Değişime açık, gelişime uyumlu: Bursa’nın Hisar semtinde, soğuk bir havada, odun sobasıyla ısınılan bir evde, 1931 yılının Aralık ayında başlar Zeki‘nin hayatı. Kaya ve Hayriye Müren‘in çok sevdikleri ve biraz da el bebek gül bebek yetiştirdikleri Zeki, henüz küçük yaşlardayken sesinin güzelliği ile bir bakıma ileride büyük bir yıldız olacağının sinyallerini vermekteydi. Alışılageldik çocuklardan değildi o, farklıydı, dinlediği şarkıları kolaylıkla ezberinde tutuyor, Müzeyyen Senar‘ın klasik Türk müziği parçalarını çok güzel terennüm ediyordu. Henüz epey erken zamanlarda, dört bine yakın klasik şarkıyı ezberine almıştı. Ortaokulu bitirdikten sonra, hırsının bir göstergesi olarak Boğaziçi Lisesi’nde okumak üzere ailesinden izin alarak İstanbul’a geldi. Aklı fikri sesini bir şekilde duyurmaktı. Gözlerini kapattığında tıpkı bir Müzeyyen Senar gibi hayranlarının etrafını çevireceğini hayal ediyordu. Epey şarkı sözü de yazmaya başlamıştı ayrıca, ileride bir şiir kitabı çıkaracak kadar söz yazmada mahareti vardı.

İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Süsleme Bölümü’nden başarıyla mezun oldu. Henüz küçük yaşlarda iken Tamburi İzzet Gerçeker‘den solfej dersleri aldı. 1950 yılında TRT’nin açtığı sınavları kazanır. Jüriyi sesi ile ve müzik bilgisi ile büyülemiştir. Kimler yoktur ki jüride: şair Orhan Veli‘nin babası Veli Kanık, Refik Fersan, Fahire Fersan. Ve ayrıca, Yorgo Bacanos da uduyla eşlik etmektedir. Jüriye dört bine yakın parça bildiğini söyler ve içlerinden rastgele birisi seçildiğinde başarılı bir şekilde ses verir. Yıldızın parladığı anın artık kendisi lehine yavaş yavaş geldiğini hissediyordur. TRT’nin haftasonları yayımladığı proğramlardan birisinde sesini tüm ülkeye duyarmak ister. Dönemin Demokrat Parti Bursa İl Başkanı olan Hayri Terzioğlu‘nun da desteği ile TRT’de daha bir görünür olur ve 1 Ocak 1951 tarihinde ünlü sanatçı Perihan Altındağ Sözeri‘nin rahatsızlanması üzerine radyo’ya çağrılır. Radyo’da canlı olarak parçasını seslendirdikten sonra, spiker Tarık Gürcan, “…mazeretine binaen seansına gelemeyen Perihan Altındağ Sözeri yerine Zeki Müren’i dinlediniz” diyerek canlı yayını bitirir. Radyo dinleyicileri şaşkınlık içindedir, az önce dinledikleri ses, daha önce kimseye benzemeyen, özgün bir sestir ve başarılı bir şekilde şarkıyı icra etmiştir. Ne var ki, tüm bunlar Zeki için yetersizdir. O tüm Türkiye’ye sesini duyurmak ister.

