Dante’nin Elinden / In the Hand of Dante
Dante Yedi Yüz Yıldır İlham Kaynağı Olmaya Devam ediyor…
“Dante’nin Elinden” filmi edebiyat-sanat filmi, reenkarnasyon üzerinden giderek günümüzle bağlantı kurulmaya çalışılmış. Bu bağlantıyı sevmedim ben. Filmi anlamak için Dante’yi ve dönemin ressamlarını bilmek gerekir. İzleyicilere önerim “İlahi Komedya”yı okumamışlarsa en azından internetten fikir sahibi olduktan sonra filmi izlesinler. Sanatseverler filmden zevk alacaklardır. Zaten ben de hikayesinden çok metaforlarından, imgelerinden, göndermelerinden keyif aldım…
Dante yedi yüz yıldan fazladır edebiyata, sinemaya, sanatın her dalına ilham vermeye devam ediyor ve yüzyıllar boyunca da devam edecek gibi. Ben de şiirlerimde Dante’nin cehennemine gönderdiğim kişiler olur. Çok yakında paylaştığım şiirin bir bölümünü burada paylaşayım :
“İntiharsa niyetin dinleme Tanrı’yı
bir infilak yeter hatıraları silmeye
bekleme dönüşünü sabahın
geceden ayırt, Dante’den cehennem biletini
“İlahi Komedya” dokuzuncu kattan”
“Sabır” adlı şiirimi yıllar önce yazmıştım ve “Aşk ile Barış” kitabımda yer aldı ama ihtiyaç olunca yeniden paylaşma gereği duydum. Dokuzuncu kat cehennemin dibidir ve orada hainler, ihanetçiler vardır! Sekizinci katta ise sahtekarlar, din tacirleri, hırsızlar, iki yüzlüler, rüşvetçiler bulunur. Okuyucuların kafasında şu anda cehennemde hangi resimlerin oluştuğunu hissedebiliyorum. Bir dönem Dante başucu kitabımdı, birilerine kızdıkça onu cehennemin hangi katına göndereceğime karar vermek için açıp açıp kitaba bakardım…
Bugünlerde Rönesans ressamları ile çok meşgulüm. Floransa’da Uffizi müzesini gördükten sonra daha fazla ilgimi çekmeye başladı. Leonardo Da Vinci’yi uzun zamandır ilgi alanımdaydı zaten, hakkındaki kitapları okumuştum ve hayranlığım baki. Rönesans ressamlarını incelediğim şu günlerde filmi izlemek güzel bir tesadüf oldu….
İLAHİ KOMEDYA BAŞTAN SONA BEATRİCE’E ADANMIŞ ŞARKI
Dante, ömründe sadece dört kez gördüğü Beatrice’e aşık olur, ilk kez çocukluğunda bahçede oynarken, ikinci kez on sekiz yaşında yaşında kızı gördüğünde Beatriche evlenmiştir artık. Genç kadın yirmi beşli yaşlarda hastalıktan ölünce Dante artık deli divane olur, bu kederden kurtulmak için belki “İlahi komedya”yı yazar, orada cennet bahçelerinde Beatrice ile dolaşır. Ona ilahi bir anlam yükleyerek yedi yüz yıl yaşatmış ve sonsuza dek yaşatmaya devam edecektir.. Beatrice adı kendisi ile öyle özdeşleşmiş ki bu filmi izleyene kadar evli olduğu aklıma bile gelmedi… Yine “Leo’nun Memleketi” adlı şiirimin iki dizesi şöyle :
”Dante’nin hangi kapısında ilahi Beatrice aramaya geldim cehennem duvarını delen gülü…”
(Film de şiirsel metinlerle ilerlediği için benim eleştiri yazım da ister istemez şiir ile ilerliyor.)
Yönetmen, senarist Julian Schnabel ve yazar Nick Tosches vefa örneği göstererek Dante’nin platonik sevgilisinden ziyade karısı Gemma Donati’yi işlemiş. Evet bu filmin bana en önemli katkısı da bu oldu. Dante’nin dört çocuğunun annesi Gemma, kocası sürgündeyken ailenin bütün yükünü sırtlanmış, kahrını çekmiş kadını unutup biz hala Beatrice de Beatrice… Dante’de hayal kırıklığı yarattı, kitabında Gemma’ya hiç yer vermemiş, o yüzden belki biz karısı olabileceğini düşünemedik. Gemma’yı en azından cennete sokmadıysan da arafta elinden tutsaydın…
Film, Nick Tosches’in 2002 yılında yayınlanan aynı adlı In the Hand of Dante romanından uyarlanmıştır. Hikayenin tam ortasında yazarın bizzat kendisi var zaten. Yazarı ve Dante’yi aynı oyuncu canlandırıyor. Oscar Isaac iki ayrı karakteri canlandırmasının sebebi filmde belirgin şekilde hissedildiği gibi reenkarnasyon düşüncesidir. Nick kendisini Dante’nin ruhunda canlanmış hisseder ve karısı Giulietta (Gal Gadot) bizzat Gemma Donati’dir. Gadot’da 14. yüzyılda yaşamış Gemma ve 20. yüzyılda yaşamış Gemma’yı canlandırır.
Film açılışı, adada kurulmuş Boticelli’nin cehennem resmini çağrıştıran (ki mutlaka o resim düşünülerek yapılmıştır; zira sonraki sahnelerde yine “Venüs’ün Doğuşu” adlı tabloyu görüyoruz) sahne ile yapıyor. Dante o yapıda merdivenleri çıkıyor. Merdivenler cehennem katlarının metaforu. Filmin en dikkat çekici yanı da kuşkusuz görsel dili. Yönetmen Julian Schnabel, ressam kimliğinin de etkisiyle her kareyi bir tablo gibi kurmuş. Orta Çağ İtalya’sında geçen sahneler ile günümüzdeki mafya ve sanat dünyası arasında kurulan paralellikler zaman zaman büyüleyici bir atmosfer yaratıyor. Ancak bu görsellik bazen hikâyenin önüne geçiyor. Bence hikaye iyi olmadığı için sanatın öne geçmesi filmi kurtarmış…
Filmde Al Pacino‘nun küçük bir rolü var. Mafya dünyasıyla bağlantılı “Uncle Carmine” (Carmine Amca) karakterini canlandırıyor. Bu karakter, Dante’nin el yazmasının peşindeki modern zaman hikâyesinde yer alıyor ve olayların suç dünyasıyla kesiştiği bölümde önemli bir figür olarak karşımıza çıkıyor…
Senaryo geçmiş ile şimdiki zaman ile paralel bir ilişki kurarken tezatlığa düşüyor. Dante’nin manevi yolculuğu, kayıp el yazmasının peşindeki suç hikâyesi ve Nick Tosches’in kişisel arayışı aynı potada eritilmeye çalışılmış.
Açıkçası Dante yolculuğunun mafya dünyası ile kesişmesi bende hayal kırıklığı yarattı. Modern anlatımların bazen böyle bir açmazı olabiliyor…
Özetle Dante Alighieri’nin ünlü eseri İlahi Komedya etrafında dönen tarihî bir anlatı gibi görünse de, film aslında geçmiş ile günümüz arasında gidip gelen, sanat, tutku, suç ve takıntı üzerine kurulmuş karmaşık bir hikâye anlatıyor…
Yönetmen : Julian Schnabel
Senaryo : Julian Schnabel, Louise Kugelberg
Hikaye : Nick Tosches
Görüntü Yönetmeni : Roman Vasyanov
Kurgu : Louise Kugelberg, Marco Spoletini
Oyuncular : Oscar Isaac, Gal Gadot, Gerard Butler, Jason Momoa, John Malkovich, Al Pacino, Martin Scorsese
Drama, Polisiye, Gizem, Gerilim / 150 Dk.










