Marriage Story

Bir Dizi Güzel Çekilmez Gün Üzerine…

                                                              Tuba Deniz

“Bir dizi güzel gün kadar çekilmez şey yoktur.”

                                                                   Goethe

Mürekkep Balığı ve Balina (2005), Frances Ha (2012) gibi filmleri ile hafızlarımızda yer eden Noah Baumbach’ın Netflix yapımı son filmi Marriage Story, 2019’un dikkat çeken yapımları arasında çoktan yerini aldı.

Baumbach’ın filmlerinde öne çıkan yalın anlatım, insan ilişkileri, daha önceki filmlerinin de değişmez mekânı New York, New Yorklu olmak gibi temel izlekler Marriage Story’de de mevcut. Baumbach, bu filminde de küçük detaylar, hayatın içerisinde önemsiz addettiğimiz anlar, karşımızdakiyle muhatap iken fark edemediğimiz küçük mimikler, cümle arasına serpiştirilen kelimeler gibi ince unsurlarla senaryosunu zenginleştiriyor ve yönetmenlik sürecinde de bu titizliğinden taviz vermiyor. Baumbach’ın filmlerini özel kılan da bu sade, yalın anlatımı derinleştirebilme kabiliyetinden kaynaklanıyor.

Marriage Story’nin en güçlü yanı şüphesiz senaryosu ve Adam Driver ile Scarlett Johansson’ın başarılı oyunculukları. Film, evlilikleri bitmek üzere olan Nicole (Scarlett Johansson) ile Charlie’nin (Adam Driver) bir aile terapistinde birbirlerinin iyi yönleri ile ilgili yazdıklarının seslendirilmesi ile başlar. Dağılmak üzere olan bir ilişkiyi şimdiye kadar bir arada tutanın ne olduğuna şahit olur seyirci böylece ve sonrasında ise parçalanma sürecini tetikleyen her şey teker teker gün yüzüne çıkar ta ki filmin en çok konuşulan sahnesi, çiftin şedit kavgasına kadar.

Marriage Story’nin girizgâhı, filmin önemli referanslarından Ingmar Bergman’ın filmi Bir Evlilikten Manzaralar’ın (Scener Ur Ett Äktenskap, 1974) başlangıcını hatırlatır. Orada da evli çift ilişkileri üzerine konuşurken, erkeğin kendine dönük methedilmeyi hak eden özelliklerini peş peşe sıralamasının ardından kadına söz geldiğinde ilk olarak diyecek söz bulamaması, sonrasında kendini sadece kocası ile kurduğu ilişki üzerinden tanımlaması dikkat çekicidir. Liv Ullmann’ın canlandırdığı Marianne’ın, bu sohbette daha sonra dile getirecekleri ise aslında rutin ve ‘mutlu’ ailelerin bu düzen içerisinde ne tür gerilimlere gebe olduğuna dair imâda bulunur: “Dün akşam birisi sorunsuzluğun kendisi için büyük bir sorun olduğunu söylüyordu. Bunun farkındayız. Bizim hayatımızın da kendince tehlikeleri var.

Bergman’ın filminde bu “kusursuz mutlu aile”nin katmanları yavaş yavaş açılır ve karakterler içlerindeki tüm gerilimleri, birbirlerine dönük o zamana kadar söyleyemediklerini en sert biçimde dile getirerek, adeta şeffaflaşarak, her şeyin aslında göründüğü gibi olmadığını izleyiciye çarpıcı bir lisanla sunar. Baumbach’ın filmi, Bergman’ın Bir Evlilikten Manzaralar’ında olduğu kadar varoluşsal sancıları kanatmaz fakat bu filmde de “mutlu bir aile” vardır ve bu mutluluğun sıradanlığının kendi içinde ne tür gerilimleri içinde barındırdığını perdeye yansıtır.

Filmde yönetmen ilişkiye belirli bir mesafeden bakarak karakterleri hakkında herhangi bir hükümde bulunmamaya özen gösterir. Yer yer çok yalnız ve çaresiz kalan Charlie’ye üzülürken bulur izleyici kendini, yer yer de evlilik ilişkisinin kuşatılmışlığı içerisinde nefes alamaz hale gelen Nicole’un bu ilişkiden bağımsızlaştığında kendini gerçekleştirme serüvenine şahitlik ederek ister istemez ona hak verir. Esasında ilişkilerin doğasına dair de bir düşünme alanı açar film.

Bu çiftin evliliğinde temel sorun işinde ve sosyal hayatında belirgin bir kimliğe sahip olan Nicole’un bir vakit sonra kurmuş oldukları bu “mükemmel” ilişkide kaybolup gittiğini hissetmesidir. Eşinin sanatkar tabiatı, dikkati ve titizliğine hayrandır evet, fakat kendi varlığını onun tabiatına gömmüş olmaktan ötürü sancı çeker. Sadece evlilik için değil bütün ikili ilişkiler için burada konu edilen tahakküm söz konusudur, güçlü olan daha zayıf olanı kendine dönüştürür. Herhangi bir gruba girdiğimizde kendi özümüzden kısmen taviz verir ve o grubun ruhundan bir parça ödünç alırız. Konuşma şekilleri, espriler, olaylara verilen tepkiler bir vakit sonra iyice benzeşir. Evlilik ilişkilerinde ise bu alışveriş çok daha yoğundur, öyle ki uzun yıllar birlikte yaşayan eşler hallerinin ötesinde fiziksel açıdan bile birbirine benzetilir.

