet: Yapılan araştırmalar sonucu yetenekli 3 Siyahi kadın, 1960’lı yılların ”soğuk savaş” döneminde uzay çalışmalarında yardımcı olmaları için NASA’ya işe alınırlar. Amerika’nın tek derdi, uzay çalışmalarında kendilerinden bir adım önde olan ”Sovyetler Birliği”ni yakalamaktır. Derileri siyah olduğu için diğer çalışanlar tarafından dışlanan kadınlar, kısa sürede üstün zekaları sayesinde kendilerini kabul ettirirler ve Dünya yörüngesine çıkan ilk Amerikalı astronot John Glenn’in çizdikleri koordinatlar sayesinde sağ salim yörüngeye çıkıp-inmesini sağlarlar..

 1960’lı yılların Amerika’sında yaşanan ırkçılığa keskin dokunuşlar yapan film, geçmişte yaşananlar için adeta günah çıkartıp, dizlerinin üzerine çökerek siyah derililerden özür diliyor. O dönemdeki yasalarda zenciler, sürekli aşağılanıp küçümseniyordu. Öyle ki aynı demlikten ve aynı bardaktan çay içemedikleri gibi tuvaletleri bile ayrıydı. Tuvalet ihtiyaçları için iki bina öteye gitmek zorunda kalıyorlardı. Bir konuda ne kadar uzman ve bilgili olurlarsa olsunlar, hep alt seviyede çalışmaya mahkumdular. Toplantılara katılma ve fikir söyleme hakları yoktu. İşte böyle bir ortamda üç kadın, Nasa’da üstün başarı ve azimleri ile tüm yargıları yerle bir ederken adeta tarihi yeniden yazıyorlar.

Üç siyahi kadın, bir yandan günlük yaşamlarında çocuklarına iyi bir gelecek sağlamak için sıkıntılarla mücadele ederken öteki yandan para kazandıkları işlerinde kendilerini kanıtlamaya çalışıyor. Filmde tüm bunlar anlatılırken asla demagoji yapılmıyor ve farklı anlatım yollarına girilmiyor. Gayet kolay, sade ve anlaşılabilir bir anlatımla olayın özüne inilirken başarının, yeteneğin ve sayıların asla ”rengi” olmaz deniliyor. Filmde, üç kadının hikayesi anlatılırken daha çok matematik dahisi Katherine Goble Hohnson’ın hikayesine odaklanılıyor. Çünkü bu siyahi kadın matematikçi, yaptığı milimetrik hesaplamalarla 1961 yılında uzaya insan gönderen Sovyetler karşısında Amerikanın geriye düşmemesini sağlarken, Nasa’nın uzaya insan gönderme projesi ”Mercury Projesi”ne büyük katkı sağlamıştı.

Filmin diğer lokomotifi ise Nasa Uzay Görev Daire Başkanı Al Harrison(Kevin Costner). Sovyetler karşısında geriye düşerek Amerika Başkanının tepkisini çeken Harrison, başkanı olduğu birimi ayağa kaldırmak için gece gündüz çalışıyor. Hatta, personelinin eve gitmesini bile yasaklıyor. Katherine’in günde 2 kez ortadan 20 dakikalığına kaybolmasını araştırdığında ırkçılık gerçeği ile yüzleşiyor. Siyahilerin çayları başka yerde içtiğini ve tuvalet ihtiyaçlarını başka bir binada giderdiklerini öğrendiğinde, çekici alarak tuvalet kapısındaki ”zenciler giremez” yazısını kırıyor ve ”-Burada herkes aynı renk işer” işer diyerek Nasa’daki beyaz-zenci ayırımını sona erdiriyor.

Filmin oyunculuklarını beğendim. Taraji P. Henson, Cevin Costner ve Octavia Spencer diğerlerine göre bir adım öne çıkan oyuncular. Filmin kamerası, kurgusu ve müzikleri de oldukça iyi.

Sözün özü: Irkçılığı, uzay çalışanlarının çalışmalarını ve dayanışmayı son derece vurucu bir şekilde anlatan Oscar adayı filmi kaçırmamanızı tavsiye ediyorum. İyi seyirler.

Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here