Şükrü Taner bestesi olan “Bir Muhabbet Kuşu” plağa okuduğu ilk eseri olur. Ancak bu da yetmez, oynayacağı filmlerle bir nevi turneye çıkması gerekiyordur. 1953 tarihli “Beklenen Şarkı” filminde dönemin en önemli yıldızlarından Cahide Sonku ile birlikte çalışır. Ancak Sonku‘yu ikna etmek o kadar da kolay olmaz. Zeki Müren disiplini ve buyurgan yapısını daha o günlerde göstermeye başlar. Aynı şekilde Cahide Sonku da elbisesinin rengi ile uyumlu araba olmaksızın dışarıya çıkmayı bile kabul etmeyen, belirli kaprisleri ile bilinen büyük bir yıldızdır. İkisi beklendiği gibi bu filmde çatışırlar ve filmin çekim süreci tüm bunlar sebebiyle çok uzun sürer. Ancak “Beklenen Şarkı” beklenen etkiyi de yapmıştır. Artık, Zeki Müren tüm Türkiye’nin bildiği bir isim olur. İlkin İzmir gazinolarında, ardından İstanbul’da büyük ilgiyle dinlenen bir sanatçıdır artık. Ancak popülerliliği arttıkça Zeki Müren‘in kuralları daha sıkı ve katlanılması kolay olmayan boyuta gelir. Hiçbir kontrata imza atmaz, gazino iç tasarımını “T” biçimine sokarak dinleyicisiyle daha bir farklı iletişim yolunu dener. Yetmez; tüm saz ekibinin aynı şekilde giyinmesini dikte eden bir yapısı vardır. Ayrıca doğal assolist olarak hiçbir zaman afişlerde ismi aşağıda yer almaz, bu kim olursa olsun istisnası da yoktur. Üstelik sahne hayatına da bir çok yenilikler getirir.

Amerika’ya yaptığı seyahatte ünlü Amerikalı piyanist ve şarkıcı Leberace‘nin de etkisi ile sahne kıyafetlerinde uzun topuklu ayakkabıları, pelerinleri, efemine ve janjanlı kıyafetleri deneyerek herkesi şaşırtır. Ancak modern toplum sancılarını taşıyan bir ülkede tüm bunlar hiçbir tepki taşımaz, bilakis daha çok ilgi duyulur. Ancak, 1955 ile 1980 yılları arasındaki dönemde gazino kültürünün de etkisi ile paşalık ünvanını taşıyan sanatçının muarızları da yok değildir. Cinsellik bağlamında özel hayatı, hasis kişiliği, yakınlarına karşı kimileyin acımasız tavırlarıyla ve ayrıca toplumsal sorunlara kayıtsızlığı gibi yönlerden yapılan eleştiriler bir yana, müzikal değişimlerine yapılan tenkitler sık kullanılan eleştiri kaynaklarındadır. Yakın zamanda tarihçi, gazeteci-yazar Murat Bardakçı‘nın da gündeme getirdiği gibi, sanat icrası ile Türk Sanat Müziği’nin canına okuduğu, ses sanatçılığının gazino showlarının gerisinde kaldığı gibi sert eleştiriler yöneltilir kendisine. Ancak hiçbirine kulak asmaz. 1980’ler sonrasında gelişen arabesk müziğin dışında da kalmaz üstelik. Özellikle Ahmet Selçuk İlkan ve plak şirketine transfer olarak da Selami Şahin ile yaptığı çalışmalarda, yine döneme uyum sağlayarak batmayan güneş olduğunu kanıtlar.

1981 yılında yayımlanan “Kahır Mektubu” isimli şarkı, Türk müzik tarihinin en uzun şarkısı olarak kayıtlara geçer. Selami Şahin‘in sahibi olduğu Lider Plak şirketine dört kaset yapar. “Gitme Sana Muhtacım“, “Bir Sevgi İstiyorum“, “Eskimeyen Dost” bu dönemin beğenilen şarkıları arasındadır. Sanatçı 1983 yılında sağlık kontrolü için Amerika’ya gider ve dönüşünde Bodrum’a yerleşir. Bodrum günlerinde her sene Bodrum Kalesi’nde bir konser verme geleneğini başlatır, konserler büyük ilgi görür. 1988 yılında yaptığı albümünde ise dönemin sevilen alaturka ve pop şarkılarını seslendirir. 1992 yılında “Sorma” albümü hayatta iken çıkardığı son albümü olur. Albüme ismini veren “Sorma” parçası Sezen Aksu‘ya aittir…

