New York in New York

New York in New York Eksiler Artılar..

Berlin in Berlin eksiler ve artılar mı deseydim, bilemedim. New York in New York, Türk sinemasının önemli filmlerinden Berlin in Berlin filminin NewYork’ta geçen yeniden çekimi diyebiliriz. Birebir aynı konuyu anlatmışlar. Tek bir farkla…

Eksiler..

Başrollerini Mine Kılıç ve Rafael Cemo Çetin’in paylaştığı filmimiz, Albert Camus’un “İnsan ne ise, o olmayı reddeden tek yaratıktır.” sözü ile başlıyor. Ne yazık ki filmimiz de olduğu şeyi reddediyor. Aslında gözüme çarpan tek önemli bir eksiği var! Olduğundan daha büyük bir yapım gibi görünmeye çalışması… Afili sahneler, özenle hazırlanılmış kadrajların yanında, baştan savma duran sahnelerin de olması, aklıma, kısıtlı bütçeyi bu sahnelere mi kullandılar acaba sorusunu getirdi.

Filmin ses sorunu! Filmin müzikleri ve atmosfer sesi oldukça yüksekti. Yer yer filmi takip etmekte zorlayacak kadar. Sinemamızın üzerinde durulmayan konularından biri de atmosfer sesleri diye de tanımlanan ortam sesleri, burada da kendini gösteriyor. Sinema endüstrisinin tepesinde bulunan Hollywood boşuna mı ses kurgusu alanında ödül veriyor! Filmimiz boşuna veriyor der gibi… Ortam seslerinden gelen “takır, tukur, cazır, cuzur” gibi sesler -ne yazık ki- filmin seslerinin oldukça yüksek olması ile iyice meydana çıkmış. Salonun teknik aksaklığı nedeniyle filmin sesleri yüksekse eğer, talihsizlik. Yok eğer yönetmenin veya yapımın kendi arzusu ile sesler ve müzikler yükseltildiyse eğer; tek bir evde geçen filmin sesleri sanki evreni kurtaran bir filmin müzikleri gibi yüksekten verilmesi neden? Gerçi o filmlerde aksiyon sahneleri geçince ses kısılıyor ve ortam seslerinden “takır-tukur, cazır-cuzur” sesler gelmiyor…

Oyunculuklarda ise bir dengesizlik söz konusu. İyi oynaması veya kötü oynaması değil sorun. Sanki bazı oyuncular yan salondaki filmde oynuyor gibiydi. Rafael Cemo Çetin dışındaki bütün oyuncular rollerini fazlası ile yerine getirmiş ama sanki farklı hikayelerde oynuyor gibiydiler. Hikaye tek bir olaya odaklandığı için, diğer oyuncuların rollerinin alt metnini göremiyoruz. Sonuç olarak özellikle anne ve baba rollerini oynayan oyuncular perdeye düştüğünde hikayenin devamlılığı gerektiğinden orada izlenimini yaratıyor. Velhasıl küçük bütçeli bir filmi büyük bütçeli bir film gibi göstermeye çalışmak neden?

Artılar

Onlarca belki de binlerce insan, bir kağıtta yazılanı, bir insanın aklındaki görüntüleri hayata geçirmek için çalışıyor. Yüz binlerce, milyonlarca insanın duygularına hitap ediyor ya da her bir kişiye özel bir lisana çeviriyor demek daha doğru. Bu açıdan bakınca sinema icra etmek dünyanın en zor mesleklerden biri diye düşünüyorum. Yazı, hareketli görüntü ve müzik… Kabaca, sinema sanatına bu üçünün birleşimi diyebiliriz! Yazı, edebiyat ile hayat buluyor. Müzik zaten adı üstünde… Geriye bir tek hareketli görüntü kalıyor. Yani sinemanın özü hareketli görüntüdür.

Alfred Hitchcock’un dediği gibi filmin sesini kapatın, hala anlıyorsanız filmi; bu sinemadır. Mümkün olduğunda filminizi sesini kapatarak izleyin, baştan sona her bir olanı yine anlayacaksınız. İşte bu -şahsım adına- filmin bütün sorunlarını unutturdu. Filmin sonunda evin kapısının kapandığı sahnede eğer film bitseydi ayağa kalkıp alkışlayabilirdim. Ama film “Berlin in Berlin” filminin konusuna sadık kalarak devam etti ve bir kaç sahne sonra bitti. Bu filme eli ayağı düzgün, güzel bir film diyemiyorum ama salondan beni büyük bir mutlulukla çıkardı diyebiliyorum. Öncelikle genç yönetmenlerini ve emek veren herkesi tebrik ediyorum. Sinemamızda hayat bulabilen sinemayı bilen insanların gün geçtikçe artması, büyük bir mutluluk.

Filmimizin sesini kapatarak izleme fırsatı bulduğunuzda, yanılmıyorsam gözünüze bir tek dolapta çalan cep telefonu sahnesi takılacaktır. O cep telefonunu göstermek çok mu önemliydi yani… Demeden geçemiyorum. Berlin in Berlin Şüphesiz, New York in New York filmine göre eli ayağı düzgün, güzel bir film. Ama ikisinin de benzer bir sorunu var. Neden Berlin? Neden New York? Çünkü her iki filmde de o şehirlerde olmakla ilgili herhangi bir tema işlenmiyor. Ve her iki filmi de izlerken rastlantılara, şansızlıklara ve adamın evden kaçamayışına kafayı takmazsanız daha kolay bir seyir olur.

Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here