Hiç Gelmeyen Yeni Yıl / Anul Nou care n-a fost

İstanbul 41.Uluslararası Film Festivali kişisel önerilerim 1

Festival öncesinde izleme fırsatı bulduklarım arasında beğendiğim, mutlaka seyredilmesi gerektiğini düşündüğüm, kişisel olarak kaçırılmamasını önereceğim filmlere ait izlenimlerimi bugünden itibaren sizlerle paylaşmaya başlıyorum. Dünya festivallerinde izlenen filmlerin bulunduğu Devriâlem, ya da ayrıksı çalışmaların yer aldığı Mayınlı Bölge en çok sevdiğim bölümler arasındadır ama, yepyeni yaratıcı sinemaları keşfetmede Altın Lale Yarışması ve Genç Ustalar bölümleri en çok önem verdiklerim.

Bu yazı dizisinin ilk filmi, yılın müthiş heyecan verici yeni keşfi “Hiç Gelmeyen Yeni Yıl”, Romanya’dan bir kara mizah başyapıtı.

OrtaKoltuk Puanı:

 

Bir ilk film olduğundan Genç Ustalar bölümünde yer alsa da, “Hiç Gelmeyen Yeni Yıl”ı yazan, yöneten, yapımcılığını üstlenen 1974 doğumlu Romen yazar, yönetmen, yapımcı Bogdan Mureşanu pek de genç sayılmaz. Sinemaya 2013’de senarist olarak başlayan, yazdığı senaryolardan yönettiği “Tuns ras si frezat / Yarı Traşlı” (2013), “Spid” (2016) ve “Cadoul de Craciun / Noel Hediyesi” (2018) ile çok sayıda ödül kazanan Mureşanu’nun 2024 Venedik Film Festivalinde Altın Aslan yarışması paralelinde yeni estetik eğilimlere yönelen filmlerin yarıştığı Orizzonti / Ufuklar bölümünde prömiyer yapan ilk uzun metrajı “Anul Nou care n-a fost / Hiç Gelmeyen Yeni Yıl” aralarında 2024 Orizzonti En İyi Film, FIPRESCI ve Görüntü Mansiyon ödülleri, 2024 Kahire En İyi Film Altın Piramit ödülü dahil uluslararası festivallerde 8 önemli ödül almış.

20 Aralık 1989, Çavuşesku yönetimindeki Romanya’nın başşehri Bükreş’teyiz. Birkaç gün önce Timişoara (Temeşvar) kentinde başlayan, giderek büyümekte olan gösterileri ordu ve polis şiddetle, halkın üzerine ateş açarak kanlı biçimde bastırmaya çalışıyor. Tabii ki olaylar başkent halkına ayıklanmış ve sterilize edilmiş olarak sunuluyor, televizyonlardaki yılbaşı programları, komünist rejimle birlikte gidişi yakın olan Çavuşesku’yu yüceltmeye devam ediyor. Ülke yangın yerine dönüşürken, hayatları beklenmedik şekilde kesişen birbirleriyle ilgisiz altı kişi, farkında olmaksızın kendilerini fırtınanın güçlü merkezinde buluyorlar.

Bir TV yönetmeni, televizyon yönetimince kilit oyuncusu batıya kaçan yılbaşı programını kurtarmakla görevlendiriliyor. Çözüm için bulunan, kadın oyuncu, kendisi için parlama fırsatı yaratabilecek kısa rolüyle, babasının ve kendisinin rejim karşıtı görüşü arasında bocalıyor. Yönetmenin üniversite öğrencisi oğlu, kimseye haber vermeksizin Tuna nehrini yüzerek geçip Yugoslavya’ya kaçmaya yelteniyor. Gizli polis örgütü Securitate elemanı bir adam, hâlen istimlak edilmekte olan bir semtte yıllardır yaşayan annesini, kadının nefret ettiği yeni bir apartman dairesine taşımaya çalışıyor. Taşınma işini organize eden işçi, evine döndüğünde çok sevdiği küçük oğlunun Noel Babaya yolladığı ilginç mektubun içeriğini öğreniyor ve paniğe kapılıyor. Securitate’nin görünmez, sürekli ve endişe verici gözetimindeki bu yaşamlar, trajikomik biçimde 21 Aralık sabahı sahnelenen gösteriye doğru yol alıyorlar…

Mureşanu’nun filminin çıkış noktası “The Christmas Gift” adıyla, En İyi Avrupa Kısa Filmi dâhil 33 uluslararası ödül alan, Noel Baba’ya ilginç mektup gönderen küçük çocuğun öyküsü 2018’de çektiği, “Cadoul de Craciun / Noel Hediyesi” isimli kısa filmi.

