Üç seriden oluşan, ilk serisi 1999 yılında gösterime giren, Keanu Reeves’in başrolünü gerçekleştirdiği bilim kurgu filmidir.

Matrix’e Dair Sıradan bir modern insanı, onun da cesaretiyle beraber, adeta kurtarıcıya dönüştüren bir sır ve bu çözülmesi gereken sır fazlasıyla matematiği de yanında getirebilir. Kurtarıcı rolüne büründürülen Neo, yeniden doğan kişi niteliğindedir. Yeniden doğuş, tabiri caizse II. Rönesans, Neo’nun Matrix’in dahilinde olması, onun zekasının en mükemmel derecede ve geçmiş dünyadaki en parlak kişi olduğunun göstergesidir. Çağ atlanması, Neo’nun yıllar boyu bir delta uykusunda olduğunun; yeniden doğuşu ise daha derin ritüellerin işareti olabilir. Matrix’in, bir nevi gerçekliğin ta kendisi ve hatta gerçek üstü denilebilecek “virtual reality” (sanal gerçeklik) olması muhtemeldir. Fakat, bu sanallık üst seviyede kuvvetlidir, ki Neo’nun yeniden oluşturulması bunun bir kanıtı olarak sunulabilir, insanı kendisini görmesini sağlıyor, kendisinin de ötesine gitmesine olanak tanıyor. Sadece bir şirket çalışanı ve hacker olan Neo’yu, kurtarıcı düzeyine çıkartıyor. Matrix konusunda hristiyanlık unsurları göz önünde bulundurulursa şu şekilde bir çıkarımda bulunulabilir:

Matrix : Düşsel Tanrı

Neo : Yeni-Mesih

Morpheus : Düşsel Yol Gösterici

Trinity : Yeni-Magdalalı Meryem

Cypher : Yeni-Hain Havari Yahuda

Neo’nun Takipçileri : Yeni-Havariler

Ajan Smith : Düşsel Deccal

Mitolojik açıdan kabul edilebilir durmaktadır. Kahin ile Neo’nun konuşması ise İncil’in Yuhanna bölümündeki, bir kadın ve Mesih’in arasında geçen diyalog ile benzeşmektedir. İsim bağlamından yola çıkılırsa; Matrix, gerçekten keskin bir matematikten oluşuyor, ki matematik bünyesinde de soyut nicelikler tablosunu sembolize ediyor. Her yönden soyut bir düzenin bütünleyicisidir. Rüyada olanlar, yalnızca rüyada kalır, gerçek hayatta gerçekleşip gerçekleşmemesi ise ihtimaller dahilindedir; ancak, Matrix’in içinde olunduğu süre zarfında, Matrix âleminde olanların orada yaşananları bağlı oldukları koltuklarda yaşaması, ölüm hâlinde söz gelimi aslî olarak da ölmeleri, onu inanılmaz kılıyor. Üstelik, insan beynine, bir bilgisayar işlevinde, yeni yetenekler ve öğrenilmiş türlü veriler eklenebiliyor.

Matrix, ileri görüş itibariyle 22. yüzyılda olmasına karşın, buradan, felsefi dünyanın en tanınmışlarından John Locke’ın “tabula rasa” sından yola çıkabiliriz. İnsan zihninin boş bir levha olması, somut olarak boş bir trafik tabelası düşünebiliriz. Bu tabelaya yeni simgeler eklemek için, kendi tabelamız olduğunu unutmadan, sadece biz mi bir şeyler eklemek zorundayız? Şahsımız, bir arkadaşımız, ebeveynlerimiz ya da herhangi bir insan… Böyle bir zorunluluk, görünen o ki gözükmemekte; bu tabelaya, program olarak tasarlanmış bir yapay zeka fabrikasına gönderip, yeni simgeler oluşturmak olasıdır. Bu olasılık varken, Matrix’in, insanların zihnine bilgiler, daha önceden deneyimlenmemiş bilgiler ilave etmesi şaşılacak bir şey değildir. Bu çağda dahi, çiplenme sayesinde hiç bilmediğimiz bir dili konuşmamız yakın durmaktadır.

Matrix, teknolojinin sınırsızlığının delili olarak göze çarpar. Kuşkusuz; bir insanın ikinci defa, yani tekrardan oluşturulması fazlasıyla uç noktadadır. Bu fikir, şeytani bir olgu olarak geliyor; Tanrı’ya kafa tutma anlayışı dahilindedir. Zaten, geçmiş dünyada yaşanan “insanlar vs. makineler savaşı” da küçük kıyamete, Dünya gezegeninin ölümüne sebep oluyor. Dünya ölürken, pardösülü kurtarıcı Neo doğuyor. Nitekim; Matrix, rüya evreninin veyahut sanal dünyanın, gerçek üstü realitesidir. Onun iyi ya da kötü olmasına ilişkin olarak ise; kibirli varlıkların, emelleri kötü sonuçlara yol açacak yapıların elinde olması hâlinde, insanların tamamının “holokost”una, soyunun tükenmesine sebebiyet verebilecek bir sistemdir, zira güce tapanların gözü hiçbir şeyi görmeyebilir ve işin içinden çıkılamaması muhtemeldir.

