Romanya Sinemasına Genel Bakış 2

Romanya Sinemasının bir bölümü Ceauşescu döneminin sonlarına, bir bölümü de son 20 yılda Romanya’nın serbest Pazar kapitalizmine ve yeni oturtulmaya başlayan demokrasiye geçiş dönemine ait gözde temaları ve akımın bir bakıma babası sayılabilecek hâlâ faal öncüsü Lucian Pintilie’nin ardından artık sıra, Rumen Yeni Dalgasının yalın, gerçekçi, neredeyse minimalist estetiğine gelmiş durumda. Bu genç kuşak yönetmenlerin en önemlilerini yaş sırasına göre ele alalım.

En yaşlıları 1967’de doğmuş olan Cristi Puiu. 1992’de Cenevre’de Ecole Supérieure d’Arts Visuels’de resim eğitimine başlar, ikinci yılında ise sinema bölümüne geçerek 1996’da mezun olur. İlk uzun metrajı, iki beceriksizin bir “mal” teslim etmek için çabalarken başlarına gelenleri izleyen harikulade akıcı yol filmi Marfa şi Banii/ Mal ve Para (2001), uluslararası festivallerde pek çok ödül kazanır. Kayırmacı bürokrasinin keskin bir eleştirisi olan 2004 tarihli kısa filmi Un cartuş de Kent şi un pachet de cafea/ Bir Kartuş Kent ve Bir Paket Kahve Berlin’de Altın Ayı En İyi Kısa Film ödülünü alır. Doktorlar tedavi etmeyi reddettikleri için gece boyunca bir hastaneden diğerine taşınan yaşlı bir adamın traji-komik öyküsü olan ikinci uzun metrajı, Moartea domnului Lăzărescu / Bay Lazarescu’nun Ölümü, hem yazar yönetmenini hem de Romanya sinemasını uluslararası arenaya taşır.

Ceauşescu sonrası Romanya’nın sağlık sistemini yerden yere vuran bu alaycı ve kapkara komedi, bütün dünyada vizyona girerek 50’ye yakın ödül alır. Bay Lazarescu’nun Ölümü, Puiu’nun Éric Rohmer‘in 6 Contes moraux (6 Ahlakî Öykü) dizisine bir saygı duruşu olarak çekeceği 6 Sevgi Öyküsü’nün ilk filmidir. İnsan sevgisi üzerine yazdığı Lazarescu’dan sonra kadın-erkek sevgisi, çocuk sevgisi, başarı sevgisi, arkadaşlık sevgisi ve tensel sevgi konularında çekeceği bütün filmlerin sinopsisleri hazırdır. Serinin ikinci filmi, üç saatlik Aurora / Şafak’ta (2010) Puiu, eşinden boşanan iki kız babası bir adamın bozulan iç dengesine yoğunlaşır ve izleyicinin başkarakterin ruh hâlini iyice duyumsaması için gündelik rutinlerini ekrana birebir taşır.

2011’de Toulouse kentinde bir oyunculuk atölyesi yönetmeye davet edilen Cristi Puiu, oyuncularla, 19. yüzyıl Rusya’sında yaşamış şair ve mistik filozof Vladimir Solovyov’un İncil, Ahlak ve Deccal üzerine sohbetlerinden yola çıkan üç farklı çalışma oluşturup yönetir ve bu çalışmaların son derece ilginç sonuçlarını 157 dakikalık üç bölümlü bir filme aktarır. Ticari gösterim için düşünülmemiş olsa da, Trois exercices d’interprétation / Üç Yorum Alıştırması (2013) kısıtlı olarak vizyona da girer.

Üç Yorum Uygulaması, zeki, alaycı ve eğlenceli tadıyla yine Rohmer’e selam çakan müthiş keyifli bir denemedir.

MAL VE PARA

2013’de Puiu, 20’den fazla ödül kazanan Sieranevada filmini yazar ve yönetir. Bir ailenin ölmüş büyüğünü anma törenine izleyiciyi de sokarak, 3 saate yakın süreyle bir eve hapseden Puiu, bu çok başarılı oda filminde, müthiş bir kara mizah duygusuyla Rumen toplumunun keskin bir eleştirisini yapar.

Her filminde kendini yenileyen bu yaratıcı “auteur”ün son filmi Malmkrog (2020) esinini yine Vladimir Solovyov’un metinlerinden, adını ise filmin geçtiği Transilvanya’daki bir köyden alır. Solovyov’un 1899’da yazdığı, “Savaş, İlerleme ve Tarihin Sonu, Kısa bir Deccal Öyküsü de İçeren Üç Sohbet” kitabından uyarladığı Malmkrog, XIX. yüzyılın sonuyla XX.nin başı arasında bir Noel tatilinde geçer. İzleyici, müthiş etkileyici bir başlangıç çekiminin aracılığıyla, önce Transilvanya’nın karlar altında bir ormanının kenarındaki malikâneye dışarıdan bakar, sonra da sadece iki kez çok kısa süreyle dışına çıkacağı mekâna girer. Sofistike diyaloglarıyla bir roman derinliği yakalayan filmde, siyasetçi Prens Edouard, general karısı Ingrida, Kontes Olga ve piyanist arkadaşları Madeleine’den oluşan seçkin bir grubun aristokrat Nikolai’nin malikânesinde, din, savaş, aşk, ölüm, ahlak gibi meselelere dair giderek hararetlenen tartışmalarına üç saat 20 dakika boyunca şahit oluruz.

