Belgeselimiz 3 bölümden oluşuyor.

Bölüm 1 : Anlatılmış En Müthiş Hikaye. Bu bölümde dinlerin nasıl tek bir miti merkez alarak oluşmuş bir yanılgıdan ibaret olduğunu anlatan kısmı izliyoruz.

Bölüm 2 : Tüm Dünya Bir Sahne. Bu bölümde ise 11 Eylül saldırılarının arkasında Amerika’nın olduğunu görüyor ve bundan yola çıkarak gerçekleşen olaylar dizisini seyrediyoruz.

Bölüm 3 : Perdenin Arkasındakilere Aldırmayın. Son bölümümüzde ise tüm dünyayı yöneten ailelerin ve geçmişten bu zamana kadar her şeyi nasıl parmaklarının ucunda tuttuklarına tanık oluyoruz.

Belgeseli izlemeye başlamadan önce “zeitgeist”in ne olduğunu biraz araştırdım. Sözlük tanımına bakacak olursak” Zeitgeist, bir çağın düşünce ve duygu biçimidir.” Ama belgeseldeki anlatıma uygun bir tanımı daha var : Zamanın ve toplumun ruhu. Belgeseli izlerken aslında bu başlığın ne kadar uygun olduğunu görüyoruz.

Üç bölümden oluşan belgeselin ilk bölümünden başlamak isterim. ”Anlatılmış En Büyük Hikaye” diyor yönetmenimiz. Daha önce hiç duymadığım, kuramadığım bağlantıları anlamaya başladım. Geçmişten beri Hristiyanlık’ın ilahi bir din olarak indiğini, İslam inancına göre bozulmuş bir din olduğunu okur, duyardım. Ancak asla bir mitten doğmuş veya uydurma olacağını düşünmemiştim. Böyle olabilir miydi gerçekten? Bir mitten böylesine detaylı,kapsamlı bir din uydurmak mümkün müydü? Yüzyıllardır bu bağlantıyı kuran, sorgulayan insan sayısı bu kadar az mıydı? Geçmişten beridir insanları bölmek, akıllarına girmek için bu kadar büyük bir efsanenin peşinde koşulduğuna inanmak her ne kadar zor gelse de belgeselin bir noktasından sonra insanların “güç” için neler yapabileceğini kavramaya başladım.

İkinci bölüm : Tüm Dünya Bir Sahne. Evet gerçekten de bu dünya koca bir sahneymiş. Gücü ellerinde bulanların yazdığı senaryolar ve bunları oynayan devletler, politikacılar, bankalar ve biz insanlar. Korkunç olaylar yaşandı bu sahnede. Binalar çöktü, devletler yıkıldı, savaşlar yapıldı, insanlar öldü… Ama belli ki senaristler hiç değişmemiş. 11 Eylül saldırılarında binlerce kişinin ölümüne göz yuman ve bir nevi teröristlerle iş birliği yapan hatta terörü oluşturan Amerika`nın sahtekarlığı en güzel örneklerden olmuş.

Ve işte sonuncu bölüm : Perdenin Arkasındakilere Aldırmayın. İnsanlığın bence varlığından bu yana yaptığı en iyi şey görmezden gelmektir. Dünyaya bunca kötülüğü salgılayan hanedanların, ailelerin anlatıldığı bölüme de ancak böyle bir isim verilebilirdi zaten. Amerika politikasına da elbette sahip olan bu üst güçlerin “federalite” adı altında insanları sömürüp yine onlara çalışması şaşırtmadı beni.

Büyük güçlerden olan Rockerfeller ailesinden birinin bizzat ağzından duyduklarını paylaşan yönetmenin söylediklerine değinmek istiyorum. Dünyayı önce kaosa sürükleyip daha sonra tek devlet haline getirmek isteyen insanlardan bahsediyoruz. İnsanlara taktıkları çiplerle adeta tanrıcılık oynamak isteyen bu aklın bizi sürükleyebileceği gelecek korkutucu. Tüm bunları düşünürken şu cümleyi gördüm : Korku ve sevgi arasında seçim yapın. Bu düzenin böyle gitmemesi için tek çaremiz sorgulamak. İzlediklerimiz etkisiyle bir anda parlayıp çabucak sönmememiz dileğiyle.

Misafir Yazar : RABİA ŞAHİN

Yönetmen / Senaryo / Kurgu / Yapımcı : Peter Joseph

Müzik : Lili Haydn

Oyuncular : Peter Joseph, Robert Sapolsky, Gabor Mate, Richard Wilkinson, James Gilligan, John McMurtry, Michael Ruppert, Max Keiser, Jacque Fresco, Adrian Bovyer

ABD / Belgesel-Dökümanter / 161 Dk.

Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here