Müslüm

NE YAZIK Kİ BABANI KENDİN SEÇEMİYORSUN…

Filmin yönetmen koltuğuna, ”Ayla (2017)” filminden tanıdığımız 1964 İstanbul doğumlu Can Ulkay ve ”Bu İşte Bir Yalnızlık Var (2013)” ile adını duyuran 1973 İstanbul doğumlu Ketche birlikte oturmuş.

İnsanlar, doğmadan önce ne annesini ne de babasını seçebiliyor bu dünyada. Bazıları şanslı oluyor bazıları da şanssız. Kader, öyle bir yaşam kurguluyor ki, ne yapacağını hangi yöne gideceğini kestiremiyorsun. Allah, her kuluna değerlendirebileceği bir yetenek bahşediyor. O içindeki yeteneği keşfetmek ise ya kendine ya da bir başkasına düşüyor. Çoğu zamanda içte ki yetenek keşfedilemeden sıradan biri olarak bu dünyadan göçüp gidiyorsun.

HİÇ ÇOCUĞU OLMADI AMA SEVEN SEVMEYEN HERKES ONA” BABA” DEDİ..

Bu yeteneği keşfedilen kişilerden birisi 1953 Yılında Şanlı Urfa’nın Halfeti kasabasının Fıstıközü köyünde dünyaya gözlerini açan Müslüm Akbaş. (Yıllar sonra adını müzik piyasasında duyurmaya başlayınca soyadını ”Gürses” olarak değiştiriyor.) Müslüm, duygusuz, acımasız, kötünün kötüsü, aşağılık bir babanın elinde annesi ve kardeşleri ile yokluk ve sefalet içinde bir yaşam sürüyor. 15 yaşında iken babası dövmesin diye kaçarken Halkevi’ne saklanıyor. Burada müzik öğretmeni  limoncu Ali ile tanışıyor.

Limoncu Ali, Müslüm’ün şans kapısı oluyor. O kapıyı açmak ise müziğe karşı yeteneği olan Müslüm için hiç de zor olmuyor. Müzik hocası Limoncu Ali’nin ”-Kaçtığın için mi buraya geldin yoksa kovaladığın için mi?” sözünü hiç unutmuyor. Yarışmalar, plaklar, pavyonlar derken tüm Türkiye’nin ”Müslüm Babası” oluyor. Zaten acılar içerisinde yoğrulan Müslüm’ün bu süreç içerisinde de acılar peşini bırakmıyor. Babası, gözünün önünde annesini öldürüyor. Kardeşini okusun diye Konya’da yatılı okula veriyor. Sonrasında bir programından dönerken kaza yapıyor ve öldü diye morga bırakılıyor. Morg’da görevli kişinin ölmediğini farketmesi sonucu ameliyat edilip hayata döndürülüyor. Bundan sonra ki yaşamı boyunca bir kulağı sağır ve kafasında ”plaka” ile yaşamak zorunda kalıyor.

DÜNYADA Kİ REHBERİ HEP ”YUNUS EMRE” OLDU..

Müziği bırakma noktasına gelen Müslüm, müzik hocasının ” –Kendini dinle! Senin sesin var ya senin sesin. Sen ne zaman susarsan o, o zaman kesilir” öğüdünü hatırlayıp sahnelere yeniden dönüyor. Dünyasında kimsesiz yaşayan Müslüm, sığınacak bir liman ararken bir turnede filmlerinden tanıdığı kendisinde 21 yaş büyük olan hayatının aşkı Muhterem Nur ile tanışıyor. Yugoslavya/Makedonya/Manastır doğumlu olan olan Muhterem Nur‘un ilk isminin Olga olduğunu öğrenen Müslüm, onunda kendisi gibi annesiz babasız acılar içinde yaşadığını öğrenince ona daha da çok yakınlık duyuyor ve evleniyor.

Yukarıda özetlediğim hikaye çoğumuzun bildiği hikaye ama öyle güzel senaryolaştırılıp, ustalıkla kurgulanmış ki.. Filmi izlerken başından sonuna kadar göz yaşlarıma hakim olamadım. Tüm Türkiye’nin sevdiği, ”Müslüm Baba” diye hitap ettiği bir sanatçı olmak öyle kolay değil ve herkese nasip olmaz. ”Canım Ağabeyime..” diye imza atarak kardeşinin hediye ettiği Yunus Emre‘nin deyişlerinin olduğu kitabı yanından hiç ayırmaz ve fırsat buldukça yeniden yeniden okurmuş. Yunus Emre’den ilham alan, hiç kimseye kötülük düşünmeyen ve kendisine yapılan kötülükleri hep hoş görüp affeden bir insandan bahsediyoruz. Aynı dönemin sevilen ses sanatçıları Orhan Gencebay, İbrahim Tatlıses, Ferdi Tayfur yardım severlik, alçak gönüllük, ahlak, dünya görüşü ve yaşam biçimi olarak Müslüm Babanın eline su dökemez. Bu benim görüşüm, başkasını da bağlamaz zaten.