Cristi Puiu’nun dehası izleyicileri filmin kişilerinin arasına fiilen sokabilmesindedir. 10-15 dakikalık uzun planlardan oluşan çekimler, Dragos Apetri, Andrei Iancu ve Bogdan Zarnoianu’nun usta işi kurgusunun da desteğiyle, kesintisiz akan bir gerçek zaman izlenimi yaratır. Her sözcük, her tartışma, her hareket gerektiği kadar, ne eksik ne fazla süre kullanır ve her kelimenin, her dakikanın ağırlığı seyircinin de de üzerine çöker.

Bütün filmlerinin senaryolarını ya tek başına ya da ortak bir senaryo yazarıyla beraber yazan Cristi Puiu, Lucian Pintilie’nın Niki Ardelean, colonel în rezerva / Niki Ardelean, Emekli Albay başyapıtının senaryosunu da Răzvan Radulescu ile birlikte yazmıştır.

SİERANEVADA

1968’de İaşi’de doğan Cristian Mungiu, İngiliz edebiyatı lisansı yaptıktan sonra yıllarca eğitmenlik ve gazetecilik yapar, ardından Bükreş Film Üniversitesinde sinema eğitimi alır. Ülkeden gitmeyi hayal edenlerle kalmak isteyenlerin yaşamlarına alaycı ve iğneleyici bir bakışla yaklaşan ve aynı öyküyü üç kez, farklı karakterlerinin gözünden anlatan ilk uzun metrajı Occident / Batı, birçok uluslararası festivalde ödüllendirilir, 2002’de Cannes’da La Semaine des Réalisateurs’e katılır.

2007’de, kürtajın yasak olduğu Ceauşescu döneminde geçen olağanüstü ikinci filmi 4 luni, 3 saptamâni si 2 zile / 4 ay, 3 hafta ve 2 gün, yönetmenine Romanya’nın tarihindeki ilk Altın Palmiye’yi getirir. Cristian Mungiu 2009’da, yazdığı ve Hanno Höfer, Razvan Marculescu, Constantin Popescu, Ioana Uricaru ile beraber yönettiği Amintiri din epoca de aur / Altın Çağ’dan Masallar filmde komünist dikta döneminde vatandaşlarının ruh haletini beş ayrı öyküde anlatır. 2012’de Cannes Film Festivalinde oyuncuları Cosmina Stratan ve Cristina Flutur’un En İyi Kadın Oyuncu ödülünü paylaştıkları iki buçuk saatlik yeni filmi Dupa dealuri / Tepelerin Ötesi, hem bir aşk ve tutku hikâyesi, hem de inançlı bir cemaatin tarihçesinden yola çıkan aykırı bir tinsellik öyküsüdür.

Cannes’da En İyi Yönetmen ödülünü getiren son filmi Bacalaureat / Mezuniyet’de (2016) doktor olmasına rağmen çok yüksek standartlarda bir hayat sürmeyen, evli olmasına rağmen karısını kızının öğretmeni Sandra ile aldatan, prensiplerine bağlı olmasına rağmen söz konusu kızı olunca bunları çiğnemeyi göze bir adamın liseden mezun olmak üzere olan kızı son sınavlardan bir gün önce kimliği belirsiz biri tarafından saldırıya uğrar. Babanın beklenmedik olayın İngiltere’de okumak için burs kazanmış olan kızının geleceğini etkilemesini önlemek için bulunduğu girişimle üzerinden Mungiu eğitim sistemi, aile kurumu, dürüstlük gibi konuları ustaca irdeler.

MEZUNİYET

1971’de Bükreş’te doğan, 1993’te Bükreş Tiyatro ve Film Akademisi Film Yönetmenliği bölümünden mezun olan Radu Muntean saygın ajanslar için 400’den fazla reklam filmi çeker ve reklamcılık festivallerinde 40’dan fazla ulusal ve uluslararası ödül alır. Adı, öfke, hiddet gazap anlamına gelen ilk filmi Furia (2002) ile, Bükreş banliyösündeki yeniyetmelerin yaşamına, başkişisinin ve arkadaşlarının “kızgınlığına” odaklanır. Furia, bundan sonraki birçok filminde yer vereceği, Rumen genç kuşağının en yetenekli oyuncularından Dragoş Bucur ile de ilk çalışmasıdır.

Muntean’ın Bay Lazarescu’nun Ölümü, filminin senaristi Razvan Radulescu ile beraber kaleme aldığı, gerçek bir öyküden esinlenen ikinci filmi Hârtia va fi albasträ / Kâğıt Mavi Olacak, Ceausescu’nun devrildiği gece, müfrezesini terk edip devrim uğruna savaşmaya giden bir gençle teğmeni ile beraber onu aramakta olan müfrezeye odaklanır. 2006’da Altın Portakal En İyi Yabancı Film dâhil çok sayıda ödül kazanmış olan Kâğıt Mavi Olacak, modern Romanya’yı oluşturacak fırtınanın arifesinde, rejim değişikliğinin getireceği karmaşayı ve belirsizlikleri derinlemesine hissettirir. Böyle zor bir konuya beklenmedik sevecen bir duygusallık ve neredeyse çarpık bir mizah da katmış olması, tokat gibi gelen sert finalini daha da etkileyici kılar.

Muntean’ın senaryosunu yine Radulescu ile yazdığı ve 2008’de çektiği Boogie, karısı ve 4 yaşındaki oğlu ile deniz kıyısında tatile çıkan Bogdan Ciocazanu (Boogie)’nun liseden arkadaşları ile karşılaşmasının ve onlarla eski bekârlık dönemindeki gibi, içkili, kumarlı, flörtlü, fahişeli bir gece geçirmesinin öyküsüdür. İşi ve ailesi arasında artık kendine ait özgürce yaşayacağı zamanının kalamadığını düşünen Boogie, her yönü ile hayal kırıklığı olan bu gecenin sabahında karısına döner ve bir tek gecede olgunlaşan çift ilişkilerini daha sağlam bir temele oturtmaya çalışır.

