Alcarràs

“ALCARRAS” 41. İst. Festivali programının Altın Ayı Ödüllü filmi

GÜÇLÜ KAPİTALİZM ELEŞTİRİSİ

Kariyerinin 2 filmiyle çocukluğunu ve amcasının yaşadıklarını anlatan Carla Simon, bazı küçük insanların hayata tutunma savaşına saygı duruşunda bulunuyor. Atmosfer yaratmadaki becerisiyle, incelikli ve samimi anlatımıyla Katalan yönetmen “Alcarras”ta duygusal ve melankolik bir öykü anlatıyor. Profesyonel olmayan, yerel halktan seçilen oyuncular filmi inandırıcı kılıyor.

1986’da Barcelona’da doğan Carla Simon, otobiyografik “93 Yazı / Estiu 93”ün ardından yaptığı 2. uzun metrajlı filmi “Alcarras”, Altın Ayı Ödülü kazanan ilk Katalanca film oldu. 6 yaşındayken anne-babası AİDS’ten ölünce amcasının ailesiyle büyüyen Carla Simon, bu tecrübesininden yola çıkarak, “93 Yazı”nda annesi ölen bir yetim kız çocuğun bu olaya verdiği tepki ve bununla başa çıkma arayışını anlattı.

Film Berlin Film Festivalinde En İyi İlk Film Ödülünü kazandı. Filmde 6 yaşındaki Frida annesinin ölümü üzerine, doğduğu yerlerden çok uzağında oturan amcasının yanına gönderilmesini anlatıyordu. Ancak annesini unutamayan Frida yeni hayatına uyum sağlamada zorlanıyordu. “93 Yazı”nda kaderin gerçekliğiyle yüzleşen bir çocuğun melankolik dünyasına odaklanan Carla Simon, “Alcarras”ta toprağa bağlı yaşayan bir ailenin değişen dünyalarının gerçeklerine uyum sağlamada yaşadıkları zorlukları perdeye taşıyor.

PASTORAL TADLAR İÇEREN BİR COĞRAFYA

Kariyerindeki 2 filmle kırsal alanda kalmaya kararlı gözüken Katalan yönetmen, “Alcarras”ta ailesinin birden çok nesil boyunca şeftali çiftliğini kurduğu küçük köyün sorunlarına eğiliyor. Bu konuda amcasının yaşadıklarından esinleniyor. Carla Simon karakterlerinin hayatını, anlatısına hizmet etmek için değil, toplumsal hayatımızdaki bazı küçük insanların verdikleri hayatta kalma savaşına saygı duruşunda bulunmak için ekrana taşıyor.

Hayatlarını Alcarras’taki topraklarında meyve toplamada geçiren Solé ailesinin, bu toprakları yakın bir gelecekte terketme tehlikesiyle karşı karşıya kaldıklarında verdikleri tepkileri, film etkileyici ve insancıl bir dille gözlere seriyor. Kooperatifteki çiftçilerin ürünlerinin değerini düşürmekte israr eden ve geçimlerini doğrudan tehdit eden güçlere karşı, sonu hüsranla biteceği belli olan bir mücadeleyi izliyoruz. Carla Simon, Solé ailesinin temel direği Quimet üzerinden, son hasadı toplamaktan başka seçeneği kamadığını görmenin hüznünü izleyiciye geçirmede başarılı.

Katalan yönetmen 2 filmiyle, İspanyol sinemasının Alice Rohrwacher’i (Mucizeler) olarak anılmaya adaylığını koyuyor. Bir “kaybolan miras” öyküsü üzerinden, atmosfer yaratmadaki becerisiyle, incelikli, samimi anlatımıyla, Carla SimonAlcarras”ta duygusal ve melankolik bir öykü anlatıyor. Yönetmen “sessiz trajedi” olarak nitelendirilebilecek filminde, gerçeklik hisini izleyiciye geçirerek filmini insancıl kılabiliyor.

