Chopin, Chopin!

Melankolik mi, Rock starı mı?

Chopin filmi başarılı olabilir, ama Chopin hayranlarının büyük bir düş kırıklığına uğrayacağını şimdiden söylemek yanlış olmaz. Çünkü çoğu Chopin hayranı, onun yabancı bir ülkede, Fransız Kralı tarafından vatandaşlıkla onore edilmiş olsa bile, vatan hasreti ve hastalık acısıyla melankolik besteler yapan, münzevi ve yalnız bir karakter olduğunu düşünüyor, filmdeki Chopin ise bir rock starı gibi yaşıyor!

OrtaKoltuk Puanı:

 

Müziğini, bestelerini çok seviyoruz, ama Chopin hakkında ne biliyoruz? Onu ne kadar tanıyoruz? Filmi seyrederken hiçbir şey bilmediğimi de anladım; itiraf ediyorum. Polonya asıllı ama Fransız kimliğine de sahip olmuş bu 19. YY’ın en ünlü bestecilerinden biri, sadece 39 yıl yaşamış ve daha ne kadar değerli eserler verebilecekken çok genç yaşta hayata veda etmiş. Nasıl yaşamış, nasıl yaratmış? Biyografik ve sıkıcı bir belgesel değil elbette, Chopin, Chopin! Sinema filmi biraz da seyirlik olmalı, hele şimdiki dönemde içinde aşk ve cinsellik olmalı.

Chopin Chopin filminin fragmanını gören Fransız seyircinin bile eleştirisi de bu; müzikten çok seks var, bu nasıl film?

Müziği için Paris

Polonya asıllı Chopin, müziğini yapmak ve bestelerini yazmak için geldiği Paris’te diğer müzisyenlerle bugünün rock starları gibi yaşamış! Gündüzleri para kazanmak için zenginlere piyano dersi vererek ve saraylarda piyano çalarak, burjuvaziye konserler vererek. Geceleri de arkadaşlarıyla çılgın gibi eğlenerek : İçerek, gezerek, sevişerek! En yakın arkadaşı ise müziği onun kadar parlamamış olan Liszt!

Anne piyanist

Hayatının anlatıldığı film, tıpkı kendisi gibi, Polonya, Fransa ortak yapımı. Annesinden piyano, babasından Fransızca dersleri alan ve müziğini ilerletmek için Paris’e giden küçük Chopin’in bu geçmişinden pek bahsedilmiyor. Chopin, Paris’te yaşıyor ama Polonya’ya olan bağlılığı ve sevgisini de hiç bırakmıyor, nitekim ölümünden sonra naaşının Paris’te gömülmesini ama kalbinin Polonya’ya götürülmesini vasiyet ediyor, ki filmde bu da yok. Ne mi var? Chopin’in aşkları, sevişmeleri, hastalığı, kan kusması! Sonuç olarak sinemadan bahsediyoruz, belgeselden değil. Yer yer dram, yer yer komedi, serüven.

1800’lü yılların Paris’i

Fransızlar ise en çok Paris sahnelerinin Paris’te değil de Bordeaux’da çekilmesine alınmış? Paris’te çekmek daha zor olduğundan olmasın?

Sinema seyircisi, dönem filmlerini elbette o dönemi gözünde canlandırdığı için de sever. 19. YY’ın Paris’i, daracık sokaklar, yağmur, çamur, atlı arabalar, paytonlar. Kabarık etekli kadınlar. Çılgın gece eğlenceleri, bir safahat ortamı ki ardından Fransız Devrimi’ni hazırlayacak ve ihtilal olacak, zengin aristokrasi yıkılarak burjuva egemenliği kurulacaktır.

Chopin, hayatını sürdürebilmek için ders ve konser vermekle vakit kaybederken bir yandan da bestelerini yazar. Ama sağlık sorunları her zaman en büyük sıkıntısıdır. Tıp henüz antibiyotiği keşfetmemiş, salgın hastalıklar insanları kitleler halinde öldürmektedir. Chopin yüzbinlerin öldüğü kolera salgınına yakalanmaz ama sürekli kan tükürmekte ve hastalığına ne o dönemin tıbbında ne de şifahanelerde çare bulunamamakta, belki de teşhis konulamamaktadır.

Verem mi?

Doktoru ona tüberkloz olduğunu söyler. O yıllarda bunun ırsi ve bulaşıcı olmayan bir hastalık olduğu zannedilmektedir, tedavisi ise yoktur, penisilin henüz bulunmamıştır.. Chopin, yıllar içinde zayıflayacak, ciğerleri tükenecek ve kan tüküre tüküre, ağrısını ve acısını unutmak için afyon yuta yuta ölecektir. Filmlerde spoiler vermek hiç adetim değil ama bu bir tarihi kişilik. Ne olduğunu da biliyoruz.

George Sand

Filmin en çarpıcı bölümlerinden biri de tek gecelik seksin dışında büyük aşk yaşadığı, zamanın ünlü sıra dışı yazarı George Sand’la ilişkisi. Chopin’e büyük bir aşkla bağlı olan George Sand da döneminin çok ötesinde bir sanatçı olarak Chopin’e aşık olur, seyahatlere götürür, başka hayatlar yaşatır, eşlik eder ama ona iyi gelmez, sonunda kendi yoluna gider, istemeyerek de olsa.

Chopin’in yakın arkadaşları, yanından hiç ayrılmayan doktoru ve hatta zorla kabul ettiği ama sonradan yeteneğine hayran kaldığı öğrencisi de onun bulaşmaz sandığı hastalığını kapacak ve ölümden kurtulamayacaktır!

Chopin olmak

Filmde Chopin’i Eryk Klum canlandırıyor, Chopin gibi Polonyalı ve onun yaşında olan aktör, daha önce de ödül almış, zor bir rol, ama üstesinden geliyor. Chopin’e benziyor olmalı, çok karakteristik, uzun ve ince bir burnu var, bütün yüzünü kaplayan, yakışıklı hiç değil ama müziğiyle dönemin bütün kadınları Chopin’e nasıl bayılıyorsa muhtemelen onun da fanları vardır!

Film başarılı olabilir, ama Chopin hayranlarının büyük bir düş kırıklığına uğrayacağını şimdiden söylemek yanlış olmaz. Çünkü çoğu Chopin hayranı, onun yabancı bir ülkede, Fransız Kralı tarafından vatandaşlıkla onore edilmiş olsa bile, vatan hasreti ve hastalık acısıyla melankolik besteler yapan, münzevi ve yalnız bir karakter olduğunu düşünüyor. Çizilen bu tatlı hayat çapkını ve daha çok Liszt’i andıran kişilik karşısında şoke olacaklarını ve kızacaklarını tahmin etmek mümkün. Chopin hakkında fazla bir şey bilmeyen geniş kitleler ise sinemanın büyüsüne kapılacak ve müzik ve tarih karışımı bu ilginç görsele hayran kalacak. Siz hangi taraftaysanız ona göre not verin.

Yönetmen : Michal Kwiecinski

Senaryo : Bartosz Janiszewski

Görüntü Yönetmeni : Michal Sobocinski

Kurgu : Bartlomiej Piasek, Piasek & Wójcik, Piotr Wójcik

Oyuncular : Eryk Kulm, Joséphine De La Baume, Victor Meutelet

Fransa-Polonya / Biyografi-Dram-Müzik / 133 Dk.

CEVAPLA

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz