Pal Sokağı Çocukları

Burada Büyüklere Yer Yok

Yaşasın festivaller! Onlar sayesindedir nitelikli sinema ürünlerini görmek ve yine onlar sunarlar geçmişin o destansı yapıtlarını. Son dönem dünya ve ülkemiz festivallerinde yalnızca güncel vizyon filmleri görücüye çıkmamakta; aynı zamanda çocukluğumuzun ya da doğumumuz öncesinde üretilen o kaliteli yapıtları da dev büyülü ekranda görmeye imkan vermekte. İstanbul Film Festivali kısa süre önce tüm görkemi ile sona erdi. Hemen sonrasında, şimdi, yeni, yine bir film festivali, Ankara Uluslararası Film Festivali bayrağı teslim alıyor. Bu yıl 30. yaşına giren Ankara Film Festivali‘nin seçkisi oldukça zengin.

18-28 Nisan arasında film gösterimleri devam edecek festival bünyesinde, özellikle bir klasik yapıt hemen göze çarpıyor. Ünlü Macar yönetmen Zoltàn Fàbri‘nin yönettiği 1969 tarihli Amerikan-Macar ortak yapımı olan “Pal Sokağı Çocukları“. Macar sineması ülkemiz için özellikle bazı yönetmenlerin tanınırlığı itibari ile yabancı bir sinema değil. İlk akla gelenler tabi ki, Oscar ödüllü 1981 yapımı “Mephisto” filminin yönetmeni Istvàn Szabỏ ve özellikle “Torino Atı” filmiyle adından söz ettiren Bela Tarr‘dır. Fàbri‘nin filmleri de gezici festival ve Akbank Sanat Sinema Kuşağı kapsamında toplu gösterimlerle seyirci karşısına çıkmıştı.

Yönetmenin “Pal Sokağı Çocukları” filmi çekildiği sene olan 1969 yılında En İyi Yabancı Film dalında akademi ödüllerine aday gösterilmişti. Çoğumuzun kısa veya tam metni ile okuduğumuz ünlü Macar yazar Ferenc Molnàr‘ın yazdığı esere, Zoltàn Fàbri tamamiyle çocukluk hayallerimizi düş kırıklığına uğratmayacak şekilde metne tam sadık kalarak, masalsı yönlerini atlamayarak, film olarak başarıyla yansıtmış. Emil Petnovics‘in o güzelim müziği ile Budapeşte sokak görüntüleri ile başlayan film, tıpkı romanı gibi aslında bir çok alt okumalara müsait bir eser. Çocuk klasikleri arasında geçse de aslında büyüklerin de oldukça ilgisini çekmesinde bu yapısının varlığını gözden uzak tutmamak gerek.

Filmin başarısındaki bir başka etken de çocuk oyuncuların büyüklere taş çıkartan müthiş oyunculukları ve görüntü yönetmeninin düş ve gerçek karışımını başarı ile yansıtan çekimlerdeki hüneridir. Dış çekimlerde, Budapeşte sokaklarının çocuk dünyası ile birlikte gösterilmesi ve çocukların toplu çekimlerdeki uyumları göz doldurucu. Filmin hemen ilk sekanslarında iki ayrı grup kendisini tez elden ele veriyor. Bunlardan biri kısmen daha varsıl çocuklardan oluşan “Kızıl Gömlekliler Çetesi“, diğeri ise Pal sokağı çocuklarından teşekkül ve gelir durumları ötekilerine kıyasla daha düşük olan “Cam Macunu Derneği” üyeleri çocuklar.

Film belirli ve ama uzun bir süreçte yalnızca çocuk egemenliğinde devam ediyor. Okul sorumlusu büyük ile yer yer sokaklarda karşılaşılan kişiler dışında sadece çocuklar sahnededir. Ama ne var ki, buradaki çocuklar yalnızca erkektirler. Çünkü eril iktidar, çocuk da olsa, şayet minör iktidar biçimlerini benimseyecekse, bu en çok erkeğe uyar. Gerçekten de her şey büyüklerin iktidar tasarımına uygundur. Her iki çete ya da dernekte, birisinde Boka Janos (William Burleigh), diğerinde Feri Ats ve Pastzor kardeşler vardır, bunlar general/yönetici olurlar, çocuk birliklerini yönetirler. Derneğin yönetim şemasını ve kaidelerini belirleyen tüzüğü vardır. İş bölümüne göre genel sekreter belirlenir. Macunu kimin ağzında yumuşatacağına kadar her kural en ince ayrıntısına kadar, hiyarşik düzende sisteme büründürülmüştür.

Bazı büyüklere ait insanlık halleri de yok değildir. Örneğin Nemeçek’te (Anthony Kemp) baskın görünen sadakat duygusu. Ya da tersine, o affedilmez ihanet durumu. Bu kötü hisse, Gereb’e (John Moulder-Brown) aittir. İhanet, yönetici Boka için hata değerinde değildir, hata affedilebilir, ancak karşıt gruba giren ihanet asla affedilmez. Ancak pek büyükler de görülmeyen bazı hasletler de ekrana gelir. O da centilmenliktir. Tıpkı Nemeçek’in zatüre benzeri rahatsızlığa yakalanması sonrasındaki karşı grubun davranışlarında sergilendiği gibi. Her iki grup, herhangi bir hırsa bürünmeden, kendi masalsı dünyaları içinde çatışırlar. Ancak burada ne kan ne de göz yaşı vardır. Bir nevi çocuk oyunu gibi naifleştirilir. Büyükler için de sınır çizilmiştir.

Film de en dikkatimi çeken yanlardan birisi, ünlü Macar kadın oyuncularından Mari Törὅcsik‘in canlandırdığı Nemeçek’in annesinin, çocuk çatışmalarına müdahil olmaması ya da bundan özellikle sakınık gösterilmesidir. Çünkü, burada büyüklere yer yoktur. Ta ki, arsalara inşaatlar dikilene kadar. Çocuk coğrafyasında artık yeni bir düzen biçimi vardır. İşte bu andan itibaren çocuk hülyası son bulur, çocuklar düşlerini alır ve dağılırlar. Halbuki Ferenc Molnar ne demişti o güzel eserinde: “Budapeşte çocukları için boş arsa, bozkır, ova, çayır demektir. Bir taraftan artık yıkılmaya yüz tutan tahta perdelerle, diğer taraflardan da binalarla çevrilen bu bir karışlık toprak, onlar için sonsuzluk ve özgürlük anlamına gelir.

Betondan binalar için harçlar atılmış, çocukların düş/gerçek karışımı oyuncak tipli ülkeleri, orduları, birlikleri tıpkı bir toz dumanı gibi yok olmuştur. Bu öyleyse çocukların sokağı, dünyası değildir. Bu artık başka, bambaşka bir sokaktır.

Film notum:

 

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here