İKSV ONLİNE FİLM FESTİVALİ II

Yetim demişlerdir, dul demişlerdir ama… çocuğunu kaybeden birine verilecek isim bulamamışlardır…

1969’un son günlerinde Paris’te doğan Julie Delpy, 1985 yılından beri 60’ı aşkın film ve televizyon dizisinde rol almış, Richard Linklater’in “Gün Doğmadan”, “Günbatımından Önce” ve “Geceyarısından Önce” üçlemesiyle uluslararası üne kavuşmuş ve Oscar’a aday gösterilmiş bir Fransız kadın oyuncu. Senaryosuna katılmış olduğu bu üçlemeden beri senaryo yazarlığı ve yönetmenlikle ilgilenen, birkaç kısa film de çeken Delpy, 2007’de “Paris’te iki Gün” ile ilk kurmaca uzun metrajını yapmış. “Kızım Zoe / My Zoe” (2019),yazdığı, yönettiği, başrollerinden birini üstlendiği altıncı filmi.

İlk gösterimini Toronto Film Festivali’nin Platform bölümünde yapmış olan “Kızım Zoe”, iki uzun karanlık sekansın ayırdığı üç bölümüyle, büyük fikirler ve dramatik diyaloglarla üç perdelik klasik bir tiyatro oyunu gibi gelişen, ancak konusunu ele alışı ve beklenmedik sürprizleriyle son derecede modern bir sinema diliyle anlatılan bir film.

İmmünoloji uzmanı Isabelle (Julie Delpy) ile mimar James (Richard Armitge) boşanmanın son aşamasında, kızları Zoe’nin ortak velayeti konusunda anlaşmaya çalışan bir ikilidir. İsabelle’in çocuğuna olan düşkünlüğünü Delpy, kısacık ama çok etkileyici bir sahneyle verir: Babasıyla parkta olduğu bir gün kızının hatırını sormak için birkaç mesaj gönderen İsabelle mesajlarına cevap alamayınca paniğe kapılarak, en kötü olasılığı hayal ettiğinden hemen Goggle’a parklarda bir kaza olup olmadığını sorar. Sorun olmadığını öğrense bile babadan “iyiyiz” mesajı gelene kadar da huzura kavuşamaz

Geçmişte İsabelle, Londra’da tanıştığı James için mesleğini ikinci plana atarak kocasının işi sebebiyle Berlin’e yerleşmeyi kabul etmiş, devamlı özgüvenini kıran James ile, özellikle Zoe doğduktan sonra ciddi sorunlar yaşamıştır. Ama artık iki ayağı üzerinde durmayı başarmış, henüz kızına açılmamış olsa da, ona gerçekten değer veren ve seven Akil (Saleh Bakri) ile sağlam bir ilişki kurmuştur. Tek sorunu hâlâ İsabelle’e bağlı olan, kızgınlık ve kırgınlığından ona her türlü zorluğu çıkaran eski kocasının tüm engellemelerine karşın, yaşamının yarısını kaçırıyormuş gibi hissettiği kızıyla daha fazla vakit geçirebilmektir. Ancak bu mücadelede kesin olan bir durum varsa o da hem James’in hem İsabelle’in Zoe’yi çok sevdikleridir.

İzlemenin tadını kaçırmamak için neler yaşandığını söyleyemeyeceğim ikinci perdede herkesin yaşamının alt üst edecek bir olay yaşanır. Ve öykü birçok geçmiş sırrın açığa çıktığı, James ve İsabelle’in daha da fazla tartıştığı, ve de her türlü beklentiyi aşacak olan üçüncü perdede neler olacağının kestirilemediği bir hastane dramasına dönüşür.

Aslında, anlatısının insani boyutuna odaklanmayı yeğleyen Delpy’nin sürprizli bir öykü anlatmaya meraklı olduğu söylenemez. Isabelle’in bugüne kadar kimsenin cüret edemediği bir yolla trajedinin önüne geçme çabasının günümüzde değil de bazı teknolojilerin iyice geliştiği çok yakın bir gelecekte geçtiğini filmdeki cep telefonlarıyla bilgisayarların form olarak alışılandan farklı durmaları hep hissettirir. Bu çıkış noktası son perdenin aldığı bilimkurgusal virajın algılanmasını sağladığı gibi, jenerikten önceki kısa sekans da izleyiciyi finalin beklenmedik şaşırtıcılığına hazırlar.

Kızım Zoe”, Julie Delpy’nin yazar, yönetmen ve oyuncu olarak büyük başarıyla kotardığı bir çalışma. Olasıdır ki, gerçekçi öyküleri yeğleyen birçok izleyici filmin inandırıcılıktan uzak olduğunu iddia edecektir. Delpy’nin diyaloglar üzerinde olağanüstü hâkimiyet kurduğu senaryosunun bilimselden çok duygusal ve dramatik bir gerçekçiliği olduğu yadsınamaz. Ancak, sinema denilen olgunun kendine has içsel bir gerçekliği olduğunu ve bir sinemasal öykünün, kendi içinde tutarlı olduğu sürece inandırıcı kalabildiğini unutmamak gerek.

Filmin etkisini, her biri için derinlikli üç boyutlu karakterler yazılmış olan oyuncuların dört dörtlük takım oyunculuğu daha da pekiştiriyor. Hayatının en inandırıcı performansını sunan Julie Delpy, nefes kesici bir İsabelle olmuş. Ünlü İngiliz tiyatro ve dizi oyuncusu Richard Armitage James’ın inişli çıkışlı duygusal reaksiyonlarını başarıyla aktarıyor. Ünlü Filistinli aktör Mohammad Bakri’nin üçü de oyuncu olan oğullarından, babası gibi adım adım sağlam bir uluslararası kariyer yapmakta olan oğlu Saleh Bakri, hem İsabelle’in hem izleyicinin için ısıtan bir Akil olmuş. Sophia Ally, bir çocuk oyuncudan beklenmeyecek kadar doğal. Sadece üçüncü perdede karşımıza çıkan Daniel Brühl ve karısını canlandıran Gemma Aterton gibi iki önemli oyuncunun bu filmde hak ettikleri rolleri bulduklarını sanmıyorum. Dr. Fisher karakterinin, çok hızlı karar değiştirmesinde de, Brühl’ün oyunundan çok, senaryonun bir eksikliği olduğunu düşünüyorum.

Sonuçta iyi yazılmış, iyi oynanmış, ustaca yönetilmiş bir drama. Şaşırtıcı konusu da cabası. İzlenmeyi hak ediyor derim. 18 hazirandan itibaren 5 gün izlenebilir.

Yazar : Erdoğan Mitrani

Yönetmen / Senaryo : Julie Delpy

Görüntü Yönetmeni : Stéphane Fontaine

Oyuncular : Julie Delphy, Sophia Ally, Richard Armitage, Daniel Brühl, Gemma Arterton, Saleh Bagri, Kerem Can

Birleşik Krallık-Almanya-Fransa / Dram / 100 Dk.

ortakoltuk.com

ortakoltuk.com

Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here