Yazar yönetmen, “Hiç Gelmeyen Yeni Yıl”ı yazarken haklı olarak zaten tüm söyleyeceklerini 23 dakikaya sığdırmış olan kısa filmini genişletme yoluna gitmemiş, sadece hiç değiştirmeden 138 dakika süreli filminin iç içe geçmiş öykülerinden biri olarak ele almış.

20 Aralık 1989 günü ve gecesinde geçen ve 21 Aralık sabahı sona eren “Hiç Gelmeyen Yeni Yıl” ı izleyen Romen seyirci için bu tarihin çok önemli bir anlamı var. Romanyalı olmayıp, 35 yıl öncesinin olaylarını çok daha az anımsayan bizler içinse sinemasal izlenimlerimize kısa bir ara vererek, o dönemde yaşananları kısaca özetlemek isterim :

1918 başlarında küçük bir Romen kasabasında doğan Nikolay Çavuşesku, 1932’de o zamanlar yasa dışı olan Romanya Komünist Partisi’ne girmiş, aktif bir komünist olarak eylemlere katılmış, birkaç kez tutuklanmış ve hapis yatmış. 1945’te tanışıp evlendiği Elena Petrescu ile özel ve siyasi yaşamını paylaşmış, ölümlerine dek Elena kocasının yönetimine aktif bir katılımcı olmuş. Romanya’nın Sovyet etkisine girmesiyle birlikte Çavuşesku, onu adım adım devler başkanlığına götürecek olan siyasi bir kariyere girişmiş. 1965’te Romanya Komünist Partisi Birinci Sekreteri, 1967’de Devlet Konseyi Başkanı olarak ülkeyi yönetmeye başlamış. Doğu Bloku ülkelerinin aksine bağımsız bir dış politika yürüterek kendini Batıya reformist bir komünist, aydın bir uluslararası devlet adamı olarak sunma çabası göstermiş. Sovyetler Birliği’ne kafa tutar davranışlarıyla, 1968’de olduğu Varşova Paktı Güçleri’nin Çekoslovakya’yı istilasında yer almayı reddetmesi ve istilayı kınamasıyla ülkesinde ve Batı dünyasında popüler bir kişilik olmuş. Ancak bu görünen özgürlükçü tutuma karşın, Romanya içinde müthiş baskıcı, vatandaşına karşı vahşi ve insafsız bir tek adam yönetimi geliştirmiş, gizli polis teşkilatı Securitate’nin desteği ile muhalifleri izletmiş, susturmuş, rejime karşı tehdit olarak görülen kişilere yönelik ağır baskı, işkence ve gözetim faaliyetleri yürütmüş.

Sistematizasyon amacıyla Bükreş’in beşte birinden fazlası, Çavuşesku‘nun beğenisine uygun bir şehir oluşturmak için, kiliseler ve tarihî binaları da içermek üzere 1980’li yıllarda yıkılmış, şehrin doğası yok edilmiş, yerine “endüstrileşme” ve “şehirleşme” programları dâhilinde çiftçilerin taşınacağı gri ve zevksiz binalar dikilmiş. Bu arada baskı altındaki halk yanlış ekonomik politikalar sonucunda kıtlıkla, yiyecek maddelerinin vesikaya bağlanmasıyla, ısınma, gaz ve elektrik kesintilerinin genel durum hâlini almasıyla karşı karşıya kalmış.

Halk günlük hayatı sürdürebilme kavgası içinde giderek huzursuzlaşır, giderek yönetime güvenini kaybederken Romanya’daki azınlık Macar toplumundan din adamı László Tőkés’in evinden alınmasına yönelik hükûmet destekli girişim bardağı taşıran damlayı oluşturmuş. Tőkés’in yaşadığı Temeşvar şehrinde başlayan protesto gösterilerine kendiliğinden gelişen bir şekilde öğrenciler de katılmış, kısa süre içinde protestolar hükûmet karşıtlığına dönüşmüş.