Carla Simon yaşanmışlık kokan filminde, değişen sosyo-ekonomik koşullara ayak uyduramayan muhafazakar insanlardaki tahribatı senaryosuna ustalıkla taşıyor. Değişen hayat şartlarında, şeftali yetiştirmekten vazgeçip Pinyol’un yeni işinde çalışmayı kabul eden kızkardeşi ve eniştesine Quimet’in tepkisi çok sert oluyor. Aile içi dengeler değişince, çocuklarının eskisi gibi birlikte oynamaları bile yasaklanabiliyor.

Genç yönetmen topraklarını terkeden çok sayıda aileye rağmen, günümüzde hala şeftali yetiştirmekte israr eden insanların varlığını hatırlatırken, protestoların bir şeye yaramadığı gerçeğinin altını çiziyor. Nitekim başkahramanı Quimet, acı sonun kaçınılmaz olduğunu bilmesine rağmen bu gerçeği inkar ediyor. Film geleneksel tarım üretimi ile gelişen sanayi arasındaki çatışmaya ve köylülerin çıkışsızlığına odaklanan, yüreklere hitap eden bir dram.

Film adını İspanyanın kuzeybatısındaki, Katalunyanın Alcarras şehrinden alıyor. Carla Simon tümü profesyonel olmayan oyuncu kadrosundan iyi verim almayı başarıyor. Doğaçlama konuşan, adeta yaşadıkları çiftçi hayatını canlandıran, yerel halktan seçilen oyuncular filmi inandırıcı kılıyorlar. Yetişkinlerin dünyasına çocuk gözüyle bakma eğilimini, “93 Yazı”ndan sonra “Alcarras”ta sürdüren Carla Simon farklı yaşlardaki 5 çocuk kahramanına senaryosunda önemli yer veriyor. Uyum içindeki amatör oyuncuların performanslarındaki doğallığı perdeye aktarmadaki başarısı da övgüye değer.

Film Solé ailesi tarafından yaratılan pastoral bir coğrafyada, yaşanan iş problemleriyle dengelerin değişmesini anlatıyor. Film bereketli topraklarda nesillerdir şeftali yetiştiren bir ailenin çocuklarını hurda bir araba içinde oynarken gösteren bir sekansla açılıyor. Çocuk ruhlu bir sanatçı olarak Carla Simon, doğal ortamda yaşamanın tadını çıkaran çocukları perdeye taşıyor. Ailenin en küçüğü olan İris, ikiz kuzenleri ile direksiyonda uzay gemisi oyunu oynarken, film sahte bir mutluluk tablosuyla start alıyor.

Varlıklı Pinyol ailesi İspanya İç Savaşı sırasında Sole’ler tarafından saklanarak koruma altına alınmıştı. Çiftçilerin emeğini sömüren toprak ağaları devrimcilerin hedefi haline gelip katledildikleri dönemde, Sole’ler Pinyol’leri saklayıp öldürülmelerini engellemişti. Ancak savaş sırasında Sole ailesinin büyük dedesine, Pinyol klanı tarafından verilen işletme hakkı belgesini, büyükbaba Rogerlio koyduğu yeri bir türlü bulamaz. Zira Pinyol’lar, minnet gösterisi olarak Sole’lere verdiği arazi için tapuda işlem yapmayıp, “sözümüz senet” deyip geçiştirmişlerdi.

KAYBOLAN MİRAS

Son mirasçı Pinyol, topraklarına güneş enerjisi sağlayan panelleri yerleştirme kararı alırken, geçmişte verilen sözün geçerliliği kalmadığını ilan etmiş oluyordu. Yaşanan kuşak çatışması ve devletin üretici çiftçiye değil de yatırımcı müteşebbise destek vermesi, 3 nesildir şeftali yetiştiren ve değişen sosyo-ekonomik koşullara ayak uyduramayan, Sole’lere hüsranlı bir son getiriyordu.

Film Katalunya’daki Alcarras bölgesi arazilerinde nesillerdir şeftali yetiştiren Sole ailesini merkezine alıyor. Ancak bu yıl topladıkları hasılatın toplıyacakları son hasılat olma ihtimali var. Ailenin, tahliye ve şeftali ağaçlarının kesilip güneş panellerinin kurulması ihtimaliyle karşı karşı kaldıklarını görüyoruz. Arazi sahibi Pinyol, şeftali ağaçları bahçesinde güneş panelleri kurulması için bir enerji şirketiyle anlaşmış, bir vinç çocukların oyun yeri haline gelen hurda arabayı kaldırıp atmak için gelmiştir.

