NEFES ALMAKTA ZORLANIYORUZ !

İlk bakışta mekan ve karakterler açısından (niceliksel olarak) kısıtlı filmlerin başarılı sonuç vermesi kolay değildir. Bu film, eğer bir tiyatro oyunundan uyarlanmışsa doğal olarak hikayenin ‘sınırları’ ve kapladığı alan keskin çizgilerle görünür ve başkarakterlerin eylemleri veya sözleri daha büyük bir önem kazanır. Bir sinema yapımının ‘tiyatro havası’ taşıması belki bir zayıflık gibi görünebilir ancak burada yönetmenin becerisi ve mekan kısırlığını kendi adına avantaja çeviren bir senaryo kıvraklığı durumu değiştirebilir.

Bazı durumlarda ise film bir tiyatro uyarlaması değildir ve yönetmen bu yolu, filmin atmosferindeki sıkışık, çaresiz hatta klostrofobik havayı güçlendirmek ve seyircileri de filmdeki başkarakterler kadar ‘çıkışsız’ bırakmak için kullanır. Bu yolun en belirgin izlerini birçok büyük yönetmenin değişik filmlerinde ve yakın bir örnek olarak ‘Buried’ filminde görmüştük. Bu örnek, sinematografik açıdan bizce başarısız olmasa da gişe açısından ismi gibi ‘gömülü’ kaldı!

Kuşkusuz tutkunu olduğu klasikleşmiş korku filmlerinin başarılı ‘remake’lerini yöneterek kendine dikkat çekici bir kariyer inşa etmiş, genç bir yönetmen jenerasyonundan olan Alexandra AjaOksijen’de yaşadığımız ‘pandemi’ döneminin koşullarını sonuna kadar kullanarak, bunları kariyerine belki önceki filmlerine göre daha iddiasız, ufak bütçeli ama belli ölçülerde daha kişisel bir film eklemek için kullanıyor!

Kendini, bir sabah, ‘suni’ bir uykudan uyanmış ve hafızası silinmiş bir şekilde, bir tür ‘elektronik’ tabutta kapatılmış olarak bulan Elizabeth (kısa adıyla Liz), önce nerede olduğunu ardından da neden burada olduğunu anlamaya çalışır. Bu süreçte yardım alacağı şeyler kendisine ‘teknik olarak’ destek veren bir ‘elektronik’ rehber ve anlık görüntüler sunan silinmiş hafızasıdır…

Covid’in getirdikleri ve götürdükleri…

Değindiğimiz gibi yönetmen Aja’nın önceki korku filmlerinde özellikle en ön plana çıkan filmlerinden biri olan ‘Piranha’da kullandığı şiddetli, kanlı, gerilimli ama bir o kadar da eğlenceli ve absürde varan anlatımını göz önüne aldığımızda bu son filmindeki içsel, melankolik ve bir anlamda ‘uslu’ yapı bizi biraz şaşırtıyor. Üstelik hikayenin bir ‘geleceğin’ dünyasında yaşanma ‘ihtimali’ (?) ve filmin son kertede bilimkurgu türüne kayması merakımızı daha da arttırıyor.

Ancak Netflix kanalında bize sunulan ‘Oksijen’de asıl hissettiğimiz bir ‘korona’ damgası oluyor. Her ne kadar filmde, hikaye bizi içine çekse de veya Liz’in yaşadığı çaresizlik bize de zaman zaman sirayet edip etkilese de senaryonun gidişatını, ‘duraklarını’, çıkış noktasını oluşturan ve kendini içten içe sürekli hissettiren ama finalden sonra tamamen belirginleşen bir ‘covid’ damgası görülüyor.

Oksijen‘, aslında 2016 yılında ilk uzun metrajlı sinema filmi senaryosunu yazmış Christie Le Blanc imzasını taşıyor. Sonrasında filmin senaryosu, ‘çok vaatkar ama henüz uyarlanmamış’ projeleri taşıyan ‘kara listeye’ ekleniyor. Senaryonun temalarıyla ilgilenen yönetmen Alexandra Aja başta sadece yapımcılığını üstlenip filmin yönetmenliğini arkadaşı Franck Knalfoun’a emanet etmek istemiş ancak ‘covid’ krizi ve filmin prodüksiyon sürecinin hızlıca Paris’e taşınmış olması sonuç olarak Aja’nın yönetmen olarak da ‘koltuğa’ geçmesine yol açmış…

Aja’nın dokunuşları…

Belki tür olarak yakın ama gösteriş açısından yabancı olduğu bu filmin dümenine geçen Aja, kanlı ve büyük ölçekli sekanslarının yarattığı eğlenceyi ve heyecanı bir kenara koyarak çok daha ‘içsel’ ve varoluşsal bir atmosfere eğiliyor. Ancak kendisine has mizahından da vazgeçmiyor. Kuşkusuz film, nerdeyse her açıdan karanlık ve hiçbir zaman gülümsemiyoruz ama özellikle Liz’in elektronik rehberi (Mahieu Amalric tarafından seslendirilmiş) MİLO ile konuşmaları zaman zaman bir ‘hınzırlık’ barındırıyor.

Liz’in asla dost mu yoksa düşman mı olduğundan emin olamadığı bu ‘sanal akıl’, senaryo içindeki ‘ters köşeye’ yatırmalara, virajlara, sürprizlere bir dinamizm, bir enerji katıyor. Sıkıştığı yerde sık sık panik krizleri geçiren, korku, umutsuzluk ve kızgınlık gibi birçok ruh halinden geçen Liz, tek doğrudan iletişimde olduğu bu ‘akılla’ zaman zaman organik bile sayılabilecek bir etkileşime geçiyor. Örneğin aklımıza gelen bir sekansta Liz’in MİLO’ya ‘sana vurduğum için özür dilerim!’ demesi (gülümsetmesinin yanında) bu bağın en açık kanıtı…

Filmin nerdeyse tamamının tek mekanda ve bir ana karakter üzerinden ilerlediğini düşünürsek, hikaye boyunca (1 saat 41 dakikalık süre!) hiç tekrara düşüldüğü duygusuna kapılmamamız, belki son 15 dakika dışında sarkma hissetmememiz ve Aja’nın filmde hissedilen ‘hastalıklı’, ‘sıkışmış’ ve nefes alınamaz atmosferin altını çizmek yerine senaryosunu ufak buluşlarla ‘alevlendirmesi’ bizce yönetmenlik açısından ciddi bir hakimiyeti ve dengeyi gerektiriyor.

Ancak bu ‘sağlıksız’ atmosferin altının çizilmemesi, filmde anlatılan sorunların geçirdiğimiz süreçle ne kadar yakın bağlantılar, paralellikler barındırdığını unutturmuyor, aksine hikayenin bütününe nüfuz eden bir ‘güncellik’ ve önem katıyor. Yaşadığımız bu ‘acılı’ süreçte olduğu gibi filmde de bir ‘nefes alamama’, dışarı çıkamama ve ağır kayıplar verme gibi dramatik sekanslar sık sık kendini gösteriyor. Bu sekanslar duygularımızı sömürmek için değil düşünmeye itmek için kullanılıyor.

Filme, yoğun ve temiz kurgunun, yaratıcı senaryonun yanı sıra en büyük katkı, bu yalnız kadın karaktere ruhu ve bedeniyle ‘kendini bırakan’ Melanie Laurent’dan geliyor. Şüphenin, paniğin ve mücadele gücünün zirve yaptığı anları büyük bir başarıyla taşıyan Laurent, filmi sırtlayan muazzam bir oyunculuk sergiliyor.

Alexandar Aja’nın ‘Oksijen’ filmi etkileyici yanına rağmen biraz ‘tek atımlık’ tüfek izlenimi de veriyor çünkü filmi tekrar izlediğimizde veya senaryodaki sürprizleri önceden tahmin ettiğimizde (bazıları öyle) ilginçliğini büyük ölçüde kaybedebilir. Ancak filmin arka planı ve parmak bastığı sorunsallar hiç de ‘geçici’ gibi durmuyor.

Yönetmen : Alexandre Aja

Senaryo : Christie LeBlanc

Görüntü Yönetmeni : Maxime Alexandre

Kurgu : Stéphane Roche

Müzik : Robin Coudert

Oyuncular : Mélanie Laurent, Mathieu Amalric, Malik Zidi, Marc Saez, Laura Boujenah, Cathy Cerda, Eric Herson-Macarel, Lyah Valade, Marie Lemiale, Pascal Germain

Fransa / Bilimkurgu-Fantezi-Dram / 100 Dk.

Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here