Yakamoz S-245

Deniz altında sonsuz fersah

Jules Verne’nin bundan 152 yıl önce 1870’de yayınlanan bilim kurgu romanı “Denizler Altında Yirmi Bin Fersah” romanı dünya klasikleri arasındadır. Yazarın yine Fransız kadın yazar olan arkadaşı George Sand bu kitabın oluşmasında en büyük aracı olduğunu söyleyebiliriz. Jules Verne’e yazdığı mektupta şöyle diyordu “Bizi yakın zamanda okyanusun derinliklerine götüreceğini umut ediyorum” Sand’ın teşvikiyle bu romanı yazan Jules Verne, deniz altında görülen ve gemileri batıran kocaman bir deniz hayvanına karşı mücadele yürütmek üzere denize  açılan; aralarında profesör Aronnax, hizmetkarı ve Zıpkıncı Ned Land  olduğu bir grup bilim adamı ve görevliler bu canavara çarparlar ve bu üç kişi gemiden düşerler. Gözlerini açtıklarında kendilerini bir denizaltı gemisinde bulurlar. O denizaltı gemisinin yöneticisi ise Kaptan Nemo’dur, onlara bu gemiden çıkamayacaklarını söyler ve muazzam bir maceraya açılırlar…

Jules Verne şöyle söyler. “Doğanın dur dediği yerde, insanoğlu istese de istemese de durmak zorundadır”

Bu kitapla giriş yapmamın sebebi; bundan sonrasında yazılan birçok bilim kurgu eserinin ilham kaynağı “Denizler Altında Yirmin Bin Fersah” olmuştur.

Bu kez karşımıza canavar olarak Güneş çıkıyor.

GÜNEŞ IŞINLARI ÖLDÜRÜYOR

Biz insanlara her zaman yaşama sevinci veren, umut olan, içimizi aydınlatan Güneş; şiirdeki en güçlü imge, deyim ve atasözlerinde çok kullanılan sözcük olarak günlük hayatımızda yer almaktadır.    “Güneş girmeyen eve doktor girer”, “ Güneş balçıkla sıvanmaz”,  “Yarın elbet güneş doğacaktır”, “Gün ola harman ola” gibi birçok sözün ilham kaynağıdır; oysa bu dizide rol değiştirip tam tersi bir karaktere bürünüyor ve öldürüyor. Uzakta ama çok güçlü bir ihtimal, birgün güneş bütün insanları öldürecek. Ve kıyamet dediğimiz şey işte o zaman gerçekleşecek. Dünya insanlığın sonunu getirmeyecek aslında insanlık dünyanın sonunu getirecek. Biz güneşi bu kadar kızdırırsak olacaklardan kaçınamayız elbette… 

NE ZAMAN GERÇEK ANLAMDA BİLİM KURGU ÇEKECEĞİZ?

Böyle bir girizgahtan sonra güzel bir dizi bekliyorsunuz; beklemeyin!

Bilim-kurgu filmleri ya da dizileri tarzım  değil, uzmanı da değilim. Yeni yeni izlemeye başladım; Don’t look Up’u seyrettiğimde çok beğenmiştim;   fakat  bu diziyi izlediğim zaman; bizim hala bilim kurgu filmi beceremediğimizi düşündüm; yaptığımız şey eğreti, yarım-yamalak, Türk usulü deyimini doğrultacak biçimde işler oluyor işte. 

Dün diziyi izlerken kızım whatsapptan arayınca ona “Yakomoz S-245’i izliyorum”  dedim, bana o dizinin  aslının Belçika  yapımı  “İnto the Night” olduğunu ve çok beğendiğini söyledi. Meğer “İnto the Night” dizisinin son bölümünde Kıvanç Tatlıtuğ da dahil olmuş, bu dizi onun başka bir versiyonu olarak çekilmiş. Orada gün ışığına yakalanmamak için hep batıya doğru giden bir uçak söz konusuyken burada devreye Türk askeri denizaltı “Yakamoz S-245” giriyor.  Dizinin şöyle ilk bölümünden kısa bir pasaj izledim, bu kısa izlemede bile  kalite farkı hissediliyordu. Bu eleştiriyi yazdıktan sonra karşılaştırma için muhtemelen o diziyi de izleyeceğim. 