Sıradan ve makul bir insanın kişisel kimliğini arayışının bu yalın ve etkileyici öyküsünün ardından Muntean 2010’da, Marti, dupa Craciun/ Noel’den Sonraki Salı filmini çeker. Kızının dişçisi Raluca’yla ilişkisi olan ve hem 8 yaşındaki kızlarının annesi eşi Adriana’yı hem de Raluca’yı seven, aşkına her iki kadından da karşılık gören Paul Hanganu’nun öyküsünü, bu tür aşk üçgenlerinin tuzaklarına düşmekten zekice uzak durarak, taraf tutmadan ve yargılamadan, sade bir gözlemci olarak anlatan Muntean karar verme yetkisini reddederek filmin sonunda çözümü ortada bırakır.

Un Etaj Mai Los / Bir Alt Kat (2015), evine dönerken bir alt katta iki sevgili arasında şiddetli bir kavgaya şahit olan, ertesi gün de alt katta yaşayan genç kadının öldürüldüğünü öğrenen orta yaşlı bir adamın hikâyesidir. Belki sorun yaşamaktan çekindiği, belki de farklı bir dönemde yetişmiş olduğu için adam, olaya şahit olduğunu ne ailesine ne de soruşturmaya gelen polise anlatır. Kadını öldürmüş olduğundan şüphelendiği genç adamın, komşu olarak onunla yakınlık kurmaya çalışması işleri daha da karışır.

Alice T. (2016) 16 yaşında hâmile kalan bir kızla annesi arasındaki sevgi nefret ilişkisi üzerinden, yeniyetme hamileliği ve kürtaj sorunlarını irdeler.

Nehirler arasında anlamına gelen adını Transilvanya’daki bir köyden alan Intregalde (2021), büyük şehirden gelen ve her Noel’de fakir köylülere zaruri tüketim maddeleri getiren bir grup varlıklı insana odaklanır. Ancak, orta sınıfın en fakirlerle karşı karşıya geldiği olaylarda, şehirde doğal karşılanan teknolojinin bu buzlu ve vahşi doğada iyice aksaması öyküyü farklı bir yöne çeker.

KAĞIT MAVİ OLACAK

1971 doğumlu Adrian Sitaru, Bükreş’de Film Yönetmenliği okur. Öyküsü, sevgilisi ile pikniğe giden matematik hocası ve yolda çarpmış oldukları genç ve sağduyulu fahişe arasında gelişen ilk filmi Pescuit Sportiv, Palm Springs, Selanik, Mons, Buenos Aires ve Estoril festivallerinde birçok ödül alır.

Annesinin geçirdiği hafif bir kalp krizi sırasında hastanedeki herkese çattığı günlerden esinlendiği ikinci filmi Din dragoste cu cele mai bune intentii / İyi Niyetler’de (2011) Sitaru, olayları etrafındakilerin kendisinden çok daha mantıklı bakış açılarından vermeye çalışır

Domestic / Evcil (2012)” insanlarla evcil hayvanlarının ilişkisine odaklanan bir güldürüdür. Ebeveynler ve oğullar arsındaki ilişkilerden yasal durumlara, uzlaşmalardan ölüme çok sayıda konuya el atmasıyla biraz dağınık bir çalışmadır.

Berlinale’de CİCAE ödülü alan Ilegitim / Yasadışı (2016), iki kardeş arsındaki ensest ilişkiye ve bu ilişkinin sonucu hamilelik ve kürtaj sorunlarına odaklanmasıyla Sitaru’nun en aykırı filmlerinden biridir.

Sitaru’nun aynı yıl çektiği, gerçek bir olaydan esinlenen Fixeur / Ayarlayıcı, Fransa’dan ülkesine geri gönderilmiş, orada fahişeliğe zorlanmış yaşı küçük bir kızın peşinden Transilvanya’ya giden bir Fransız TV ekibine katılan genç bir Rumen gazetecini öyküsüdür.

YASADIŞI

1972’de Bükreş’de doğan Câtâlin Mitulescu, jeoloji eğitimi aldıktan sonra üç yıl boyunca Avrupa’nın çeşitli kentlerinde yaşar, ülkesine döndüğünde Bükreş’de UNATC’da sinema okur. Mezun olduğu 2000’den itibaren ödüllü kısa filmler, müzik videoları ve reklam filmleri çeker. Kısa filmi Trafic (2004) Cannes’a En İyi Kısa Film Altın Palmiye ödülü alır.

Dik başlı bir genç kadının gözünden Romanya’nın Komünist diktadan demokrasiye geçişini anlatan ilk filmi Cum mi-am petrecut sfarsitul lumii / Dünyanın Sonu Geldiğinde Neler Yaptım? (2006) baş kadın oyuncusu Doroteea Petre’ye Cannes’da En İyi Kadın Oyuncu ödülünü kazandırır. İkinci filmi Loverboy (2011), genç kadınları fahişelik yaptırmak için baştan çıkaran yakışıklı bir delikanlının öyküsü üzerinden Romanya’da neredeyse artık sıradanlaşmış olan seks ticareti olgusunu irdelerken, aşkı merkezine alan bir kişisel trajediye de büyük bir duyarlılıkla eğilir.

Dincolo de calea ferata / Rayların Kenarında (2016) İtalya’da bir yıl yaşadıktan sonra evine ve yabancılaştığı karısıyla çocuğuna dönen bir adamla karısının bir gece boyunca iletişim kurma çabalarına odaklanır.

Mitulescu’nun son çektiği Heidi (2019) altmışına gelmiş bir polisin, ömrünün büyük kısmını geçirmiş olduğu bir Bükreş banliyösünde, organize suç örgütü hakkında bilgi verecek olan iki fahişeyi aramasının öyküsüdür.

DÜNYANIN SONU GELDİĞİNDE NELER YAPTIM?

1973 doğumlu Constantin Popescu, ilk kısa filmi Apartamentul / Apartman (2004) ile Venedik’te Jüri Büyük Ödülü dâhil birçok ödül alır. İlk uzun metrajı Portretul luptatorului la tinerete / Bir Savaşçının Genç Adam Olarak Portresi’nde (2010) gerçekten yaşamış bir kişinin, komünizm karşıtı mücadelenin efsanevi kahramanı Ion Gavrila Ogoranu’nun öyküsünü, korku, idealizm, fedakârlık, hoşgörü, horgörü ve çamur karışımı 163 dakikalık karanlık bir destana dönüştürür.

Popescu, ikinci filmi Principii de viata / Yaşam Prensipleri’nde (2010), ikinci evliliğini yapmış bir adamın, ilk eşinden olan yeniyetme oğlu ve yeni ailesiyle geçireceği tatilin öncesinde, her şeyin ters gittiği günün hikâyesini anlatır. Yaşam Prensipleri, büyük oyuncu Vlad Ivanov’un elinde komik ötesi bir karakter etüdüne dönüşür.

San Sebastian Festivalinde En İyi Film ve En İyi Erkek Oyuncu ödüllerini alan yazıp yönettiği üçüncü filmi Pororoca (2017) baba Tudor, anne Cristina, çocuklar Maria ve Ilie’den oluşan dört kişilik mutlu ailenin, Tudor’un gözetimindeki beş buçuk yaşındaki Maria’nın parkta oynarken ortadan kaybolmasıyla hayatlarının perişan oluşunu anlatır. Tudor’u yakından izleyen Popescu, seyirciyi onun bunalımına, suçluluk duygusuna, çaresizliğine, acısına, öfkesine hapsederek Tudor’un kaybını kabullenemeyişini, yalnızlaşmasını, giderek ruhsal çöküşe gitmesini ustalıkla resmeder.

POROROCA

1974’de Moldova’da doğan Igor Cobileanski, senaryosunu Porumboiu ile beraber yazdığı ilk filmi La Limita de jos a Cerulai / Kaydı Olmayanlar’da (2013), tek hayalleri uçmak olan iki genç adamın, topladıkları parçalarla bir hava aracı yapma öyküsünü anlatır. Avrupa’nın en fakir ülkelerinden biri olan Moldova’nın terkedilmişliğinde geçen hikâye karamsar finaline karşın çaresizlik ve umut arasında ustalıklı bir denge kurar.

Afacarea Est / Doğu İşleri (2016), sevdiği kızla evlenmek ve rahat bir yaşam sürdürebilmek için dürüst bir genç adamın güvenilmez bir arkadaş yüzünden karanlık “doğu işlerine” bulaşmasının öyküsüdür. Film para ve gücün hakim olduğu absürt ve anormal dünyada, iyi bir insanın çaresizliğini sağlam bir kara güldürü tadıyla aktarır.

DOĞU İŞLERİ

1975’de Petroşani’de doğan Călin Peter Netzer’in parasız ve işsiz bir kadının, alkolik kocası işini kaybettikten sonra çekip gittiğinde, yedi çocuğu ile yaşam mücadelesini acı ama kimi zamanda da komik bir tonlama ile anlatan ilk filmi Maria (2003) ile Locarno’da En iyi Kadın ve Erkek Oyuncu ödülleriyle Özel Jüri ödülü dâhil 11 ödül kazanır.

Medalia de onoare / Onur Madalyası (2009) 75 yaşlarında bir emekli adamın, kendisine yanlışlıkla verilen bir Rumen Onur Madalyası sayesinde ailesinin saygısını kazanma çabası üzerinden yaşlılık, boşluk, kendini konumlandırma, iletişimsizlik, yitirilen insan sıcaklığı gibi konulara hüzünlü bir mizah duygusuyla değinir.

Berlinale’de Altın Ayı ve Fipresci ödülleri dahil 13 ulusal ve uluslararı ödül kazanan Pozitia copilului / Çocuk Pozu (2013) Bükreş üst burjuva sınıfından, varlıklı, kocasını parmak ucunda oynatan, 34 yaşındaki biricik oğlunun ondan kopmasının acısını çeken altmışlarında bir kadının, küçük bir çocuğun ölümüyle sonuçlanan bir kazada tutuklanan oğlunu kurtarma çabalarını anlatır.

Anneyi canlandıran Luminita Gheorghiu‘nun adeta tek başına sırtlayıp götürdüğü film, herhangi bir nedenle devlet kurumlarının ya da adaletin karşısına çıkmış olan varsıl ile yoksulun göreceği farklı muameleyi belgesel gerçekliğinde sunarak, en elverişsiz durumdaki “haksız” zenginin üste çıkışını,”haklı” fakirinse kaderini kabullenmek zorunda kalışını ustalıkla açığa çıkarır.

Ana, mon amour / Ana, sevgilim (2017) karısı panik atak krizleri geçiren bir çiftin sorunları ve ikilinin ailelerinin çiftin ilişkilerindeki etkileri üzerinden, kökenler, toplumsal statü ve din farklılıkları yüzünden gelişen anlaşmazlıkları ve sürtüşmeleri ele alır.

MARİA

1975’de Reşiţa’da doğan Florin Şerban, Rumen Ulusal Üniversitesinde Tiyatro ve Sinema eğitimi alır, lisansüstü olarak New York Columbia Üniversitesi Film Yönetmenliğinden mezun olur. Hapishane ortamında, tahliyesine iki hafta kalmış bir yeniyetmenin, baskı altındaki varoluş savaşını anlattığı ilk filmi Eu cand vreau sa fluier, fluier / Islık Çalmak İstersem Çalarım (2010), Berlinale’de Gümüş Ayı (Jüri Büyük Ödülü) ve yenilikçiliği için Alfred Bauer Ödülü alır.

İkinci uzun metrajı Box (2015) hiçbir buluşma olanağı olmayan iki kişinin, bir boks eğitmeni tarafından keşfedilen 19 yaşında çingene kökenli boksörle 30’lu yaşlarında evli çocuklu bir tiyatro oyuncusunun tesadüfen karşılaşmalarının ve aşkı bulmalarının öyküsüdür. Film Romanya sinemasında pek de konu edilmeyen aşk üzerine bir öykü anlatırken, boks ile tiyatro arasında ilginç paralellikler de kurar.

Aşk konusunda bir üçleme yapmaya girişen Florin Şerban, ilk film Dragoste 1. Câine / Aşk 1. Köpek’te (2018), sadece bir eşek ve bir köpekle ormanda bir kulübede yalnız yaşayan bir adamın kurtardığı ölesiye dayak yemiş bir kadınla ilişkisine odaklanır.

Üçlemenin ikinci bölümü Dragoste 2. America / Aşk 2. Amerika (2018), birisi ertesi gün Amerika’ya gidecek olan bir çiftin birlikte geçirdikleri son güne, ormanda terk edilmiş bir evde aşklarının doğasını tartışarak vedalaştıkları 24 saate odaklanır.

ISLIK ÇALMAK İSTERSEM ÇALARIM

1975’de Vasliu’da doğan Corneliu Porumboiu, Bükreş Ulusal Oyunculuk ve Sinema Üniversitesi mezunudur. Kısa ve orta metrajları festivallerde birçok ödül alır; bugüne kadar çektiği bütün filmlerde olduğu gibi hem yazıp hem yönettiği, Dragoş Bucur’un baş rolünü oynadığı, ve orta metrajı Visul lui Liviu / Liviu’nun Rüyası,TİFF’de En İyi Rumen Filmi seçilir (2004). Cannes Quinzaine des Realisateurs’de gösterilen ilk uzun metrajı A fost sau n-a fost? / 12:08 Bükreş’in Doğusu (2006), aralarında Cannes’da Caméra d’Or ve film dağıtımcılarının verdiği Label Europe da bulunan 20’den fazla ödül alır. 12:08 Bükreş’in Doğusu, Ceauşescu döneminin yıkılışının yıldönümünde, yöresel bir televizyon kanalının anma programında, Romanya’yı ve Doğu Avrupa’yı derinden etkileyen dramatik olayları değil, aksine 17 yıl sonra devrimin nasıl da “tavsadığını” kimi zaman sert ama her zaman sevecen bir dille ve gerçekten güldürebilen bir mizah duygusuyla eleştirir. Peşinden Porumboiu yine Dragoş Bucur’la, Politist, adjectiv / Polis, sıfat filmini (2009) çeker. Olağanüstü bir hikâye anlatıcısı olan Porumboiu’nun heyecan verici bu ikinci filmi, prosedürlerin ve usullerin aksiyonun önüne geçtiği, en iyi James Thurber’lerle yakın akraba bir “gizli mizah”ın kol gezdiği Politist, adjectiv, belki de tüm polis filmlerinin en “edebi” olanıdır. Politist, adjectiv, 2009’da Un Certain Regard bölümünde yarıştığı Cannes’da FIPRESCI ve Jüri ödüllerini kazanır.

Bir film yapım aşamaları öyküsü olan Când se lasa seara peste Bucuresti sau Metabolism / Bükreş’te Akşam Olurken ya da Metabolizma (2013) yazar yönetmenin tarzında farklı bir boyut aradığının göstergesidir. Bir yönetmen ile başoyuncusu ve sevgilisi olan aktrisin set dışında 35 mm. film ile dijital sinema arasındaki çelişkileri, Doğu ile Batı dünyalarının yemek yeme alışkanlıkları gibi konuları tartıştıkları film, her zamanki gizli mizah duygusuna ek olarak sinemaya belgesele yakın bir gerçeklik duygusu verir.

Al doilea joc / İkinci Maç (2014) ile fiilen belgesele geçen Poromboiu, babasının orta hakemlik yapmış olduğu, 1984’de karlı bir havada gerçekleşen bir futbol maçını babasıyla tartışmasını filme alır.

İki kafadar ile tuttukları yardımcının, birinin büyükbabasının II. Dünya Savaşı sırasında tarlasına gömmüş olduğu sandığı çıkarma çabalarıyla başlayan Comoara / Hazine (2015) giderek Rumen bürokrasisiyle de dalga geçen ironik ve neredeyse masalsı bir mesese dönüşür.

