Robin Hood

Robin Hood’a yeni bakış yaramamış…

Özellikle ‘Black Mirror’ dizisindeki yönetmenliğiyle aklımızda kalan Otto Bathurst’un bu son Robin Hood versiyonu, kağıt üstünde belli ölçülerde merak uyandırıcı ve çok bilindik bir hikayeye yeni bir bakış vaat eden bir proje gibi durmasına rağmen sonuç ne yazık ki bizce tam anlamıyla bir hayal kırıklığı….

Yönetmen, 1950’li yıllardan beri birçok defa beyazperdeye uyarlanan klasik bir hikayeyi modernize etmeye çalışırken, bir yandan da senaryoya bir tazelik katabilecek, ufak bir sosyal ve politik zemin hazırlamaya çalışıyor ancak bu çaba hem hikayenin hoş masalsı havasına hem de karakterlerinin derinliğine ciddi ölçüde hasar veriyor….

Filmle ilgili düşüncelerimize geçmeden önce, gösterimi sırasında, seyirci olarak canımızı sıkan bir noktayı belirtmemizde yarar var: Film boyunca altyazılar, en hafif tabiriyle son derece özensiz bir şekilde beyaz perdeye yansıyor… Altyazılardaki birçok harfin yerine anlamsız simgeler gelmesi, sırtını sadece diyaloglara dayamayan bir filmde bile oldukça rahatsız edici… Seyirci olarak kendimizi hikayeye kaptırmamızı engelleyen bu aksaklık, filmin sonuna kadar devam ediyor ve bizce zaten başarısız olan bir filmde, ekstra bir ekşi tat bırakıyor… Naçizane tavsiyemiz, bu kadar büyük bir bütçe ve dağıtıma sahip bu filmin altyazı sorumlularının biraz dikkatli olması gerektiği yönündedir…

İngiltere’de yaşayan genç bir Lord olan Robin Loxley, (Taron Egerton) kazara hayatının aşkı Marian (Eve Hewson) ile karşılaşır ve çift tam da mutlu bir hayata başlamışken, Robin haçlı seferlerine katılmak için orduya çağrılır. Savaşta geçen zorlu yıllar sonrasında, Arabistan’daki bir çarpışmada Robin üstlerinin emrine karşı çıkarak, haksız bir infazı engellemeye çalışır ve apar topar İngiltere’ye geri gönderilir. Ne var ki eve döndüğünde şatosunun talan edildiğini, sevgilisinin, kendisinin öldüğünü sanıp başka bir erkekle beraber olduğunu ve ülkede sözü geçen tek kimsenin, Kilisenin desteğini arkasına almış Nottingham Şerifi olduğunu öğrenir. Robin, bir yandan savaşta karşılaştığı Küçük John’nun (gerçek ismi Ben Yahya olan bir Arap!) yardımıyla hem ülkesinde süregelen despotik yönetime karşı savaş açar, hem de eski aşkı Marian’ı tekrar kazanmaya çalışır..

Güncel bir çerçevede başlayan hikaye…

Kısa bir girişten sonra, başkarakter Robin’i Arabistan’daki savaşta görüyoruz ve daha ilk dakikalardan itibaren, yönetmenin bu hikayeyi ele alış biçimini anlıyoruz: Arabistan’da geçen bu savaş sahneleri ciddi anlamda Amerika ordusunun Ortadoğu ülkelerindeki askeri operasyon sahnelerinden çıkmış gibi duruyor ve aralarındaki tek fark, dönem itibarıyla tüfek veya bomba değil de yerine ok ve kılıç kullanılması…

Bütün Arabistanlı düşmanları kötü, özellikle de pusuya yatmış Arap okçularını acımasız ‘sniper’lar gibi gösteren bu sekanslar, sonrasında biraz durumu dengelemek amacıyla İngiliz askerlerinin yakaladıkları Araplara yaptığı acımasız infazları resmediyor….