DİZİ BİR ROMANDAN UYARLAMA

Her iki dizi de Polonyalı bilim kurgu yazarı Jacek Dukaj tarafından 2015 yılından yayımlanan kitabından uyarlanmıştır. Başrollerini Kıvanç Tatlıtuğ ve  Özge Özpirinçci‘nin paylaştığı dizinin bizdeki uyarlaması şöyle:

Arman (Kıvanç Tatlıtuğ), iş adamı olan babasına çevre hassasiyeti yüzünden resti çekmiş ve İzmir’in Foça ilçesinde Oya adını verdiği denizaltı projesi ile uğraşan özgür ruhlu genç bir bilim insanıdır. Başta  karizmatik olarak görünen  Arman, Foça halkıyla sıcak ilişkiler  içerisinde görüldüğünde karizmasının yerini yumuşak sevimli bir insan alır, halk tarafından da  sevilmektedir. Bir gün eski sevgilisi Defne (Özge Özpirinçci) kapısını çalar ve Erebus Çukuruna dalış yapmak için Arman’dan yardım ister. Dalış için Oya’ya ve Arman’a ihtiyacı vardır. Bir şekilde onu ikna eder ve Defne’nin asistanı Rana (Ecem Uzun), oşinograf Felix ve ortak arkadaşları Cem (Onur Ünsal) ile birlikte dalış yaparlar; o arada İncirlik Üssü’ne garip gelişmeler olmaktadır, Güneş patlama sinyalleri göndermektedir.

Durumdan bir şekilde haberdar olan Defne’nin nişanlısı Kenan tarafından gemide  bırakılmış bir videoda, Güneş’in doğduğu anda bütün insanların öleceğini ve Kos’ta  bir sığınma yerine gitmeleri gerektiğini söyler. Gemiyi terk eden ekibi bu esnada “Yakamoz S-245 “ bulur ve durum açıklaması yapıldıktan sonra askeri tertibat ve bilim ekibi birlikte denizaltı yolculukları başlar. Bundan sonrası dünyada sağ kalmış bir avuç insanın hayatta kalma  hikayesi…

OYUNCU KARAKTER İNCELEMELERİ

Dizide askeri tertibat ve bilim insanları var; ancak ne bilim insanları tam olarak bilim insanı havasında ne de askeri ekip:

Öncelikle gereksiz bir karakter olan Rana’dan başlayalım. Adeta süs biberi olarak diziye konulmuş. Ecem Uzun’u hangi amaçla dizide oynatmışlar anlamış değilim.

Şöyle bilim kadınlarımızı gözden geçiriyorum da…Defne’de bilim insanı havası ve cazibesi görmedim.

Okyanus bilimci olan Felix bilim insanlığına biraz daha yakın duruyor.

Cem, bilim insanı olmasından çok insan modelini canlandırıyor. Doğrusu ekip içinde oyunculuğunu beğendiğim birkaç kişiden biri. (Onur Ünsal’ı her zaman beğenirim zaten.)

Kıvanç Tatlıtuğ’un zaman zaman performansı düşüyor, zaman zaman yükseliyor; özellikle son bölümlerde oyunculuğunu öne çıkarmış. 

Asker karakterler de ise; Erenay komutan (Hakan Salınmış)  fazla yumuşak, Umut komutan (Ertan Sabah) abartılı, Altan astsubay(Ersin Arıcı) kıvamında, Barış Astsubay (Murat Güven Akpınar) ise askeri karakterden çok yine bir insan modeliyle rolünü en güzel  oynayanlardan. Bu ekipten de Akpınar’ı beğendim…

Gelelim insan karakterlerine; öncelikle şunu söylemeliyim ki insanın olduğu yerde huzur olmuyor; dünyada bir avuç kalmış kişi bile birbirini yemeye devam ediyor. Cennete gideceğini düşünenelr hiç boşuna heveslenmesin; zira insan orayı da cehenneme çevirmeyi  bilecektir. Bu denizaltında gördüğümüz gibi bir yandan hayatta kalmak için inanılmaz  bir  mücadele verirken bir yandan da hayatta kaldıkları her an birbirinin kuyusunu kazmaya devam ediyorlar. Fotoğrafı biraz daha büyüttüğümüzde ise araya devletlerin gizli örgütleri giriyor ki komplo teorileri ve kaos büyüdükçe büyüyor…