Yeniden belgesele ve futbola dönen Poromboiu, müthiş keyifli bir söyleşi olarak gelişen Fotbal Infinit / Sınırsız Futbol (2018) filminde abisinin çocukluk arkadaşı, oyunun resmi kurallarının değiştirildiği yeni ve geliştirilmiş bir versiyonunu yaratmayı düşleyen Laurențiu Ginghină ile bu yeni futbol anlayışını tartışır.

İlk kez yurt dışına çıkarak çektiği kara film parodisi şimdilik son filmi La gomera / Islık Çalanlar (2019) ile Poromboiu, Rumen usulü güldürüyü Hitchcock’un ve Coen kardeşlerin kara mizah anlayışıyla ustalıkla harmanlayan çok komik bir film çeker.

BÜKREŞ’İN DOĞUSU

1976’da Salonta, Bihor’da doğan Marian Crişan Bükreş Sinema ve Tiyatro Akademisinden 1988’de mezun olur. İlk filmi Megatron, 2008’de Cannes’da En İyi Kısa Film Altın Palmiye ödülünü alır. Locarno Film Festivalinde Özel Jüri ödülü kazanan Morgen (2010), yönetmenin yazıp yönettiği ilk uzun metrajıdır. Morgen Romanya-Macaristan sınırında, yasadışı göçmenlerin hududu geçmeye çalıştıkları bir bölgede yaşayan Nelu ile, Macaristan’a geçebilmek için, tüm parasını dilini anlamadığı ve aslında ona nasıl yardım edeceğini bilemeyen Nelu’ya neredeyse zorla veren kaçak bir Türk arasında gelişen garip bir dostluk öyküsüdür.

İkinci uzun metrajı Rocker (2012), oğlunun uyuşturucu sorunu ile uğraşan bir babanın çabalarının öyküsüdür.

Orizont (2015), yeni bir başlangıç yapmak için orman içinde modern bir otel satın alan bir ailenin hikâyesidir. Bölgede süregelen yasa dışı kereste ticareti sebebiyle giderek iç karartıcı bir gerilim filmine dönüşen Orizont melodramatik finaliyle amaçladığı eleştirel bakış açısını da yitirir.

Berliner (2020), biçimsel olarak Roy Andersson’un sinemasını anımsatan bir görsellikle, Rumen kırsalında bir seçim kampanyasına odaklanırken, politikanın ahlaki yozlaşmasının kırsalın safiyetini kirletmesini anlatır.

MORGEN

1975 doğumlu Gabriel Achim, yazdığı, yönettiği ve yapımcılığını üstlendiği, ulusal ve uluslararası festivallerde gösterilen ve ödüller alan, Saga (2006) ve Bric-Brac (2008) adlı kısa filmlerin ardından 2011’de ilk uzun metrajı Visul lui Adalbert / Adalbert’in Rüyası’nı çeker. Film, Çauşescu diktasının sonlarına doğru, Rumen futbol takımı Steaua Bucharest’in 1986 Dünya Kupası finalinde Barcelona’yı yendiği maçın ertesi gününde geçen film, bir futbol “mucizesi”nin ülkeyi birkaç yıl sonra kanlı bir iç savaşa götürecek baskıları nasıl unutturduğunu çarpık ve kimi zaman çok komik bir mizah anlayışıyla verir. Achim’in iki otomobilin kolstrofobik iç mekânında çektiği Ultima Zi / Son Güm (2016) şehir dışındaki bir manastıra doğru yola çıkan bir gurup insanın din, yaşam, ahlak, toplum konularında tartışmalarını aktarır.

ADALBERT’İN RÜYASI

1977’de Bükreş’de doğan Radu Jude, Bükreş Üniversitesinin Sinema Bölümünden 2003’de mezun olur. Costa Gavras, Radu Muntean ve Cristi Puiu’nun yardımcı yönetmenliğini yapar, çok sayıda kısa film ve 100’den fazla reklam filmi çeker.

Kariyeri boyunca hem kurmaca hem de belgesel dallarında kısa film çekmeyi sürdürecek olan Jude’nin ilk uzun metrajı Cea mai fericita fata din lume / Dünyadaki en Mutlu Kız (2009), Berlinale Forum’da CICAE ödülünü alır. Katıldığı bir çekilişte kazandığı arabayı alabilmek için bir reklam filminde oynaması gereken bir kızla ailesinin yaşadıkları üzerinden Eski Doğu Bloku ülkelerinin komünist ekonomik düzenden tüketim toplumu olmanın en uç noktasına savrulmalarını zekice eleştiren filmin girişindeki kısa yolculuk dışında tamamı sokakta çekilen reklam filminin setinde geçer. Reklam filminin usandırıcı çekimine ve kızlarını kazandıkları arabayı satarak yatırıma dönüştürmek için ikna etmeye çalışan anne ve babasının çabasına odaklanan Dünyadaki en Mutlu Kız, çekeceği tüm filmlerin senaryosunu yazacak, ya da yazılımına katılacak olan Jude’nin karanlık mizah anlayışının ilk önemli örneğidir.

İkinci uzun metrajı Film pentru prieteni / Arkadaşlar İçin Film (2011), başarısız bulduğu yaşamını sonlandırmadan önce arkadaşları için doldurduğu video mesajında, kişisel ve toplumsal sorunlarını komik olduğu kadar acıklı bir bakışla paylaşan bir adamın öyküsüdür. Neredeyse tek planmış gibi çekilen filmde, adam mesajını bitirince kendini kafasından vurur. Ama ölmez ve filmin son 20 dakikası ürkünç ve gülünç bir kıvranmaya dönüşür Saraybosna Film Festvalinin büyük ödülü Saraybosna Yüreği’ni kazanan üçüncü filmi Toata lumea din familia noastra / Ailemizde Herkes (2012), boşanmış bir babanın 5 yaşındaki kızını iki günlüğüne annesinden alıp deniz kenarına tatile götürme hikâyesi olarak başlayan ve neredeyse bir üçüncü sayfa hikâyesi olarak sona eren bir filmdir. Hafif bir komedi/dram karışımı gibi başlayan, büyük kısmı tek bir mekânda ve bir evin içinde geçen film, sonradan müthiş sert bir içeriğe bürünürken Jude, büyük ustalıkla inandırıcılık açısından en ufak bir aksaklık hissettirmez.