17 Aralık 1989’da askeri güçler, polis ve Securitate göstericilerin üzerine ateş açmış, çok sayıda kişi ölmüş ya da yaralanmış. Olaylar giderek bir ayaklanmaya dönüşmeye başlayınca, 21 Aralıkta, medyanın Çavuşesku’yu desteklemek amacıyla kendiliğinden toplanan bir miting olarak sunduğu bir gösteri tezgâhlanmış. Devrim Meydanıdaki bu büyük gösteri, giderek rayından çıkarak, Çavuşesku’nun konuşmasının yuhalandığı bir kaosa dönüşmüş. Kalabalık kontrolden çıkmaya başlayınca, donup kalan Nikolay ve Elena Çavuşesku binaya girip, ertesi güne kadar orada kalmışlar. 22 Aralık gün doğumuyla, çatışmalar tüm büyük kentlere sıçradığında. Çavuşesku ailesi, binanın çatısından helikopter ile kaçmış.

Artık devrime dönüşen olaylardan kaçmayı başaramayıp yakalanan Çavuşesku çifti, Romanya’nın geçici hükûmetinin emri üzerine 25 Aralıkta kurulmuş askeri mahkemede yargılanmış, nedensiz ve kanunsuz zenginleşmeden soykırıma kadar değişen nedenlerle ölüme mahkûm edilmiş. Katoliklerin kutsal Noel günü olan 25 Aralık 1989’da Targovişte’de, kurşuna dizilmişler.

Bu uzun parantezin ardından filmimize dönersek, öncelikle filme hakim olan absürt ve kapkaranlık mizah duygusundan söz etmem gerekecek. Bu duygu sadece “Hiç Gelmeyen Yeni Yıl” da karşımıza çıkmıyor. Yine bu Festivalde on yıllar önce keşfetmiş olduğumuz Çağcıl Romen Sinemasına has, neredeyse tüm önemli filmlerinde sinmiş bir tavır. Belki de bu kara mizah arayışı, en ürkünç durum ve olayların gülünç tarafını bulma yeteneği, bir zamanın petrol zenginiyken kaynaklarının tükenmesiyle iyice fukaralaşan, sürekli önemli ekonomik, toplumsal ve siyasi sorunlar yaşayan Romanya halkının yokluk, karamsarlık ve umutsuzlukla savaşının en güçlü silahıdır. Kim bilir?!

Metaforik olarak tüm ülkenin hissiyatını yansıtan, çoğunun yaşanmış olduğunu belirttiği öykü yumağını kronolojik sırada, iç içe geçirerek aktaran Mureşanu filmini dönemin TV formatında çekiyor.

Her kişisinin belirli bir müzik aleti olarak sesini duyurduğu bir senfonik şiir olarak gelişen “Hiç Gelmeyen Yeni Yıl”, ses bandında da ustalıkla kullanılan Ravel’in Bolerosunun ilk mezürlerinde olduğu gibi sakin ve durağan tempoda her kişisinin / enstrümanın tanıtılmasıyla başlıyor. Öyküler geliştikçe, tempo hızlanıyor, her karakter kendini ortaya koyan bir enstrüman olarak varlık ve derinlik kazanmaya başlıyor. Kreşendo giderek artıyor, Boleronun o benzersiz patlamasıyla film, tüm enstrümanların birlikte çalacağı görkemli finale ulaşıyor. Usta senaryocu Muraşanu o patlamayı birkaç çatapat patlamasına indirgiyor, tezgâhlanmış miting Çavuşesku aleyhinde bir gösteriye dönüşmeye başladığında filmini sonlandırıyor. Umutsuz ve karamsar hikâyesine sadece filmin final jeneriğinde, insanların gözünün içinin nihayet parladığı devrim ertesi gösterileriyle bir nebze umut katıyor.

Senaryosu, yönetilmesi, kusursuz ekip oyunculuğuyla politik sinemanın usta işi, müthiş başarılı bir örneği; kaçırılmaması gereken katıksız bir başyapıt.

Yönetmen / Senaryo : Bogdan Mureşanu

Görüntü Yönetmeni : Boroka Biro, Tudor Platon

Kurgu : Vanja Kovacevic, Mircea Lacatus

Oyuncular : Adrian Vancici, Nicoleta Hâncu, Emilia Dobrin, Marian Adochitei, Tulian Burciu, Mihai Calin, Doru Catenescu, Ioana Flora, Manuela Harabor, Ilınca Harmut

Romanya / Tarihi-Dram / 138 Dk.

CEVAPLA

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz