Pencere, sanatta en çok kullanılan simgelerden biri; bazısı hayata açılır, bazısı kapanır, bazısında beklenir, bazısından seyredilir…

Şair Arkadaş Z. Özgerherkese bir pencere lazım oturup her şeyi unutabileceği” der. Oysa kadın şairimiz Didem Madak “inanma pencerelere bayım. Gece hepsi ayna oluyor” dizelerini kurar…

“Penceredeki Kadın” (The Woman The Window) ın kahramanı Anna, herşeyi unutmak için penceresinden karşı komşularını izlerken, seyrettiklerinin inandırıcı olup olmadığının seyirci dahil hikayedeki- başta polis olmak üzere- diğer kahramanlar da ayrımına varamamaktadırlar…

Pandemi nedeniyle bir yıldan fazla zaman diliminde  evlerimizde yarı mahkum olmaktan boğulmuşken ve kendimizi sokakların özgürlüğüne delice bırakmak isterken tam tersi bir durum olduğunu düşünün bir de. Evden hiç çıkmak istemeyenler! Kırmızı Oda dizisinde böyle bir kadın  karakter vardı. Neredeyse yarım asırdır kapınının önüne bile çıkamamıştı  Selvi; önceleri kocasının baskı ve dayağı ile dışarıya adım atamazken sonradan hiç bir güç  artık onu kapının önüne bile   götürememişti. Oğlu vasıtasıyla psikiyatrist ile uzaktan terapiler sonucu ancak yavaş yavaş adımları özgürlüğe doğru yol almaya başlamıştı. Yarım asır kendine eve hapsetmek, dile kolay! 

Selvi agorafobi hastasıydı…

Penceredeki Kadın filminin karakteri Anna Fox (Amy Adams) da agorafobi hastasıdır. Üstelik çocuk psikoloğudur. Yani hastalık kimseyi ayırt etmiyor, konu uzmanlarını bile esaretinin altına alabiliyor. 

Geçirdiği travmatik bir olaydan sonra eve kapanan Anna’nın dünyası artık pencerelerdir, daha doğrusu dışarı ile arasındaki köprüdür “pencere, bir tavanı olan her yer için dışarı demek” sözünü doğrulayan konumdadır. Her hafta eve gelen terapisti dışında alt katında kiracısı olan David (Wyatt Russell), karşı apartmana taşınan   Russell ailesi, beyaz kedisi ve sanrılarıyla birlikte yaşamaya çalışmaktadır. Tabii bir de ailesi; seyirciye hastalığından dolayı ayrı yaşadığı eşi ve kızının var olduğunu düşündüren ailesi. Onlarla nerdeyse hergün telefon görüşmesi yapar, kocasına olup biteni, pencereden gördüklerini anlatır. Camdan komşularını (özellikle Russell ailesini)  dikizlemenin faturası kabarmaya ve dehşetli olmaya başlamıştır… 

Penceredeki Kadın aynı adlı bir kitabın sinemaya uyarlanmasıdır. 1979 doğumlu Amerikalı yazar  Daniel  Mallory tarafından A. J. Finn takma adı altında  2018 yılında yazıldı. Hayatı boyunca editör olarak çalışan Mallory’nin ilk ve tek romanıdır. Kitap New York Times gazetesinin en çok satanlar listesinde 1 numaradan giriş yaptı,  sadece ABD’de bir milyondan fazla kopyası satıldı ve şu anda 38 dile çevrilmiş durumda. Burada yaptığım araştırmalara göre yazarın durumuna dikkat çekmekte yarar var. Bipolar bozukluk tanısı olan yazarın çok defa yalan söylediğine tanık olunmuş; annesinin kanser hastası olduğunu, kardeşinin intihar ederek öldüğünü söylemesine rağmen sonraları her ikisinin de hayatta olduğunu belirtmiş. 

Ayrıca kitabının  1995’de gösterime giren gerilim filmi “Taklitçi” den çalıntı olduğu iddialar arasında. Diğer taraftan Alfred Hitchcock’un imzasını taşıyan meşhur “Arka Pencere” ile de çok büyük benzerlikler taşımaktadır. Bir başka benzerlik de  Paula Hawkins’in “Trendeki Kız” romanıdır. Bunu da bizzat kendisi itiraf etmiş: “Trendeki Kız romanı olmasaydı hiçbir şey yazamazdım” demiş. Anlaşılacağı üzere bütün bu eserlerin karışımından, mani döneminde o ateşle oturmuş güzel bir derleme yapmış, dünyanın parasını kazanmış, zenginliğine zenginlik katmıştır. 

Konuyla ilgil yapılan röportajda bir Psikiyatrist ise bu aldatıcı davranışlarların pipolar bozukluğu bağlanmasına karşı çıkarak “bu şekilde kazanç yolu elde etmek  affedilemez” demiş.

Filmin yönetmeni Joe Wright, kitap uyarlamalarında oldukça usta. Başta “Aşk ve Gurur”, “Anna Karenina” benim seyrettiklerim arasında, ayrıca Cyrano de Bergerac’ı anlatan Cyrano filmi de beklenen filmleri arasına girdi. Aralık 2021’de yayınlanacakmış. Bilindiği üzere  bu film de daha önce (Anna Karenina gibi) çekilmişti.  Gözlemlediğim kadarıyla yönetmen ikinciyi denemekten hiç çekinmiyor, riske girdiğini düşünmüyor; çünkü farklı versiyonlarını deniyor, Anna Karenina gibi trajik bir eseri müzikal tiyatral komediyle canlandırmıştı hatırladığım kadarıyla güzel de olmuştu. 

Psikoz hastalarının gerek edebiyatta gerek sinemada ederi fazladır; çünkü insan derinliklerini en çok bu karakterler üzerinde, bu  mecrada deşebilirsiniz. Filmimize döndüğümüz zaman; bizzat kitap yazarının da psikozdan muzdarip olduğunu düşünecek olursak penceredeki kadını aynasından iyi yansıttığını söylemek mümkün. Yönetmen ise şaşırtıcı bir yol izlemiş. Hangisi gerçek hangisi  sanrı ne kadar bilinçli olursanız olun başta anlayamıyorsunuz. Tabii ki bunu ben de söylemeyeceğim, seyircinin kafa yorması  daha iyi olacaktır.

Yönetmen : Joe Wright

Senaryo : Tracy Letts

Görüntü Yönetmeni : Bruno Delbonnel

Kurgu : Valerio Bonelli

Müzik : Danny Elfman

Oyuncular : Amy Adams, Gary Oldman, Anthony Mackie, Fred Hechinger, Wyatt Russell, Brian Tyree Henry, Jennifer Jason Leigh, Jeanine Serralles, Mariah Bozeman, Julianne Moore

ABD / Gerilim-Suç-Dram / 101 Dk.

Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here