Yönetmenin böyle güncel selamlar çaktığı tablo, belki hikayeye yeni bir bakış getirme gayreti gibi görünebilir ancak daha en baştan seyirci olarak ‘hangi hikayeyi izliyoruz?’ veya ‘bu film Robin Hood’u anlatan bir film değil miydi?’ gibi soruları içimizden geçirdiğimiz de bir gerçek… Zaten bu başlangıçla bildiğimiz hikayeden uzaklaşıyoruz ve eski çağda bir kahramanın doğuşundan ziyade, vatansever ama merhamet duygusuna sahip genç bir askerin hikayesine tanık olduğumuz hissiyatına kapılıyoruz…

İngiltere’ye dönüş…

Robin Hood apar topar İngiltere’ye gönderilince hikaye biraz toparlanıyor ve film biraz beklediğimiz ortama dönüyor ancak burada da hikayenin gidişatının zayıflığı ve her aksiyonun yapay ve kurulmuş gibi durması rahatsız ediyor. Sanki her yan karakter sırasını bekleyip sonra şöyle bir görünüyor hatta çoğu oyuncunun kostümlerini yeni giyip filmdeki sahnelerini almış gibi bir halleri var. Bizce, bunda hem oyuncuların filmdeki rolleri gereği uğraştıkları işlerin noksanlığının hem de aralarında geçen konuşmaların çok basmakalıp ve basit olmasının payı var… Üstelik bu eksiklikler ve zayıflıklar bazen öyle noktalara geliyor ki, hikaye kadar başkarakterlerine de aşina olduğumuz bu öykü hiçbir şekilde ayağa kalkamıyor ve biz, çaresiz bir şekilde, gösterişli olarak çekilmiş aksiyon sahnelerini bekliyoruz.

Hikayede önemli bir rolü olan ve mizahi yönünü oluşturan Keşiş Tuck, amaçsız bir soytarı gibi ortalıkta dolaşıyor, baş kahramanımızın büyük aşkı Marian aksesuar bir kız gibi Robin’nin yanında takılıyor ve filmin kötüsü Notthingham Şerifi sanki sert geçen bir çocukluğun travmalarıyla uğraşıyor gibi duruyor…

Aksiyon sahneleri…

Bütün bu karışıklık içinde filmin en azından aksiyon açısından doyurucu olmasını bekliyoruz ve bu beklentiler kısmen karşılık buluyor. Her ne kadar eski Robin’lerin mücadelelerini tercih etsek de filmin aksiyon sekansları genelde başarılı gibi duruyor. Özellikle ateş almış bir at arabasında ve etrafında dörtnala koşan atlarla geçen bir sekans var ki oldukça göz doldurucu bir şekilde beyaz perdeye yansıtılmış…

Bu kadar büyük ölçekte ve bütçede bir filmde, bu sekanslar da zayıf olsa, sonuç tam bir fiyasko olurdu herhalde! Filmdeki önemli bir eksiklik de oyuncuların seçiminde ve performanslarda göze çarpıyor. Başrolde oynayan Taron Egerton, ‘Kingman’ gibi bazı filmlerin atmosferine uysa da burada Robin Hood’u canlandırmak için fazla toy, fazla saf ve yeterince özgüveni yokmuş gibi duruyor. ( Kevin Costner’in performansını mumla arıyoruz!).

Keşiş Tuck ve Marian’nın daha çok konuk sanatçı gibi göründüğünü ve Küçük John rolünde Jamie Foxx’un pek kıyafetlerine alışamamış gibi durduğunu göz önüne alırsak, en azından filmin asıl kötüsünün yani başkahramanla bir denge oluşturacak Notthingham Şerifinin performansını merak ediyoruz. Bu karakterde de ciddi bir hayal kırıklığı söz konusu çünkü Ben Mendhelsohn çapında bir oyuncu gerçekten minimum düzeyde kullanılmış… Bu karakterin yaratması gereken ne sinsiliği, ne korkaklığı, ne de acımasızlığı birkaç sahne dışında göremiyoruz. Acımasız bir şeriften daha çok büyük bir şirketin sert yöneticisi gibi duruyor. Büyük oyuncu F. Murray Abraham’ı Kardinal rolünde görmek ise belki de filmin oyunculuk açısından tek tesellisi…

Sonuç olarak bu yeni Robin Hood özgün olmaya çalışırken tekdüze bir hale gelen, gerçekçi bir hava yakalamaya çabalarken iyice ruhunu kaybeden ve birçok açıdan hayal kırıklığı yaşatan, çok vasat bir macera filmi. Biz şahsen, artık gerilerde kalan ‘Robin Hood: Prince of Thieves’ (1991) veya ‘Robin Hood’ (2010) filmlerindeki kahramanları ve maceralarını yüz kere tercih ederdik!

Yönetmen : Otto Bathurst
Oyuncular : Taron Egerton, Jamie Foxx, Jamie Dorman, Eve Hewson, Ben Mendhelsohn, Tim Minchen, Paul Anderson (XVIII). F. Murray Abraham…
Ülke : ABD

Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here