Ebeveynler ile çocukları arasındaki ilişki de bu etkileşimden payını alır mutlaka, annesi gibi bakan, babası gibi tepkisini ortaya koyan çocuklar örneğin. Anâsır-ı erbaa; hava, su, toprak ve ateş gibi esasında beşinci unsur, insan da temas ettiği her şeyi kendine dönüştürerek adeta onu yutmaya meyyal; çok derinlerde, tanımlayamadığımız bir dürtü bu. Muhatap açısından kendi varoluş sınırlarının ihlal edildiği düşünüldüğünde ise çıkacak kriz kaçınılmaz. Marrige Story’de Nicole’un çıkışının sebebi bu. Kendisine, kendisinin dışında tanımlanan bu alan içerisinde; evinde, işinde, annelik kimliğinde mutlu fakat yeterince kendisi olamamaktan ötürü muzdarip.

Filmde her ne kadar Nicole ile Charlie’nin kavga sahnesi ön plana çıkarılsa da seyrin önemli kırılma noktalarından biri de Nicole’un avukatı Nora ile olan konuşmasıdır. Nicole bir film yıldızıdır ve popüler dizilerde, filmlerde rol almaktadır. Fakat tiyatro yönetmeni olan Charlie ile evlendikten sonra, eşinin yönettiği daha nitelikli, seçkin oyunlarda rol alır. Nicole, ilişkinin başlama sürecinden itibaren yaşadıklarını anlatırken başlarda kendi fikirlerinin büyük bir sanatçı olarak gördüğü Charlie tarafından sahneye konmasından zevk aldığını anlatır fakat zamanla bu ilişkinin içerisinde kaybolduğundan, bir nevi ufalıp yok olduğundan bahseder. Yeni bir dizi teklifi ile kendine yeniden bir alan açmak istediğinde ise Charlie’nin tepkisi evliliklerinin bitiş sürecini tetikler. Dizide oynamak istediğini utanarak da olsa söyler Nicole ve Charlie onunla dalga geçer. Bu tavrı Nicole’u incitir. “Aslında onun için görünmezdim. Beni kendisinden ayrı bir şey olarak görmüyordu.”

Marriage Story’de, yazıda bahsettiğimiz diğer iki filmde de olduğu gibi, evlilik ilişkisinden azat olan kadın karakter kariyerinde hızla yükselir. Nicole, hep hayal ettiği ama bir türlü kendisine sıra gelmeyen yönetmenlik alanında kendini dener ve önemli bir başarı elde eder, Emmy Ödülleri’ne aday olmuştur. Charlie’nin durumu ise pek de iç açıcı değildir. Saçlarını artık Nicole değil de berber keser, evde yatacak bir kanepesi bile yoktur ve filmin sonlarına doğru handiyse ağlayarak söylediği şarkıda ifade ettiği üzere yanında canını acıtacak bile kimse yoktur, çok yalnızdır, acı çekmektedir.

Baumbach, Mürekkep Balığı ve Balina’da bitmek üzere olan bir ilişkinin çocuklar üzerindeki etkisi üzerine kurgulamıştı filmini, Marriage Story’de ise tamamen çiftin bu kopuştan nasıl etkilendiği üzerine eğiliyor. Evin küçük oğlu her ne kadar iki farklılaşan hayat üzerinde geçiş imkânı sağlasa da onun dışında senaryoya pek de katkı sunmuyor, farklılaşan hayatlar üzerindeki hat üzerinde gidiş gelişleri ile iki tarafın içine düştükleri durumu daha çok açık ediyor.

Bu ayrılıkta kadın ile erkeğin birbiri üzerindeki tahripkar gücü ile ilgileniyor daha çok yönetmen. Karakterlerin yaşamayı tercih ettiği şehirler; New York ve Los Angeles, destek aldıkları avukatlar gibi unsurlarla hikâyesini zenginleştiriyor. Nicole ile Charlie’yi sık sık boş mekânlarda karşı karşıya getirerek, yakın plan çekimler ile onların daha çok duygusal iniş çıkışlarına izleyicinin ortak olmasını talep ediyor.

                                                    Misafir Yazar : TUBA DENİZ

Yönetmen / Senaryo : Noah Baumbach

Görüntü Yönetmeni : Robbie Ryan

Müzik : Randy Rewman

Oyuncular : Adam Driver, Scarlett Johansson, Laura Dern, Alan Alda, Ray Liotta, Julie Hagerty, Azhy Robertson, Merritt Wever

ABD / Dram / 137 Dk.

Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here