Kendi güçlü sesi ile seslendirilen, fakat zayıf oyunculuklu filmler… Zeki Müren, daha sonraki ünlü ses sanatçılarının denemelerinde görüleceği üzere, kendisinin şarkılarının isimlerinden hareketle çektiği ve bir bakıma plaklarının tanıtımı işlevini gören filmlerde yer alır. Zeki Müren‘in ilk filmi olan “Beklenen Şarkı” dışında, “Kırık Plak“, “Gurbet“, “Son Beste“, “Bahçevan“, “Altın Kafes“, “Kâtip” gibi otuza yakın daha filmi bulunmakta. Bu filmlerin diğer ses sanatçılarının filmlerinden farkı, Zeki Müren‘in tüm filmlerinde kendi güçlü sesine ve genel kabul gören düzgün Türkçe’yi kullanmasına olan güveninin de göstergesi olarak, dublaja ihtiyaç duymaksızın kendi sesi ile filmlerde yer almasıdır. Ve ayrıca yine belirtmemiz gerekir ki, filmlerinde Anadolu’nun bütün sınıfsal karakterleri yer almaktadır. Bazen hamal, bazen şoför, bazen de ses sanatçısı rollerinde görünür Zeki Müren.

Filmografisinde yer alan filmlerden en ilginci sanırım “Düğün Gecesi“dir. Osman Fahir Seden imzalı 1966 yapımı filmin ilginç özelliklerinden birisi kuşkusuz daha sonra Kemal Sunal ile Perihan Savaş‘ın rol aldıkları, Kartal Tibet‘in yönettiği 1985 yapımı “Sosyete Şaban” filmine muhtemelen esin kaynağı olmasıdır. Zira konular birbirine ana arterlerde çok benziyordur. Temel fark şuradadır ki, Sosyete Şaban‘da, Şaban Ağa (Dilaver) görgüsüz tipleme olarak çıkarken karşımıza, Düğün Gecesi’nde bu benzer konum bu kez bir kadın karaktere verilir. Zeki (Zeki Müren), Ali Şen‘in canlandırdığı babasının zorlaması ile Zeynep (Türkan Şoray) isimli, kırsal dünyada büyüyen ve Zeki’nin Avrupai halinin tam aksi bir sosyal pozisyonunda yer alan ve ayı olarak nitelediği bir kişi ile evlenmek durumunda kalır. Ancak evliliğinin ertesi günü kaçar. Bu durum Zeynep’i çok etkiler ve sürekli domuz olarak nitelediği Zeki’den intikam almaya karar verir. Bir senaryo yazdırır kendisini yetiştiren ağası Kadir’e (Kadir Savun).

Zeynep güya kaybolmuştur, oysa ki Amerika’ya gitmiştir, eğitimler alıp kendisini terkeden Zeki’den intikam alacaktır. Zeki ise bu arada Güner (Ajda Pekkan) isimli bir kıza tutulmuştur. Zeki, sesi ile de İstanbul müzik yaşamının en tanınır isimlerinden olmuştur. Bir zaman sonra Zeynep, Tülin ismiyle ve Zeki’nin çalıştığı gazinoyu da satın alarak farklı bir kimlikle ortaya çıkar. Görgü kurallarını tam anlamıyla içselleştirmiş bu kızın Zeynep olabileceğini düşünmez Zeki. İntikamın gereği olarak Tülin, Zeki’ye kendisine aşık ettirir. Ancak Güner bu durumu kabul etmez. Filmin sonlarında ise Tülin kendisinin Zeynep olduğunu Zeki’ye söyler, fakat Zeki aldatıldığını düşünür. Filmin ilginç ve biraz da absürd hali artık sonlarda zirve yapar.