Yukarıda saydığım sanatçıların kaç tanesi her türlü müziği ve özellikle batı müziğini korkusuzca ve aslından daha iyi söyledi? Hangisi ikbal ve çıkarları için bir siyasi partiye yaklaşmadı ve özel yaşamları gözler önüne serilmedi? Orhan Gencebay, ne zaman çıplak sesiyle solo halk konseri yaptı? Müslüm, çocukken fakir yaşamında ayağına giydiği kara lastiği ile çamurları çiğneyen, göz önünde olmayan yaşamı ve muhteşem sesi ile yürekleri ezen adamdı. Hiç değişmedi neyse o oldu.

Filmin senaryosu, kurgusu, kamerası, müzikleri ve oyunculuklarını çok beğendim. Timuçin Esen (Müslüm Gürses), Zerrin Tekindor (Muhterem Nur), Erkan Can (Limoncu Ali), Turgut Tunçalp (Mehmet Akbaş), Ayça Bingöl (Emine Akbaş) ve Taner Ölmez (Ahmet Akbaş) rolleri ile şahane bir iş çıkarmışlar. Timuçin Esen‘in Müslüm Gürses’e mal olmuş eserleri kendi sesi ile seslendirmesi de ayrı bir tat ve güzellik katmış filme.

Türkiye’nin Oscar adayı ”Ayla” filminin de yapımcısı olan Mustafa Uslu‘yu kutlamak gerekiyor. 5 Milyon kişinin izlediği ”Ayla” dan sonra ”Müslüm” ile 10 milyon seyirci hedefi koymak öyle kolay bir hedef değil. Hedefi tutturur mu bilemem ama taşın altına elini koyarak ‘‘gerçek yaşam hikayesini” anlattığı iki kaliteli işle Türk sinemasının daha ölmediğini kanıtlayan bir yapımcı Mustafa Uslu. Kendisini yürekten kutluyor ve başarılarının devamını diliyorum.

Film yorumunun kısa olması gerekiyor ama biraz uzattım kusura bakmayın. Aslında daha yazacak o kadar çok şey var ki.. Ancak, burada sonlandırmak zorundayım.

Sözün özü : Hiç çocuğu olmamasına rağmen sevenlerinin ”Baba” diye seslendiği Müslüm Gürses’in yüreklere dokunan hayat hikayesini anlatan her yönü ile kaliteli bu filmi kaçırmamanızı tavsiye ediyorum. İnanın pişman olmayacaksınız.

Film notum:

4 YORUMLAR

  1. Yetenek, kardelen çiçeği gibi, asfaltı delerek, betonu çatlatarak zorla çıkan çiçek gibidir.
    Baba’ nın hayatı meğer birçok kişisel gelişim kitaplarına konu olmuş; yetenek varsa, adanmışlık varsa, başarı ve istenen sonucu almak kaçınılmaz. Olumsuzluklarla dolu geçmişine rağmen müslüm efsanesi türkiye sınırlarını aşmış. Uzattığı perçemli kıvırcık saçları yıllarca erkek saç modasına yön verdi. Oysa perçemiyle gizlediği acı, belki de müslüm efsanesine giden yolun başarısıydı. Bu filmle yeni bir şey öğrendim. Timuçin Esen’ in sesi çok güzelmiş vesselam. Ancak filmin ilkyarısında faryalı’ dan bozma bir müslüm seyrettik. İkinci bölümde bence az daha iyiydi T. Esen. Şarkı söylerken müslümün taklidini yapan acemi oyuncu gibiydi. Gömlekli sahnelerde kaslı fit vücut komedisi ister istemez yabancılaştırdı filmden. Müslümün hiçbir zaman kaslı fit bir vücudu olmadı. Filmcilerin devamlılıkçı mesleğine daha özen göstermeleri şart. Bu filmde Timuçin Esen benim için hayal kırıklığı. Şahin Kendirci bu yaş için çok iyi yol katetmiş, umarım bozmaz kendini. Ses, bağlama, oyunculuk şahaneydi. Erkan Can dokunuşu, filmi taçlandırmış. Sonuç olarak piyasada müslüm filmi eksikliği vardı, bence tek film yetmemiş, ikincisi de çekilmeli.

  2. Ben filmi çok beğendim. Özellikle; Timuçin Esen müthiş bir oyunculuk sergilemiş,Erkan Can da çok iyiydi.Zerrin Tekindor buğulu gözleriyle rolün hakkını vermiş. İlk oyunculuk denemesi olmasına karşın Şahin Kendirci de başarılıydı.

  3. Evet o diğer sanatçılar, söylediğiniz söze sonuna kadar katılıyorum. Özellikle İbrahim Tatlıses ve Orhan Gencebay. Bunlar sözde Halk sanatçısı ama kendi menfaatleri için siyasetçilerin eteklerinde dolaşıyorlar.

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here