Marriage Story

Bir Evliliğin ‘’İç Acılarının Toplamı ‘’

‘’Evlilik kafese benzer, dışarıdaki kuşların içeri girmeye çabaladığını görürsünüz, içerdekilerin de dışarı çıkmaya çabaladığını.‘’(Montaigne)

‘ ’Bir evliliği sürdürmenin en kötü yolu çiftlerin birbirinin özgürlüğünü engellemesidir. İki kuşu birbirine bağlarsan dört kanadı olur ama uçamaz.’’ (Mevlana)

Kimilerine göre bekarlık özgürlüktür, huzurdur kimilerine göre de evlilik her anlamda sürünmekten kurtulmanın yegane yoludur. Kimileri evliliği devlet iktidarlarının insanları tek tipleştirdiği, tüm ideolojik değerlerini enjekte ettiği bir dizayn aracı sayar kimileri bu düşünceden bağımsız olarak evliliğin, insan doğası gereği kaçınılmaz bir son olduğunu düşünür. Özünde bıçak sırtı olan bu meseleye çözüm bulmak 21.yüzyıla gelmemize rağmen hâlâ pek de mümkün görünmüyor. Neredeyse insanın varoluşundan bugüne gelen evlilik olgusu epeyce kötü örnekliklere (sömürü, şiddet, cinnet, cinayet, boşanma, kahredilmiş, katledilmiş çocukluklar…) sahipken evlilik kurumu neden hâlâ ayaktadır, bunca ıstıraba rağmen insanlar neden birbirine katlanmaya çalışır, aşk bir ömrü beraber geçirmeye yeter mi ya da tüm kötülükleri yok etmeyi başarır mı? Bu soru listesi uzar da gider.

Tüm sanat dalları gibi sinemanın da elbette bu karmaşık sorular yumağı olan evlilik olgusuna uzak kalması mümkün olmamış ve sinema da evlilik üzerine nice filmle kendi argümanlarını üretmiştir. Özellikle de boşanmayla ilgili ‘’Bir Evlilikten Manzaralar ‘’( Ingmar Bergman), ‘’Kramer Kramer’e Karşı’’(Robert Benton) , ‘’Bir Ayrılık (Asgar Ferhadi) gibi filmlerle can çekişen evliliklerin, boşanma sonrası ortaya çıkan sorunların ustaca ele alındığına tanık olduk. Şimdi de Noah Baumbach’ın ‘’Marriage Story ‘’ filmiyle bir kez daha boşanmanın getirdiklerini ve götürdüklerini acı bir şekilde çoğu zaman da dersler çıkararak deneyimleme şansını yakalıyoruz.

 

Marriage Story , her şeyden önce Baumbach’ın senaristliğini konuşturduğu ve karakter odaklı sürükleyici kurgusuyla duygu dünyamızı cezp etmeyi başarıyor. Film ilk dakikalarından itibaren Nicole’ün(Scarlett Johansson) ve Charlie’nin(Adam Driver) birbirleri hakkında dile getirdikleri iki güzel monologla bizi kendi samimi ve sıcak atmosferine çekiyor. Bu monologlar sayesinde iki karaktere de sempati duyuyoruz. Her şeyiyle gayet güzel başlamış bir aşkın ve evliliğin adım adım yok oluşunu hikayedeki ritim ve uzun diyalogların titiz bir sinematografiyle yansıtılması sayesinde içselleştirerek izliyoruz. Charlie ve Nicole karakterlerinin derinlemesine ele alınması iki tarafı da anlamımızı sağlıyor. Aralarındaki güçlü aşk bitmiş olsa da bir yandan da tamamıyla atılmayan sevgi köprüleri sayesinde bu evliliğin bitmesini istemiyoruz. En azından Nicole ve Charlie’nin dostane bir şekilde ayrılmayı istemeleri gibi biz de kaçınılmaz olan bu ayrılığın en az yıkımla sonuçlanmasını istiyoruz fakat Nicole yüzden hukuki boyuta taşınan bu evlilik gerçek anlamda bir yıkıma dönüşüyor.

