Dönme Dolap

WOODY ALLEN DE ARTIK YAŞLANIYOR MU?

(Wonder Wheel)/ Yönetim ve senaryo: Woody Allen/ Görüntü: Vittorio Storaro/ Oyuncular: Kate Winslet, Justin Timberlake, Jim Belushi, Juno Temple, Tony Sirico, Jack Gore, David Krumholtz/ Amerikan filmi
İngiliz Guardian gazetesi kadar acımasız olmalı mıyım? Ve de bu filmi ”Allen’in son dönemdeki en kötü filmi” diye nitelemeli miyim?
Gerçek bir Allen hayranı, onun sanatına ve inanılmaz verimine hayran biri olarak bunu yapmam kolay değil. Hele o görkemli açılıştan sonra…
Ki bu açılış NewYork’un birzamanlar eşsiz eğlence sahili olan Coney İsland boyunca uzanan plajı, 1950’lerdeki haliyle ve tüm dinamizmiyle karşımıza getiriyor. Sihirbaz sinema ustası İtalyan Vittorio Storaro, yakın dönemin enfes filmi Café Society’den sonra yeniden bir Allen filmine yerleştiriyor kamerasını…Ve bize New York’lu Allen’in kuşkusuz çok iyi yaşayıp bildiği bir mekanın ve zamanın eksiksiz bir yansımasını veriyor.


O dekor içinde ilginç insanlarla tanışıyoruz. Vaktiyle oyunculuğa heves edip tökezlemiş, bulduğu gerçek  aşkı kendi hatası yüzünden elinden kaçırmış, sonraları kaba-saba ve alkolik bir adama sığınmış, ilk kocasından ‘piroman’  (yangın ve ateş meraklısı) bir oğlu olan, sürekli başağrısını günde 8 aspirinle susturan, alabildiğine mutsuz bir kadın…Ginny.
Eşi Humpty ise karısını yitirmiş, kızı Caroline daha 20 yaşında evi terkedip bir gangsterin peşinden gitmiş talihsiz bir adam. Sahildeki dönme dolabı işletiyor. Ve yeniden içkiye başlamak için fırsat kolluyor.
Ve olaylar gelişiyor. Carolina birden çıkıp geliyor: peşinde Mafyacı kocasının adamları olduğu halde…Ginny plajın  cankurtaranı Mickey’le tanışıyor ve giderek onda son bir aşk umudu buluyor.  Vs. vs. .


Sanki usta bir yazarın elinden çıkmış gibi başlayan diyaloglar, bizlere Allen’in uzun yaşam deneyiminden ilginç sayfalar sunuyor. Hem hayli duygusal, hem de insanoğlunun  bitmeyen serüveninden simgelerle donatılmış, zaman zaman tiyatroya ve Eugene O’Neill’e selam sarkıtan senaryoya hayran oluyor, karakterlere bağlanıyorsunuz.
Üstelik fonda tüm Allen filmlerindeki gibi dönemin ünlü şarkıları çalıyor: Harbour Lights, Yoıu Belong to Me, Kiss of Fire gibi. Ve kulaklarımızı okşuyor
Ama işler hep böyle gitmiyor.  En azından bana göre, hikaye bir süre sonra banalleşiyor, sıradanlaşıyor. Ve giderek ‘repetitif’ (tekrarlara dayalı) bir nitelik ağır  basıyor: konuşmalarda, durumlarda, davranışlarda. Özellikle de Ginny’in bitip tükenmeyen yakınmalarında…Bu da hem hikayeyi, hem de filmin temposunu hayli kötü etkiliyor.


Bu arada o yangın meraklısı küçük çocuğun son derece ilginç kimliğinin hiç işlenmeden orta yerde bırakılması da beni şaşırttı. Zaten film genelde önümüze ilginç bir malzeme getirdiği halde bunu işleyememiş gibi duruyor.
Allen’in son dönemdeki en başarılı filmi saydığım Blue Jasmine- Mavi Yasemin’i andırıyor film…Dönem ve baş karakter (Ginny) açısından…Ama onun kadar iyi değil. Burada suç Kate Winslet’de değil. O da Cate Blanchett kadar iyi oyuncu.
Ama galiba asıl sorun şu: Woody Allen yaşlanıyor. Ve kendisini tekrar etmeye başlıyor. Birçok sanatçının başına geldiği gibi…

Film notum:

7 YORUMLAR

  1. Atilla Beye t24 te yazdığı ayrılış yazısı için, bir hatırlatma yapayım. İlk Recep ivedik filmi için ne demiştiniz. t24 okuyucusu diye ayrım yapmayın. Hepimiz aynı yolun yolcusuyuz. Kapitalist sistem de büyüyen mahlukat.siz insan diyorsunuz.

  2. “Hayat mücadeledir. Hayatta sadece iki önemli husus vardır. Yenmek ve yenilmek. Biz OrtaKoltuk olarak yayın hayatımızda hep yenmeye çalışacağız. ”
    Kimi yeneceksiniz?

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here