Radu Jude’ye Berlinale En İyi Yönetmen Gümüş Ayı dâhil pek çok festivalden yirmiden fazla ödül getiren Aferim! (2015), 1835 yılında Eflak’ta geçer. Aferim!, kanun koruyucu Costandin ve oğlu Ionita’nın dönemin güçlü toprak sahiplerinden Iordache Cîndescu’nun karısı Sultana ile ilişki yaşadıktan sonra izini kaybettiren köle Carfin’ı bulup geri götürmek amacıyla yaptıkları at üstünde yolculuğun üzerinden, dönemin dini, askeri, ekonomik, politik, sosyal ve bunların arasında sıkışıp kalmış insani değerlerini gerçekten 1800’lerde çekilmişçesine doğal bir üslupla yansıtır. Eşitlik ve adaletin göreceli, ırkçılığın doğal olduğu, Rusların, Yahudilerin, Hristiyanların ve Türklerin iç içe yaşadığı bu geçmişte görkemli bir siyah beyaz görsellikle anlatılan öykü neredeyse antropolojik bir araştırmadır.

Aferim!, soyadı Almanca Yahudi anlamına gelse de Yahudi olmayan, ailesinde hiçbir Yahudi bulunmayan, çocukluğunun ve gençliğinin geçtiği Transilvanya’da soykırım sonrasında bir ferdi bile kalmadığı için hiçbir Yahudi ile karşılaşmamış olan Jude’nin ülkesindeki antisemit söylemi ele aldığı ilk filmidir. Bu filmle birlikte, Radu Jude’nin kara mizah yüklü sinema anlayışı, aşırı sağın yeniden güçlenmeye başladığı, antisemitizmin, tüm farklı inançlara, tüm farklı cinsel kimliklere, tüm ötekilere düşmanlığın artmaya başladığı Romanya’ya karşı çok daha sert bir toplumsal ve siyasal eleştiriye dönüşür.

Inimi Cicatrizare / Yarası Kapanmış Kalpler (2016) ile, son yıllarının neredeyse tamamını kemik veremi sebebiyle yatalak geçiren Romanyalı Yahudi yazar Max Blecher’in (1909-1938), kısa ve acılı yaşam öyküsünü, hasta yatağında kaleme aldığı özyaşamsal metinlerinden yola çıkarak beyaz perdeye aktarır. Jude, belgesele yakın biçemi ve mesafeli yaklaşımıyla, edebiyattan tıbba, Yahudi düşmanlığından felsefeye, ayak sesleri duyulmaya başlanan faşizmden şiire 1930’lu yılların Romanya’sını bütün farklı boyutlarıyla ele alır. Yaşanmış gerçeklerden yola çıkan senaryosunu klasik ve yalın bir dille işlerken, çok etkileyici bir dönem filmi gerçekleştirmeyi de başarır.

Jude, alt başlığı Paralel Yaşam Parçacıkları olan Tara moarta / Ölmüş Ulus (2017) adlı belgeselinde Romanya’da Yahudi düşmanlığı ve nazi propagandası etkisinde yapılmış olan vahşeti zeki ve özgün bir biçemde aktarır. Ülkenin güneybatı kırsalındaki Slobozia köyünde profesyonel fotoğrafçılık yapan Costica Acsinte’nin 8.600 fotoğraflık arşivinden seçtiği sıradan insanlara ait 1936 ila 1946 arasında çekilen resimlerle, dış ses olarak Bükreş’te yaşayan Yahudi doktor Emil Dorian’ın anı defterinden okuduğu bölümler ve dönemin resmi radyo yayınlarını ustalıkla harmanlayarak stop-motion görsel işitsel tokat gibi bir manifestoya dönüştürür. Adını, II. Dünya Savaşı, sırasında mareşal, başbakan ve “Millî Şef” olarak Nazi yanlısı faşist bir diktatörlük kurmuş olan İon Antonescu’nun 1941’de bakanlar kurulunda sarf ettiği cümleden alan Imi este indiferent daca în istorie vom intra ca barbari / Tarihe Batbar Olarak Geçsek Ne Olur Sanki (2018) Rumen halkı, Ruman ruhu ve Ruman devleti tarafından Romanya’nın soykırımdaki payının görmezden gelinişini, katliam sorumlularının hâla itibar görmesini, toplumun ve devletin kendi söylediği yalanlara sarılıp tertemiz kalma çabasını hem ateşli ve entelektüel sert bir dille, hem de yumuşak, renkli ve mizahi bir tonlama ile eleştirir.

Jude’nin Ceauşescu döneminde muhalif duvar yazıları yüzünden tutklanan, sorgulanan ve 19 yaşında karaciğer kanserinden ölen Mugur Călinescu (1965-1985) hakkında Gianina Cărbunariu’nun yazmış olduğu aynı adlı oyundan uyarladığı Tipografic Majuscul / Büyük Harf Baskı (2020) oyunun olay örgüsünün arasına, dönemin TV şovlarını ve kamu hizmeti yayınlarını katarak, rejimin var olduğunu iddia ettiği mutlu uyum ile baskı altında tutsa bile arad sesini duyuran bireysel acıların arasındaki uçurumu açığa çıkarır.

