Bir Kadının Hayatı / La Vie D’une Femme
BİR KADININ DUYGUSAL DÜNYASI
Bourgeois-Tacquet’nin “BİR KADININ HAYATI” yıkıcı bir aşk ilişkisi anlatıyor
Film 55 yaşındaki bir kadının arzuları, özgürleşmesi ve kendini yeniden keşfetmesini anlatıyor. Bir hastanenin servis şefi, başarılı cerrah Gabrielle, ailesi, hastaları ile ilgilenirken, Alzheimer hastası annesi güzel bir kadın yazarla tanışınca hayatı bambaşka bir kuluvara girer.
Charlene Bourgeois-Tacquet’nin “Bir Kadının Hayatı / La Vie D’une Femme”ı hayatın acı gerçeklerini işleyen son derece gerçekçi ve inandırıcı bir film. 40 yaşındaki yönetmen, senayo yazarı ve oyuncu, kısa metrajlı 2 filminden sonra ilk uzun metrajlı filmi “Anais’in Aşkları / Les Amours D’Anais” (2021) Cannes Film Festivali’nin Yönetmenler Haftası bölümünde gösterilmişti. 2. filmi “Bir Kadının Hayatı” (2026) aynı festivalin ana yarışmasında dünya prömiyerini yaptı. Film 55 yaşındaki bir kadının arzuları, özgürleşmesi ve kendini yeniden keşfetmesini anlatıyor. Film başarılı, gerçekçi, savaşçı bir servis şefi olan bir profesyonelin ailesiyle iş hayatını dengeli bir şekilde sürdürmek için sarfettiği çabaya odaklanıyor. Sorumlıuluk sahibi, becerikli cerrah Gabrielle (Léa Drucker) hastalarına, ailesine ve hasta annesine bakmak için sorunlara hep pozitif yönden yaklaşır. Tacquet’nin Fanny Burdino ile müşterek yazdığı ustalıklı senaryo, aksamayan ve ilgiyi sürekli ayakta tutan bir mizansen, uyumlu ve başarılı bir oyuncu kadrosu “Bir Kadının Hayatı”nı kusursuz bir film yapıyor.
Bir hastanede bölüm başkanı olan, çocuksuz profesör Gabrielle, kocası Henri’yi (Charles Berling) sever ama aşk, arzu ve yaşlanma üzerine sorgulamalar yaparken, annesi Arlette’in (Marie- Christine Barrault) Alzheimer hastalığının ağırlaştığını görür. Kendini tamamen işine adamış bir cerrah olarak Gabrielle sürekli hareket halindedir ve sorumluluklarının ağırlığı altında ezilmektedir. Ancak bu seçtiği hayattır; film kurduğu düzeni sarsmak için ne kadar ileri gitmeye hazır olduğuınu sorgular. Bir kadın romancı olan Frida’nın (Mélanie Thierry) yazacağı kitap için birkaç hafta boyunca bölümünde kalmaya geldiğinde, onu gözlemlediğinde Gabrielle’in dengesi sarsılır. Film “onun düzenindeki günlük hayatta beklenmedik olaylara yer var mıdır” sorusunu sorar. Duygusallık yüklü ancak asla duygusallığa kapılmayan, kaçınılmaz bir yıkıcı aşk ilişkisini anlatan konusuyla, filmde genç yönetmen duygular üzerine süregelen araştırmasını bu ikinci filminde sürdürüyor.
Film Gabrielle’in iki ameliyat arasında yaşadığı kaotik olayları özetleyen müthiş bir açılış sekansıyla başlıyor. Kendisine karşı ilgisiz ve bencil kocası Henri’yi her şeye rağmen seviyordur. Onu elde tutmak, özel hayatında eve döndüğünde yaşadığı stesler ve hastane krizi ortamında yaşamasına rağmen sorunları çözme başarısını gösterir. Çalıştığı devlet hastanesi çökmek üzeredir. Hiçbir şey yolunda gitmiyordur, ancak Gabrille kolay pes edecek bir kadın değildir, zorlukları aşıp mutlu olmaya kararlıdır. Ancak misafiri yazar Frida onun dengesini bozar. Kendisine ilgi duyduğunu belli eden Frida’ya uzun bir tereddüt sürecinden sonra yakınlaşmasıyla film bambaşka bir kuluvara girer. İki kadın yaptıkları bir İtalya seyahatinde, kendini hayatın akışına bırakan Gabrielle’in Frida’ya yakınlaşmasıyla ikili sıcak bir aşk ilişkisine kendilerini kaptırırlar.
Duygusallığı reddeden hassas senaryosuyla, keskin, etkileyici, zamana uygun, klasik bir şekilde işlenmiş film, kendi hayatının mimarı olan bir kadının portresini ekrana taşıyor. Kimlik, zamanın geçişi, değişme korkusu özgürleşme meseleleri üzerine kurulan filmde, hayatın acı gerçekleri, aile, fedakarlık, hastalık, demans ve iş ahlakı gibi temalar işleniyor. Film şu soruya cevap arıyor : “Gabrielle’in kendine kurduğu günlük hayat rutininde, beklenmedik olaylar yer var mıdır ?” Ayrıca “tutku olmadan hayatın ne değeri var ?” sorusunu da soran film, kadınların zekasına, cesaretine ve neşesine bir övgü niteliğide. “Anais’in Aşkları” ile çıkış yapan Charlene Bourgeois-Tacquet, günümüzün ellilerindeki bir kadının canlı portresini çizmede başarıya ulaşıyor. Duygu yüklü senaryosunda Tacquet- Fany Burdino ikilisi mükemmel karakter tahlillerine yer vermişler: işlerinde başarılı iki kadın, Alzheimer hastası bakıma muhtaç ama bencil bir anne, güçlü karısının gölgesinde yaşamanın sıkıntısını yaşayan bir koca.
Filmin senaryosunun ana teması şudur : Bir kadının sadece bir hayatı vardır ve neticede bir seçim yapmak zorundadır”. Romantik komedi “Anais’in Aşkları”nda Charlene Bourgeois-Tacquet’nin kullandığı aşk, arzu ve duygusal kargaşa temalarını “Bir Kadının Hayatı”nda bu kez daha ileri yaştaki bir kadın karakter üzerinden sürdürüyor. Mesleğini ihmal etmemek için çocuk isteyen ilk kocasından boşanmak zorunda kalan Gabrielle, ikinci cahilliğini yetişkin bir çocuk sahibi olan Henri ile yapmıştır. Kocasının ölümünden sonra hastalığı tırmanan Arlette’i bir bakım evine yerleştiren Gabrielle’e kız kardeşi : “Annemiz bizimle hiç ilgilenmezdi, sen bu maddi, manevi fedakarlığa neden katlanıyorsun ?” diye sorar. Kocası Henri : “Benden başka herkesi koruyor, arka çıkıyorsun “ diye sızlanır.
Fransa’daki kamu hastanelerinin sorunlarını otopsi masasına yatıran filmin kahramanları bir yandan hastanenin ağır çalışma koşullarıyla mücadele ederken, Gabrielle sağ kolu olan cerrah arkadaşının bir özel hastanede işe başlamak için istifa ettiğini öğrenir. Kendisine büyük destek sağladığı bu doktorun namkörlük ederek, haber vermeden onu müşkül durumda bırakması Gabrielle yeni yükler getirecektir. Kahramanımız diğer yandan eşi, annesi, ailesi ve kendi arzuları arasında sıkışıp kalır. Kadınların duygusal dünyasını yumuşaklık ve duyarlılık üzerinden ele alan Fransız yönetmen, Gabrielle’in hayatındaki asıl değişimin Frida’yla karşılaşmasından sonra ortaya çıktığının altını çizer. Film birkaç sürpriz içeren, izleyiciyi ters köşeye yatıran müthiş bir final bölümüyle noktalanıyor.
Özgünlüğüyle değil, oyuncularını mükemmel bir konuma yerleştirme becerisiyle öne çıkan filmde, yetenekleriyle göz kamaştıran Léa Drucker – Mélanie Thierry ikilisi ekranı aydınlatıyor. Burjuva bir kadın rolünde Léa Drucker yeteneği sayesinde, incelikli performansıyla, romantik komedi ve sosyal dramayı harmanlamada başarı sağlıyor. Bu yıl “137 Numaralı Dosya / Dossier 137” ile, “Velayet / Jusqu’a La Garde”dan sonra ikinci En İyi Kadın Oyuncu César Ödülünü kazanan Léa Drucker, her role eldiven gibi uyma becerisini bu son filminde de gözlere seriyor. “137 Numaralı Dosya”nın cesur, dürüst polis müfettişi Stéphanie ile “Bir Kadının Hayatı”ndaki cesur profesör Gabrielle’in yazgıları paralellik taşıyor. Her ikisi de işlerinde başarılı olmanın mükafatını görmüyor, ihanete uğrayıp pes etmek zorunda kalıyor. 20 yaş daha genç olduğu Gabrielle’in hasletlerinden etkilenip kendisini bir aşk ilişkisine davet eden yazar Frida rolünde Mélanie Thierry sakin ve güçlü performansıyla büyülüyor. Fransız aktrisin “Le Dernier Pour La Route” filmiyle kazanılmış bir En İyi Kadın Oyuncu César Ödülü var.
Alzheimer hastası anne Arlette’i oynayan, Fransız sinemasının ağır toplarından, 82 yaşındaki, Oscar adayı Marie-Christine Barrault filmde başarılı bir demans hastası rolünde tecrübesini konuşturuyor. Oyuncu kadrosunun başarısını tamamlayan, 68 yaşındaki sinema ve tiyatro oyuncusu Charles Berling filmin 3 müthiş kadın oyuncusuna ayak uydurmakta zorlanmıyor. Filmin prömiyerini yaptığı 79. Cannes Film Festivalinde, Léa Drucker – Mélanie Thierry – Marie-Chistine Barrault’dan oluşan 3 kadın oyuncusunun tümüne verilecek bir En İyi Kadın Oyuncu Ödülüne çok yakındılar. 20 yıl önce Cannes Film Festivali jürisi Pedro Almodovar’ın “Volver”inin, aralarında Pénelope Cruz’un bulunduğu 6 kadın oyuncusuna bu ödülü vermişti. Ancak bu yıl Cannes’ın Park Chan-wook başkanlığındak jürisi bu ödülü “Birdenbire”nin 2 oyuncusu, Virginie Efira ile Tao Okamoto arasında paylaştırılmasına karar verdi. Mükemmel Japoncasıyla Fransız Efira ile kusursuz Fransızcasıyla Japon Okamoto tercihine itiraz eden çıkmadı.
Yönetmen : Charlene Bourgeois-Tacquet
Senaryo : C. Bourgeois-Tacquet, Fanny Bourdino
Görüntü Yönetmeni : Néo Bach
Oynayanlar : Léa Drucker, Mélanie Thierry, Marie-Christine Barrault, Charles Berling, Laurent Capelluto, Agathe Dronne
Fransa-Belçika / Dramatik Komedi / 98 Dk.