Avukatların devreye girmesiyle özellikle de Nora Fanshaw’ın (Laura Dern) keskin, acımasız tavırlarıyla işler çığırından çıkıyor. Nora’nın kadın-erkek ilişkilerine bakış açısıyla da film zaman zaman feminist bir boyut kazansa da filmin bir feminizm güzellemesi olduğunu söyleyemeyiz. Nora demişken şunu belirtmek isterim ki Nora’nın , toplumun anneliğe ve babalığa bakışını sorgularken çektiği kısa nutukta Tanrı’ya, İsa’ya ve Meryem’e yaptığı göndermeler çok zorlama ve çirkin bir benzetmeydi. Filmi genel olarak çok sevmeme rağmen Avukat Nora’nın öne sürdüğü bu savların filmin en absürt ve ayağı yere basmayan gereksiz kısmıydı diyebilirim: Birincisi, Nora’nın üslubu pespayeydi ikincisi Meryem’i teolojik alandaki gerçek bağlamından koparıp kendi hırslarının ucuz bir sömürü aracı haline getirerek Nicole’ü avlamaya çalışması bunun üzerinden bize öğretmenlik yapmasıydı. Mesele bizim inançlı olup olmamız meselesi değil mesele, dışımızda kalanların inançlarını ele alış biçimimizin asgari düzeyde de olsa içinde bir saygıyı barındırması gerekliliğidir.

Marriage Story’nin topluma başarılı bir şekilde ayna tuttuğu yönlerden biri de avukatların tamamıyla kapitalist ve pragmatik yaklaşımlarının hayatları nasıl bir yıkıma uğrattığını göstermesidir. Birbirini seven insanların birbirlerinden tiksinecek kadar nefret etmesini sağlamanın altında yatan gerçeğin hümanizmden kaynaklanmadığı apaçık ortaya konur. Baumbach bize sadece kötü örneklikleri göstermez Nora ve Jay’in ( Ray Liotta) yanına Charlie’nin ilk avukatı Bert Spitz’i de (Alan Alda) koyarak meselenin insani biçimde nasıl ele alınması gerektiğini de gösterir. Spitz’in Charlie’ye yaklaşımı baba şefkatini de içinde barındırır fakat Baumbach çok yüksek meblağların döndüğü hukukun kapitalist çarkında Bert Spitz gibi insanların saf dışı kalmamasının imkansızlığına da vurgu yapar. Avukat Jay’in asistanın ‘’Ceza avukatları , kötü insanları en iyi ; boşanma avukatları iyi insanları en kötü halleriyle görür. ‘’ sözü de akıllarda kalması gereken bir söz.

Marriage Story’nin en çok tartışılan noktası da çürümeye yüz tutmuş bir evliliği anlatan Baumbach’ın Nicole ve Charlie çiftinden birinin tarafını tutup tutmamasıydı. Filmin genelinde Nicole’ün özgürlüğüne, bir birey olarak kendini gerçekleştirme çabalarına destek veren Baumbach’ın, Charlie’nin de varoluş sebeplerini kendince kabul edilebilir noktalara çekmeye çalışır. İki tarafa da eşit mesafede duruyor gibi görünse de özellikle mahkeme süreçlerinde Charlie’nin yanında durduğu söylenebilir. Nicole de bu süreçten olumsuz etkilenmesine rağmen hayatının rutinlerini devam ettirmesi daha da sosyalleşmesi, evinde parti falan düzenlemesi gibi bu süreçten kendisi davayı açan ilk kişi olmasına rağmen ciddi bir özeleştiri sunmadan muzaffer bir şekilde çıkması ister istemez Nicole’den az da olsa uzaklaşmamıza sebep oluyor. Ayrıca Charlie’nin yaşadığı derin yalnızlık ve mahkemenin atadığı ebeveyn değerlendirme uzmanın Charlie’nin evine gidip onun ebeveynliğini gözlemlediği sırada yaşananlar özellikle de Charlie’nin kolunu küçük maket bıçağıyla kestikten sonra ortaya çıkan içler acısı manzara bizi ister istemez Charli’ye yakınlaştırır. Gözlemci, evden ayrıldıktan sonra Charlie’nin kan kaybetmesine ve acı çekmesine rağmen kolunu oğlundan gizlemek için gösterdiği çırpınışlar, mutfakta yüz üstü yere yığıldığı sahne bizi kalbimizden sımsıkı yakalar ve Charlie’ye dehşetengiz bir merhamet duymaya başlarız ki bu , filmin keskin kırılma noktalarından biri olarak Charlie’ye daha çok yakınlaşmamızı sağlar.

