‘Çocuk askerler yetiştirmek istedik. Çocuklar savaşmak istemediler. Çünkü öfke öğretilebilen bir şey değil.’

Fragmanı ve konusuyla büyük bir merakla beklenen Hugh Jackman’ı son kez ‘Wolverine’ olarak göreceğimiz ‘Logan’ muhteşem bir veda filmi olmuş. Bildiğimiz gibi x-men serisi bittiğinde, serinin hem çizgiromanda hem de beyazperde de en fazla öne çıkan karakteri Wolverine için yalnızca karakterin hayatını konu alan ‘spin-off’ bir üçleme daha geldi. Logan bu filmlerin son halkası. Film 2029 yılında, uzun yıllar yeni mutantın doğmadığı var olanların dağıldığı bir çoğunun yok olduğu bir zamanda geçiyor. Logan artık eski hayatını bir kenara bırakmış, kiraladığı limuzin ile şoförlük hizmeti vermektedir. Tek amacı telekinetik özelliklerini artık kontrol edemeyen ve zaman zaman hafızasını yitiren Profesör X, diğer adıyla Charles’ı terkedilmiş bir depoda gizlemek ve bir tekne satın alıp okyanus açıklarında saklanarak yaşamaktır. Logan’ın bu planı kim olduğunu bilmediği bir kadından gelen bir çağrıya gitmesi sonucu, Logan ile aynı özelliklere sahip olduğundan kızı olduğunu iddia edilen küçük Laura’nın Logan’ın başına kalmasıdır. Laura’nın peşinde özel paralı askerler ve mutantlar üzerinde deneyler yapan bir şirket olduğundan Logan’ın Laura’yı alıp kaçtığı hikaye başlar.

Logan, filminin diğer Wolverine filmlerinden ayrılan en büyük özelliği, hikaye kurgusuna baktığımızda filmin bir ‘yol’ filmi olması. Özellikle korku sinemasında sıklıkla rastladığımız yol boyunca kötücül karakterlerden kaçma ve kurtulma hikayesi filmin son halkasına çok yakışmış. Çünkü Logan’ın güçten düşmesi, Profesör X’in 90’lı yaşlara gelişi düşünüldüğünde kalıp savaşacak bir durumları olmadığı açık. Filmin özellikle ilk yarısında ikilinin halsizliği, Logan’ın filmin açılış sekansından beri topallayarak yürümesi ve yorgun tavırları, depresif ruh haliyle birleşince harika bir bütünlük yakalıyor.

Filmin yönetmeni, James Mangold bir önceki film olan ‘Wolverine (2013)’ ün de yönetmeni. Özellikle son 10 yılda popülerleşen, Chistopher Nolan’ın ‘Dark Knight’ serisinde uyguladığı ‘ süper kahraman filmlerini olabildiğince gerçekçi işleme’ akımına uymuş. Bu da filme inandırıcılığın yanında bir veda filmine yakışır dramatik sahnelerin ön plana çıkmasına, aksiyonun ve vahşetin daha sert işlenmesine izin vermiş. Bu anlamda yönetmenin filme yaklaşımı hayranlık uyandırıcı diyebiliriz.

Oyunculuklara gelecek olursak, Hugh Jackman, son kez Logan’ı canlandıracak olmasının hakkını fazlasıyla vermiş ve sinemaya ilk adımı olan 15 yıldır canlandırdığı karakteriyle başarılı bir şekilde vedalaşmış. Aksiyon sahnelerinde her zamanki gibi doyurucu performans sergileyen Hugh Jackman bu filmde dramatik sahnelerde de oldukça başarılı. Özellikle Logan gibi vahşi, duygudan uzak bir karakteri, yıpranmış, bitik ve ağlarken görmek seyirciyi ayrıca etkiliyor. Patrick Stewart, olağanüstü performansıyla filmi taşıyan en önemli ikinci unsur.

Filmin üzerine kurgulanan çocuk oyuncu Dafne Keen’i de es geçmemek lazım. Laura, Logan’ın özelliklerini barındıran ve ondan daha yetenekli olan özel bir mutant. Bu küçük vahşi kız öyle doğru bir cast çalışmasıyla seçilmiş ki, film boyunca yaptığı onca abartılı aksiyon kendisinde hiç fazla durmuyor. Filmografisine baktığımızda ilk filmi diyebileceğimiz Logan’da, yıllardır izlediğimiz bir çocuk oyuncu izlenimi uyandırıyor.

Gerçekçi teması ve dramatik yapısıyla sadece süper kahraman filmi sevenlere değil, genel olarak aksiyon tutkunlarına da, telefona saate asla baktırmayan bir 137 dakika sunan filmi mutlaka izlemenizi öneririm. Şimdiye dek izlediğim en iyi Wolverine ve hatta X-Men filmi diyebileceğim Logan, aksiyon bakımından vadettiğini fazlasıyla karşılarken, açık kapı bırakmayan gerçek bir final ile harika bir şekilde veda ediyor.

Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here