İyi insanların ne kadar doğru kullanabileceği muamma olmasına rağmen, optimist potansiyelli Neo tarzı biri, dışarıdan bakışla, bu olağan dışı mekanizmayı pozitif bir yöne sürükleyebilir. İnsanlar da bu tipte birini isterler. Her zaman bir kurtarıcı beklerler, hayali olsun veya olmasın. Kendi ellerindeki güce yeterince inanmadan yalnızca bir kurtarıcı isterler, kolay tarafı seçerler. Oysa, beklenti yerine Neo gibi herkesin harekete geçmesi gerekir. Harekete geçerken ise, Matrix uygunluğunda, mantık ve akıl aşırı düzeyde kullanılmalıdır.

Kırmızı ve Mavinin Savaşı Hap ikilemi ya da renklerin mücadelesi de denilebilir. Kırmızı, istek ve dürtüleri canlı tutarken; mavi, güven ve sükunet tesis eder. Hz. Adem ve Hz. Havva arasında geçenlerden hareketle, alegorik yasak meyve formundaki elma, her zaman kırmızı renkte olmuştur. Kırmızı ve yasak, böylelikle bu ikilinin aralarında kadim bir ilişki mevcudiyeti oluşmuştur. Buna karşın; kırmızı, heyecanın ve cesaretin birer dışavurumudur. Mavi ise, yalnızlığa eğilimlidir. Belli belirsiz bir yolculuğa çıkaracak kırmızı hap, aynı yerde ve rutini devam ettirecek olan mavi hap. İkincisinin seçilmesi durumunda, korkak sayılmak kaçınılmazdır. Başka birinin değil, kişinin kendisini korkmuş yerine koymasıdır en kötüsü ve bu şekilde birey, farkında olarak, şahsiyet değerini yok edebilir. Şahsi düşünceme göre, kırmızıya olan sevgimi aradan çıkarıp, I. Selim’in “Cesaretiyle yaşamayan, esaretiyle ölür.” sözünü esas almak suretiyle, cesaret tarafını benimserim.

Kıyaslamak gerek olursa, yaşamlarımızda “mavi”yi baz alıyoruz. Ancak, kırmızının açacağı kapılar çok daha ilginç ve yeniliklerle dolu bir dünyadan meydana geliyor. Her insan, kendisinin Neo’su olmalıdır, kendisini geliştirmelidir, özellikle aklî yön anlamında bu gelişim arttırılmalıdır. Aksi hâlde, sıradanlığın ötesine gidilemez. Fark oluşturmak için “kırmızı” gereken yoldur. Yasak olanın borcunu da insan “ideal”i gerçek kılarak ödemelidir.

Cehalet ve Mutluluk “Ignorance is bliss” sözüne, kişisel olarak Cem Yılmaz’dan aşinayım. Onun bir stand-up’ında geçirdiği ifade, yıllar sonra Matrix’te karşıma geliyor. Fakat, o kadar vakit geçmesine rağmen akılda kalıcı bir etkisi var. Cahil insan gerçekten bir sevince sahip midir? Bunu söylemek mümkün, fakat, bu mutluluk gerçek anlamda bir sahtelikten ibarettir. Çünkü; cahil bildiğini iddia eder, bilmez. Bunun kadar kötü ve bulaşıcı bir hastalık insanlığın var oluşundan beri yoktur. Kendi mutluluğunu kendi “fake-world”ünde arar.

Matrix de sonuç olarak sahte değil mi diyenler mutlaka olacaktır, ancak “Matrix” dengesi olan bir düzendir, cehalet tam anlamıyla bir dengesizlik temellidir. Matrix’in içinde gerçek olmak için gerçek üstüne çıkmak gereklidir. Mavi taraf seçilip “Matrix”i bilmeden sahte bir mutlu olma duygusuna kapılabilir, diğer taraftan kırmızıyla birlikte onun gizemle dolu dünyasında gerçek bir mutluluk yaşanılabilir. Sonuç olarak; bir birey açısından, “cehalet=insansızlık”tır

MİSAFİR YAZAR : AHMET EREN YILMAZ

Yönetmen / Senaryo : Lana Wachowski, Lilly Wachowski

Görüntü Yönetmeni : Bill Pope

Kurgu : Zach Staenberg

Müzik : Don Davis

Oyuncular : Keanu Reeves, Laurence Fishburne, Carrie-Anne Moss, Hugo Weaving, Gloria Foster, Joe Pantoliano, Marcus Chong, Julian Arahanga, Matt Doran, Belinda McClory, Anthony Ray Parker, Paul Goddard

ABD-Avustralya / Bilimkurgu-Aksiyon / 135 Dk.

Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here