Filmin oyunculuklarına baktığımızda filmdeki tüm oyuncuların karakterlerini içselleştirdiklerini ve performanslarını başarılı bir şekilde gerçekleştirdiklerini görürüz

fakat muazzam performanslarıyla Nicole’ün ve Charlie’nin ekranda devleştiğine defalarca şahit oluruz. Scarlett Johansson ve Adam Driver arasında seçim yapmak çok zor olsa da Adam Driver’ın bardaki solo performansıyla ; uzman değerlendirmecinin evinde bulunduğu sırada gösterdiği performansla ve özellikle de kendi evinde Scarlett Johansson’la yaşadıkları meşhur tartışma sahnesindeki vurucu, sarsıcı performansıyla Johansson’dan daha fazla ön plana çıktığı açıkça görülür. Genel olarak baktığımızda ise ikilinin adata sinema dersi havasındaki oyunculuklarıyla kolay kolay unutulmayacaklarını belirtmek isterim. Filmde Laura Dern’nin yer yer yapmacık gelse de ustaca bir oyunculuk sergilediğini onun yanında Alan Alda’nın da içinde bilgelik taşıyan, yılların birikimini yansıttığı oyunculuğuyla filme güzel bir hava kattığını da söyleyebilirim.

Marrige Story ; usta yönetmenliğiyle, senaryosuyla, kullanılan derinlikli kamera teknikleriyle (özellikle de diyaloglar sırasındaki yakınlaştırmalar), sadeliğin zarafetiyle yükselen sinematografisiyle ve en önemlisi Johansson ve Adam Driver’ın muhteşem oyunculuklarındaki samimiyetle ve kurgudaki ritimle unutulmayacak filmler mertebesine yükselmeyi başarıyor.

Sonuç olarak Marriage Story bize bir evliliğin çöküşünü anlatırken insan ilişkilerinin çirkinleşmesine ya da güzelleşmesine dair epey didaktik bir öykü sunuyor. Hiçbir insanın simetrisi olacak başka bir insan yoktur ve böyle bir arayışın içine girmek beyhudedir. Evlilikte veya başka bir ilişki biçiminde karşı tarafı kendine benzetmeye çalışmak, bunun için iktidar savaşına girişmek narsisizmin anaforunda özgünlüğe ve özgürlüğe ölümcül darbeler vurmaktan başka bir şey değildir. Bunu da Marriage Story’nin çok katmanlı bir şekilde sunduğu bir evliliğin ‘’iç acılarının toplamının’’ ustaca görselleştirilmesiyle, tasviriyle bir kez daha öğrenmiş oluyoruz

Yönetmen / Senaryo : Noah Baumbach

Görüntü Yönetmeni : Robbie Ryan

Müzik : Randy Rewman

Oyuncular : Adam Driver, Scarlett Johansson, Laura Dern, Alan Alda, Ray Liotta, Julie Hagerty, Azhy Robertson, Merritt Wever

ABD / Dram / 137 Dk.

Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here