Filmlerde esas,  kapana sıkışan insanların bilinçaltlarının zuhur etmesiyle  karakter ve psikolojik alt yapılarının ortaya saçılmasıdır. Bu ne kadar başarılı yansıtılırsa filmin değeri o kadar artar. Doğrusunu söylemek gerekirse bu tabloyu dizide görüyoruz; ancak karakter dağılımını eşit yapmak gerekir diye düşünüyorum. Bir kurumda herkes kötü ya da herkes iyi olamaz. Her kurumun iyileri kötüleri vardır. (Bizim bir başka özelliğimiz de ya yerden yere vururuz ya da göklere çıkarırız.) dizideki deniz kuvvetlerinde iyi bir karaktere rastlamamak düşündürücü. Yalnızca Erenay Komutan yumuşak ve insancıl görünüyor o da daha sonra Nato ajanı çıkıyor; daha doğrusu yönetmen Tolga Çelikel ve Umut aral   Erenay Komutanın iyi mi yoksa kötü mü olduğuna karar verememişler. Beni rahatsız eden bir başka husus da maden işçilerinin de tam barbar gibi yansıtılmaları,  sonuçta o kadar da değil dedirtecek cinsten. Bu tür filmlerde dengeyi çok iyi kurmak gerekir diye düşünüyorum…

Bu dipsiz karanlık hikayede beğendiğim sahneler de oldu elbet. Dünya yok olurken Çingeneler Zamanı müziği olan Ederlezi’nin çalması,  insanları öldüren güneşin muazzam şekilde doğuşu, Cem’in  intihar kararıyla deniz kenarındaki duruşu gibi birkaç kaç sağlam sahne etkileyiciydi. Kıvanç Tatlıtuğ da her zamanki gibi yakışıklıydı…

Yazımızı diziye uygun Jules Verne alıntılarıyla bitirelim:

“Dengeler değiştiğinde ortaya çıkan sonuçların önüne geçemeyiz. Beşeri kanunlara meydan okuyabiliriz, fakat doğa kanunlarına direnemeyiz.”

“Yeryüzünde her şeyin ömrü sınırlıdır, ilelebet var olacak bir şey insan elinden çıkamaz”

Yönetmen : Umut Aral (4 Bölüm), Tolga Karaçelik (2 Bölüm)

Senaryo : Jacek Dukaj, Jason George, Cansu Çaban, Sami Berat Marçali

Görüntü Yönetmeni : Burak Kanbir

Kurgu : Aziz İmamoğlu (2 bölüm), Özcan Varfar (2 bölüm), Çiçek Kahraman (1 bölüm), Barkin Yeşiltepe (1 bölüm)

Müzik : Ahmet Kenan Bilgiç

Oyuncular : Kıvanç Tatlıtuğ, Özge Özpirinçci, Ertan Saban, Ece Çeşmioğlu, Jerry Hoffmann, Ecem Uzun, Meriç Aral, Ersin Arıcı, Onur Ünsal, Güven Murat Akpınar, Hakan Salınmış

Türkiye / Bilimkurgu-Aksiyon-Macera / 6 Bölüm 42 Dk.

Film notum:
İLEYakamoz S-245
KAYNAKYakamoz S-245
Önceki yazıKuzeyli
Sonraki yazıCehennem Öfkesi : Ave Marie

4 YORUMLAR

  1. Bu nasıl bir sensizlik askeri personel adeta aşagılanmaya çalışılmış bu dizinin askeri danışmanı yokmu resmen rezillik hadsizlik ilgililerin işlem yapmasını bekliyoruz

  2. Türk Deniz Kuvvetlerinde 24 yıl Asb olarak görev yaptım.
    Denizaltıcı Asb larımızı rencide edici birçok sahneye şahit oldum ve şiddetle red ediyorum. Bahriyeliler korsan değildir.Tek kelime ile bu senaryoyu yazanları kınıyor ve nalet olsun diyorum..!

  3. Bu nasıl bir hadsizlik boyke . Hiç bir türk askeri göz göre göre geride adam bırakmaz düşman olsa dahi . Maşallah türk askerlerini yerin dibine sokmuşlar

  4. In to the night çakması bir dizi olmuş. Biraz daha yaratıcı olabilirsiniz. Uçak yerine denizaltı koymuşlar, onun dışında tüm senaryo aynı. Pişmanlık ve zaman kaybı

CEVAPLA

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz