Ölümcül Makineler

(spoiler içerir!)

ÖLÜMCÜL MAKİNELER VE AFYON SAVAŞLARI..

Tarihin ilk demirden yapılma ama yandan çarklı savaş gemisi ile Çin’i döven İngilizler’den, beyaz perdede de olsa Çin’liler intikam alıyor!

Bilmeyenler için “Afyon Savaşları”, İngiltere’nin Çin’e zorla uyuşturucu satmasıdır. Çin bu duruma direnince İngilizler daha önce tarihte görülmemiş dev savaş makineleri ile Çin’e saldırdı. Sonuç malum. Ölümcül Makineler‘de ise yine “London” şehri saldırıyor. Tek tek ufak şehirleri yutuyor… Kafanız karıştıysa, şimdi baştan alayım.

Peter Jackson‘ın hem yapımcısı olduğu hem de senarist ekibinde yer aldığı bir film, Ölümcül Makineler! Başrollerinde ki Hera Hilmar‘a ”Osmanlı Subay”ı filmindeki hemşire rolünden aşinayız. Bir de Matrix filmindeki kötü ajanımız Hugo Weaving, bu filmde de hırslarına kurban olmuş birini oynuyor. Konusu ise aslında çok bilindik. Barbar güçlüler, güçsüzlerin neyi var neyi yoksa el koyuyor. Sonunda ise güçsüzler kazanıyor. Ama esas önemli olan ne anlattığın değil nasıl anlattığın…

Barbar Güçlüler; son derece kültürlü, iyi eğitimli İngilizler. Güçsüzler ise Çinliler, Hintliler ve dünyanın geri kalan mazlumları. Dünya büyük bir felaket ile yıkılmış. Geriye kalanlar ise felaketten kurtulmak için çareyi şehirleri yürütmede bulmuş. Güçlü ve büyük şehirler, güçsüz ve küçük şehirleri kaynakları için yağmalarıyor! Bir de anti-yürürler var… Yerleşik şehir kurmuş insanlar. Yerleşikleri, ‘modern dünya’ terörist olarak tanımlıyor. Yerleşiklere barbar diyor ve yerleşiklerin dünyasını yıkmaya çalışıyorlar. Daha neler neler var… Aslında yaz yaz bitmez. O nedenle burada filmin konusundan bahsetmeyi bırakıp asıl ilgi çekici konuya dönelim. Nasıl anlattığına…

Ölümcül Makineler, Philip Reeve‘nin romanından uyarlama. Philip Reeve her ayrıntıyı en ince noktasına kadar düşünmüş. Filmde bunu net bir şekilde görüyoruz. Sorun şu ki iki saatlik bir film bu kadar ayrıntıyı ve böylesine dolu bir hikayeyi anlatmak için yetmemiş. Her şey hızla olup bitiyor. Aslında Peter Jackson bu filmi de üçleme yapsa çok iyi olurmuş diye aklımdan geçirmeden duramıyorum. Çünkü üç filme de yetecek kadar çok olaylar var. Bütün olaylar da filmin ana hikayesine çok iyi bağlanıyor. Neden sonuç ilişkisinde, aklınızda soru işareti bırakmıyor.

Ama; işte bu filmin iyi bir film olmasını engellemiş olan ‘ama’, olayların derinliğine inmiyor… Hikaye, ‘kalıp’ büyük cümleler ile anlatılıyor. Bu durum izleyicinin kulağını tırmalıyor. Bilmem kaçıncı kez duyduğumuz o afili bilindik laflar… Elbette bu oyunculuğu da kötü etkiliyor. Osmanlı Subay‘ı filmindeki hemşire rolünden aşina olduğumuz, Hera Hilmar, büyük lafların etkisi ile sanki sürekli ‘rol kesme’ hissi uyandırıyor.

Ama; işte bu filmin ‘kötü’ bir film olmasını engellemiş olan ‘ama’, toplumsal ilişkileri, günümüz dünyasındaki gerçek kötüleri, filme; başarılı bir neden-sonuç ilişkisi ile yedirebilmiş olması. Elbette bu oyunculuğa da yansıyor. Olayların derinliğine inilmese de oyuncular karakterlerini iyi yansıtabiliyor. Özellikle, Matrix filmindeki kötü ajanımız Hugo Weaving‘in karakterindeki incelik, görülmeye değer.

Güzel bir filmi iki saatte sınırlamaya kalkmanın bedeli bu, ağzınızda güzel bir tad bırakıyor ama çiğ mi kalmış acaba dedirtiyor.

Afyon Savaşlarında İngiltere tarihte görülmemiş bir silahla Çin’e saldırıyor. Ölümcül Makineler‘de de London şehri bilinen tarihte görülmemiş bir silahla Çin’lilerin yönettiği yerleşik şehre saldırıyor. Afyon savaşı yıllarında İngiliz halkı savaşa alkış tutuyor. Ölümcül Makineler‘de ise London şehrinin halkı savaşa alkış tutuyor. Afyon Savaşlarında Çin yerle bir oluyor ve İngiltere’ye varlığını ve dahi yoksulluğunu teslim ediyor. Ölümcül Makineler‘de ise London…

Film notum:

4 YORUMLAR

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here