Radu Jude’nin pandemi kısıtlamaları sırasında çektiği, son Berlinale’de Altın Ayı’yı alan Babardeala cu bucluc sau porno balamuc / Talihsiz Düz..me ya da Kaçık Porno” (2021) İnternet’e sızdırılmış nir seks videosu yüzünden kariyeri ve itibarı tehlikeye giren bir öğretmenin, öğrencilerinin istifasını isteyen ebeveynlerinin baskısına direnişi üzerinden günümüz Romanya’sındaki iç sürtüşmeleri, antisemitizmi, her tür öteki düşmanlığını ve iki yüzlü ahlak anlayışını kıyasıya eleştirir.

DÜNYADAKİ EN MUTLU KIZ

1978 Bükreş doğumlu Bogdan Mirica 2011’de yazıp yönettiği kısa filmi Bora Bora ile ulusal ve uluslararası çok sayıda ödül kazanır. 2014’de yazıp yönetmek için HBO ile anlaşma yaptığı, Rumen yeraltı dünyasıyla ilgili TV dizisi Umbre / Gölgeler olağanüstü başarı kazanır. Mirica 2014-2017 arasında 3 sezonunu tamamlayan dizinin 21 bölümünün tamamını yazar 19’unu da yönetir. 2016’da yazıp yönettiği ilk uzun metrajı Câini / Köpekler, Cannes Belirli Bir Bakış FİPRESCİ başta olmak üzere 16 ulusal ve uluslararası ödül alır. Kendisine miras kalan araziyi satmak için şehirden köyüne gelen bir adamın (Dragoş Bucur), büyükbabası ile ilgili gerçekleri ve satışı gerçekleştirmesinin düşündüğü kadar kolay olmadığını keşfetmesinin hikâyesi, şehirde doğal olarak var olan kanun ve düzenden çok farklı bir dünya ile karşılaşan bir adamın yaşadıklarını Western’e yakın bir tonlamayla anlatılır.

KÖPEKLER

1979’da Bükreş’de doğan Cristian Nemescu Bükreş Sinema ve Tiyatro Akademisinden 2003’de mezun olur ve eğitiminin son yılında çektiği kısa filmi Poveste la scara ‘C’ / C Blok Hikâyesi ile çok sayıda ödül alır. Vaktinden önce olgunlaşmış sorunlu ve meraklı bir yeniyetme ile bir fahişenin eğlenceli ve samimi karşılaşmalarının anlatıldığı orta metrajı Marilena de la P7 / P7’de yaşayan Marilena, 2006’da Cannes’da yarışır İlk uzun metrajlı filmi California Dreamin (2007) ile Nemescu, 1999 savaşı sırasında trenle Kosova’ya giden Nato’ya bağlı bir Amerikan denizci birliğinin, Romanya’nın ücra bir köyünde üçkağıtçı bir istasyon şefi tarafından engellenmesi üzerinden kültürel farklılıkların ve erkeklik durumlarının parlak bir yergisini yapar.

Günümüz Romen kırsal yaşamının etkileyici bir tablosunu ve bürokratik beceriksizliklerin karikatürünü bir 21. Yüzyıl Breugel’iymişçesine çizmekteki başarısı ile Yeni Romanya Sinemasının yükselen yıldızı olarak görülen Nemescu, 155 dakikalık filmini bitirip kurgusuna başlayacağı günlerde, saatte 113 km. hızla kırmızı ışıkta geçen bir Porsche Cayenne, Nemescu’nun ses mühendisi Andrei Toncu ile bindiği taksiye çarpar ve iki genç adam olay yerinde ölürler. 2007’de Cannes’da Un Certain Regard ödülünü alan California Dreamin’ geleceğin bu çok önemli sanatçısının ne yazıktır ki ilk ve son filmi olarak kalır.

Çağcıl Rumen sinemasının babasıyla hiç bir akrabalığı olmayan 1980 Bükreş doğumlu Adina Pintilie, yazıp yönettiği ilk uzun metrajı Touch Ne Not / Dokunma Bana (2018) ile Berlin Film Festivalinden Altın Ayı ödülünü alır. Pintilie, yakınlık ve samimiyet sorunu yaşayan, kendisine dokunulmasına dayanamayan, ellisini aşmış Laura’nın seksüel dürtülerini, zihninin ve bedeninin çalışma prensiplerini, dış dünyayla ilişki kurma ve tecrübe yaratma biçimlerini keşfederek sorununu aşma çabalarına odaklanır.

1984’de Bükreş’de doğan Paul Negoescu, zarif ve yaratıcı komedisi Doa Lozuri / İki Piyango Bileti’nde piyangoda kazanan biletlerini kaptıran üç arkadaşın, iki hırsızın peşindeki serüvenini anlatır. Filmin yapımcısı da olan, Dragoş Bucur, canlandırmış olduğu çok sayıda romantik, melankolik ve sorunlu karakterin ardından müthiş bir güldürü yeteneğine de sahip olduğunu kanıtlıyor.

Rumenler, çıtayı yükseltmeye, tüm büyük uluslararası sinema festivallerinde söz sahibi olmaya devam ediyorlar. Büyük olasılıkla önümüzdeki yıllarda ülkelerine yeni Altın Aslanlar, yeni Altın Ayılar ve yeni Altın Palmiyeler getirmeyi sürdürdüklerine tanık olacağız.

DOKUNMA BANA

 

 

 

 

 

 

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here