Son dönemlerde sosyal platformlarda çokça gösterilen uçak pilotuna Zeki’nin “uçağı durdurun inecek var” dediği replik ve uçaktan paraşütle iniş sahneleri sinema tarihinde kuşkusuz unutulmazlar arasında yerini almıştır. Ancak filmi önemli kılan bir kaç özelliğe daha değinmek gerekir. Bunların en başında, zor bulunur şekilde filmde, bir arada bulunan oyuncularıdır: Zeki Müren, Türkan Şoray, Ajda Pekkan, Ali Şen, Kadir Savun, Nubar Terziyan ve bir çok değerli oyuncu yerini almıştır bu filmde. Bunun yanı sıra film de Ajda Pekan ile Zeki Müren‘in düeti de yine sinema ve müzik tarihi açısından çok önemlidir. Sözlerini Fecri Ebcioğlu‘nun, müziğini ise Charles Singleton‘un yaptığı “İki Yabancı“yı çok başarılı bir şekilde seslendirirler. Yine filmde, “Mühür Gözlüm“, “Bang Bang“, “Sen Aşk Nedir Bilir misin?” gibi parçaları Zeki Müren ve Ajda Pekkan‘ın ağzından dinlemek çok güzeldir…

Ayakta Ölüm ya da intihar… Ve son’a yaklaşılır…1990’larda Zeki Müren rahatsızlığının da etkisi ile Bodrum’daki evinde inzivaya çekilir. Sevenleri yalnızca 1996 yılında Savaş Ay‘ın “A Takımı” isimli proğramında telefondan sesini duyarlar. Ancak bir gün TRT’de “Sönmeyen Güneş” isimli bir belgeselin çekimleri olacaktır. Zeki Müren yıllar sonra sevenlerinin karşısına çıkmaya karar verir, öncesinde kendisine TRT Radyosu’ndaki mikrofonu takdim edilecek ve kendisinin belirlediği iki isim de proğram çekiminde bulunacaktır. Takvimler 24 Eylül 1996’yı gösterdiğinde, Zeki Müren, kendisinin belirlediği isimler olan Ajda Pekkan ve Muazzez Ersoy ile birlikte kameraların karşısına geçer. Çok heyecanlıdır. Kendisine takdim edilen mikrofonu almak üzere ayağa kalktığında ayakta duracak gücü bulamaz kendisinde. TRT spikeri Hülya Aydın‘ın koluna sırılır ve kendisini sakın bırakmamasını ister, yoksa küçük düşeceklerini söyler izleyecilerinin önünde. Son gösteri kusursuz olmalıdır. Çünkü sevenlerinin karşısına hep dik ve paşa namı ile çıkmıştır. Ne var ki, kendisini çok kötü hisseder Zeki Müren ve proğrama ara verilmesini ister. Sonra kötü haber gelir. Ve sonradan anlaşılır ki, ilaçlarını o gün kullanmamıştır..

Bizans tarihi araştırmalarıyla da tanınan yazar Radi Dikici son çıkan kitabı olan “Aşkın Kavurduğu Güneş Zeki Müren” isimli kitabında bu sonun önceden belirlenmiş ve provası yapılmış bir intihar olduğunu söyler. Sanırım Zeki Müren‘in kendi sesinden duyurduğu bir buçuk ay öncesi ses kaydı da bunu doğrulamaktadır, kendisini sürekli yenileyen ve müzik piyasasına bir şekilde uyum sağlayan Zeki Müren, 90’ların trend müziği pop müzik ve gittikçe kötüleşen sağlığının olumsuzluğu karşısında, bir kenarda sessizce ölmek yerine, sevenlerinin önünde son gösterisini yapmak istemiştir: “…Bir gün bir film çevirsem nasıl bir rolde oynamak isterdim biliyor musun? Henüz alkışlar devam ederken, henüz hayranlarıyla kapısı dolup taşarken, henüz günde günlerce mektup alırken ölen bir bestecinin hayatını oynardım. Ve genç yaşında geçirdiği büyük bir aşkın kabus halinde tekrarlanmasından dolayı intihar eden bir besteciyi oynardım…” Ve perde kapanır, ancak hiç unutulmaz. Korona günlerinde her “elbet birgün buluşacağız” dediğinde uzaktan, sevenlerine moral ve güç verecektir ayrıca: ” …Elbet birgün buluşacağız Bu böyle yarım kalmayacak…

SONY DSC
Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here