Rogelio’nun dik kafalı oğlu Quimet ailesinin kaderini öfkeyle kabullenir ve tüm enerjisini son hasattan maksimum verimi almaya harcar. Karısı Dolors, sevgi dolu ama kavgacı aileyi bir arada tutmak için çalışır. Taşra hayatını şehir hayatına karşı gösteren sosyal gerçekçi film, bir yerde güçlü bir kapitalizm eleştirisine soyunuyor.

İspanyadaki “güneş enerjisi” patlaması yaşandığı yıllarda, güneş enerjisi santrallerine yer açmak için, meyve bahçelerini yok edip yerel halkı topraklarından koparmaya niyetli yöneticilere karşı savaş açan Quimet, inatla bahçesindeki mahsulu toplamayı sürdürüyor. Ancak mağlup ayrılacağını bildiği bu savaşta, çocukları Roger ile Mariona’yı motive etmekte zorlanıyor. Dede Rogelio ise torunu Mariona’yı yanına alıp, bahçesinden kopardığı olgun incir sepetini koluna takıp, kasabada yaşayan Pinyol’ları ziyarete gider. Ama bu çabası durumu değiştirmez.

Filmde bir masa etrafında toplanan Solé ailesini birbirlerine kenetlenmiş, uyum içinde şakalaşırken, hayattan tad alırken gösteren neşeli bir sekans var. Ancak fikir ayrılıkları yüzünden bu ale saadeti tablosu uzun sürmez. Ancak Carla Simon filmin finalinde tüm aile bireylerini bir araya getiren etkileyici final sekansında, iyimser bir tonla, ileriye umutla bakmamız gerektiği mesajını veriyor

Carla Simon filminde, bir uyanış içinde olan ve aniden kendilerine ait olarak gördükleri toprakları sonsuza kadar ellerinden alınabileceğini öğrenen bir çiftçi ailesinin yaşadığı travmayı anlatıyor. Senaryo, sonunu bildiğimiz bir olayı ve olayı yaşayan kişiler arasındaki ilişkileri tahlil etmeyi hedefliyor. Carla Simon bu konuda: “Ailem şeftali yetiştirdiği için, konu kalbime çok yakın bir yerde. Sıkıntı içindeki aile ile kendimi bir hissedip, filmimde yaşadıkları çıkışsızlığı göstermek istedim” diyor.

Filmin teknik kadrosuna gelince… Carla Simon ilk filmdeki kurgucusu Ana Pfaff’ın yanına Didar Palou’yu almış, görüntü yönetmenini ise değiştirmiş. Daniela Cajias pastoral tadlar içeren kartpostal güzelliğindeki fotograflarıyla adete Alcarras yöresinin turizm elçiliğine soyunmuş.

Henüz 2 filmiyle İspanyol sinemasına damgasını vuran Carla Simon, Katalan sinemasının Albert Serra (Ölümün Hikayesi), Bigas Luna (Jamon, Jamon), feminist İsabel Coitex, Ventura Pons, Roser Aguilar gibi ustaları arasına adını yazdırmayı başardı. Bizlere, taşra hayatının zorluğunu vurgulayan, otobiyografik özellikli Carla Simon trilojisini tamamlıyacak, üzerinde çalıştığı “Romelia”yı beklemek kalacak.

Yönetmen : Carla Simón

Senaryo : Arnau Vilaró, Carla Simón

Görüntü Yönetmeni : Daniela Cajías

Kurgu : Ana Pfaff

Özgün Müzik : Andrea Koch

Oyuncular : Jordi Pujol Dolcet, Anna Otin, Xènia Roset, Albert Bosch, Ainet Jounou, Josep Abad, Montse Oró, Carles Cabós, Berta Pipó

İspanya-İtalya / Dram / 120 Dk.

OrtaKoltuk Puanı:
İLEAlcarràs
KAYNAKAlcarràs
Önceki yazıOsman Sekiz
Sonraki yazıCennet Gibi

CEVAPLA

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz