Organize İşler Sazan Sarmalı

Sorular

Filmimiz iki ayrı suç şebekesinin, iki ayrı karakteri dolandırması ile başlıyor. Ardından dolandırılan karakterlerden biri, başka bir suç örgütüne gidip yardım istiyor. Dolandırılan bir diğer karakter ise -fragmanlardan anladığımız üzere Asım Noyan’ın Kızı- babasından yani filmimizin başında dolandırıcılık yapan suç örgütü liderinden yardım istiyor. Ve orada anlıyoruz ki kızı ve babasının arası çok kötü… Yani üç ayrı suç örgütü birbirini kovalıyor ve dolandırılan sıradan vatandaşlar, o suç dünyasında oradan oraya savruluyor. Malzeme çok iyi ve aslında bu bir baba-kız filmi… 25 dakikanın sonunda diyorum ki; güzel bir film izleyeceğiz. Ama olmuyor…

Oyunculuk; fragmanlardan bile ben çok iyiyim diye bağırıyor.

Hikaye; komedinin en sevdiği yerde, dolantının tam üstünde duruyor.

Yönetmenlik; özel bir ustalık beklemiyoruz ki, iyi vakit geçirelim yeter.

Bütçe; BKM!

Zaman; paran varsa, filmi aceleyle çekmemişsindir diye düşünüyorum. Kaldı ki ilk filmden 14 yıl sonra gelmesi de cabası…

Yukarıda bir filmin kötü olmasına neden olabilecek birkaç maddeyi sıraladım. Filmimiz bu maddelerin hepsinde de aşağı yukarı seyirciyi tatmin ediyor. “Neyi kötü ? çatlatma da söyle o zaman..” diyorsanız, biraz daha sabır.

Fazıl Say piyanonun başına geçtiği zaman, şekilden şekle giriyor. Hatta kendini müziğe kaptırdığında Fazıl Say’ı tutabilene aşk olsun! Şov mu yapıyor? Hayır! Hissetmeden olmaz. Sanat hissetmeden olmaz. Dostoyevski’nin kumar tutkusu olmasa “Suç ve Ceza” olabilir miydi? Vincent van Gogh, o karamsar ruh haline sahip olduğu halde halkın kurtarılmaya ihtiyacı var diye düşünmese, o ışığı kovalayan, “Yıldızlı Gece” ve birçok tablosunu yapabilir miydi? Filmin yaratıcısı Yılmaz Erdoğan hissetmiyor değil, filmimizin sorunu bu değil.

Hala sabırla okumaya devam ediyorsanız, iki dedikodu yapacağım sizle. Sazan Sarmalı filminin çekim günlerinden birinde set işçilerine kötü bir sabah kahvaltısı ikramında bulunuluyor. Yılmaz Erdoğan bu durumun farkına varınca  sinirden deliye dönüp, ikramı yapan firmayı bir güzel azarlayıp, set işçilerine serpme kahvaltıyı aratmayacak şekilde mükellef bir kahvaltı hazırlattırıyor. Emeğe saygı gösteren bir Yılmaz Erdoğan… Yine filmimizin çekim günlerinden birinde Yılmaz Erdoğan, filmin başrol oyuncularından birine -rolünü yanlış yaptığı için- “Ulan denyo doğru düzgün yap şunu” diye herkesin içinde rencide edecek şekilde bağırıyor. Emeğe saygı göstermeyen bir Yılmaz Erdoğan. Son olarak, Yılmaz Erdoğan’ın son derece haklı olduğu bir konu hakkında TRT’de katıldığı programda iki büklüm konuşması. Yılmaz Erdoğan’a, nokta kadar menfaat için virgül olmak hiç yakışmıyor doğrusu.

Filmin duygusunu Yılmaz Erdoğan izleyicisine geçirmeyi başarabiliyor. Belli ki hissederek yapmış filmi ama kafası karışıkmış aynı sazan sarmalı gibi… Yoksa neden, Ezgi Mola’nın oynadığı karakterin -filme hiçbir katkısı olmadığı halde- sarhoş oluşunu izleriz. Yoksa neden, “Sarı Saruhan” küfürbaz biriyken durduk yere küfür etmeyeceğim artık desin. Yoksa neden, babasının yüzünü bile görmek istemeyen bir kız, bir anda babasını sevmeye başlasın. Yoksa neden sorusu ne yazık ki çok ama şahsım adına esas neden sorusu şu; seyircinin özdeşlik kurduğu “o büyütülen” karakter Asım Noyan, neden Sarı Saruhan karşısında çaresizliği basit bir sahne ile geçiştiriliyor ve anlatılmıyor?

Cevaplar

Türk sinemasında millete gına getiren, “laf sokma” ve “abartılı tip” komedisini BKM doruğa çıkardı desek yalan olmaz. Filmimizden de anlaşılacağı üzere Yılmaz Erdoğan yaradılışına katkıda bulunduğu ve canavara dönüşen bu komedi biçimlerine kendi cephesinden dur demiş. Filmimiz, hikaye üzerinden durum komedileri yaratarak güldürmeye çalışmış. Ama komedi, doğası gereği muhalefettir. İktidarın karşısına, başka bir fikir ile çıkar. Gücün ve güçlünün karşısında muhalefetin mücadelesi bizi güldürür. Bu nedenle başarılı komik karakterlerimiz hep mazlum olmuştur. Filmimize dönersek, muhalefet olan karakterimiz suç örgütü lideri olursa ve halkın sevemeyeceği suçları yapıyorsa… Baba-kız hikayesinde babasına karşı güç sahibi olan kızımız, bir diğer hikayede babası ile muhalefetin tarafına geçerse… Filmin baş muhalefeti Asım Noyan filmin sonunda güç karşısında (Hem kızına hem Sarı Saruhan’a) kaybedermiş gibi yaparsa… Sadece sizin kafanız değil bence filmin yaratıcısının da kafası karışmış. Ve çaresizce seyircisinden yardım istiyor. Karşınızda nerede durduğunu bilmek isteyen bir sanatçı var. Duygusal biri, filmden size aşağıdaki sahneyle bağırıyor, neredeyim ben…

Yılmaz Erdoğan, niye hiç konuşmuyorsun, der gibi bakıyor…

* Bir ara çok konuştum, hiç faydasını görmedim bıraktım…

Eleştirisi

Filmimizin eleştirisini pek bulamazsınız. Vizyona girmeden önce ise hiçbir platformda eleştirisi yoktu. Çünkü basın gösterimi yapılmadı. Ne saklanmak istendi? Filme gitmeden önce seyircinin film hakkında eleştirileri okuma hakkı yok mu? Herkesin bildiği gibi post-modern zamanlarda filme vizyona girdiği ilk üç gün gidiliyor. Yani artık bu filmimize eleştiri yazıldığında filme esas çoğunluk gitmiş oluyor. Diyeceksiniz ki, kim okuyor artık film eleştirilerini… Doğru pek okuyan kalmadı ama “Youtube’de” hala çılgınlar gibi ilgi görüyor, film eleştirileri….

Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here